Vermediler artık Tramp’ın ödülünü

Machado Nobel “Barış” Ödülü’nü alınca, kendisini ilk kutlayanlardan birisi de Ekrem İmamoğlu oldu. Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş. İradesini efendilerinin kanlı ellerine teslim etmiş ve onlardan siyâsî ikbal dilenen insanların dilinde “demokrasi, özgürlük, halkların iradesi, onur, adalet” gibi kelimeler duymak, Mona Lisa tablosu üzerine ilkokul çocuğunun sulu boya fırçası ile çizeceği bir “Cin Ali” resmini görmek kadar can sıkıcı, nefret uyandırıcı, mide bulandırıcı ve kahredici geliyor. Allah hem ülkemizi hem de tüm dünya halklarını böylesi kullanışlı aparatlardan ve ipleri Gepetto Usta’nın elinde olan Pinokyo’lardan muhafaza eylesin…

MEHMET Şeker Abimiz, Nobel Barış Ödülü Komitesi’ni buradan uyarmış, “Verin artık Tramp’ın ödülünü” demişti.


Gerçi ben Tramp’a “artık” yerine “çatlak” veya “manyak” gibi bir sıfat vermeyi daha münasip bulurdum.


Tramp’ın ödülünü Venezuela’dan muhalif lider(!) Maria Corina Machado’ya vermeyi uygun görmüşler. Belki de oylamayı Eurovision Şarkı Yarışması’ndaki gibi bir usulle yapmışlardır. “Ten points goz to… Corina… Şak şak şak…”


Eee, ne olcek şimdi? Tramp’ı da küstürdük, sahi savaşları artık kim durduracak kuzum? Tramp “Bana ne canım, ne hâliniz varsa görün. Ve dahi yiyin birbirinizi…” derse ve çekirdek çitleyen servisçi abiler gibi dünyadaki savaşları izlemeye başlarsa hâlimiz nice olacak?


Durduk yere Nobel Barış Ödülü’ne talip değildi hâliyle Tramp. Yedi ayda yedi savaşı durdurduğu ve barış sağladığı ile böbürlenip duruyordu sarı saçlım, mavi gözlüm. Ben de siz değerli okurlar için “Bu yedi savaş hangileri acep?” sorusunu kendime sorup küçük bir araştırma yapayım bari dedim. Elimize yapışacak değil ya.


Bunlardan ilki İran ile İsrail arasında sağlanan “barış”, ki malumunuz bu “barış”, ABD’nin 28 saat mesafeden B2 uçakları ile gelip İran’ın tepesine bomba yağdırması ile gerçekleşen bir “barış”… Gerçi ortada imza altına alınmış bir barış anlaşması da yok ama neyse…


Yani ABD için “barış” savaşın zıttı değil, mütemmim cüzü. ABD şu anki topraklarında barış içerisinde yaşıyorsa, Kızılderili yerlilerin köklerini kuruttuğu içindir.


Tramp’ın durdurduğu(!) bir diğer savaş da Pakistan ile Hindistan arasında birkaç gün süren ve aslında Türkiye’nin Pakistan tarafına şartsız-şurtsuz verdiği desteği ile çok da büyümeden ve uzamadan biten savaş…


Hatta Hindistanlı üst düzey bir subayın, Hindistan savaş uçaklarının düşürülmesinin arkasında Türkiye’nin teknolojisi olduğunu bildiklerini söylediği videolar da hâlâ internet ortamında duruyor. Bu savaşı da kendisinin bitirdiği vehminde Tramp.


Tramp tarafından bitirilen(!) üçüncü savaş da Ruanda ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti arasındaki savaşmış. Oxford Üniversitesi’nde görevli tarih profesörü Margaret MacMillan’a göre, “Kongo ve Ruanda arasında çatışmalar hâlen devam ediyor, yani ateşkes hiçbir zaman işlemedi”.


Yalancıya bak sen! Tramp’tan iyi biliyor sanki. Bir de okumuş, profesör olmuş. Tramp, Oxford’a yapılan destekleri de kessin de görün siz! Açlıktan nefesiniz koksun!


Dördüncü savaşımız da Tayland ile Kamboçya arasındaki “savaşmış” meğer. “Savaş” dediğime de bakmayınız. Bu savaşımsı şey, iki ülke sınırında bir haftadan az süren bazı gerginliklerden ibaretmiş, o kadar…


Yani bizim mahalleden Binnaz Teyzemiz o sınıra gitse, ellerini böğürlerine koyup “Gavgetmen guzuuum!” diye bağırsa, zaten duracak bir şeymiş. Zaten barış görüşmelerinde ev sahipliğini Malezya yapmış ve konuyu kapatmış aslında.


Tramp da zaten bitmiş olan bu savaşımsı şeyin ardından kontörlerine kıymış, iki ülkeyi aramış, uslu durmazlarsa gümrük vergilerini düşürmemekle tehdit etmiş. İki ülke de oturmuş oturdukları yerde. Öyle işte…


Kaça geldik? Beş mi? İnanmayacaksınız ama Tramp’ın “bitirdiği” beşinci savaş da Azerbaycan-Ermenistan savaşıymış. Valla!


Zaten bitmiş olan bir savaşı, iki yıl sonra yeniden bitirmek de kolay bir iş değil sonuçta. Takdire şayan. Az biraz daha zorlasa Ridaniye, Mercidabık ve Otlukbeli Savaşlarını da bitirmeyi başarabilirdi Tramp aslında! Aklına gelmemiştir belki de.


Tramp oturma organını da yırtsa, bu barış da Türkiye’ye yazar. Buradan Tramp’a ekmek çıkmaz.


Geldik altıya… Sıradaki “bitirilen” savaşımız Mısır ile Etiyopya arasındaymış. İki ülke arasında her ne kadar Nil Nehri’nin suyunun paylaşımı konusunda bazı gerginlikler varmışsa da ortada savaş denebilecek bir durum hiç olmamış.


Halihazırda da iki ülke arasında görüş ayrılıklarını giderebilecek herhangi bir anlaşma filan da yokmuş. Varsa da sadece uslu çocuklar görebiliyordur belki de.


Ve yedinci savaşımız da Sırbistan ile Kosova arasındaki “savaşmış”. Bu fasılda da mevzu şöyleymiş: 


Tramp 27 Haziran’da bir açıklama yapmış, “Sırbistan ile Kosova savaşacaktı, çok büyük savaş çıkacaktı. Ben de ‘Bunu yaparsanız ABD ile ticaret yok’ dedim. Onlar da ‘Peki, o zaman savaşmayalım bari’ dediler…” demiş. Konu bundan ibaret.


Aslında bir “savaşı” böylece başlamadan bitirmiş Tramp. Önleyici hekimlik gibi bir şey.


Öyle işte. Etti mi size yedi!

***


Tramp, durdurması gereken sekizinci savaşı için pelerinini omzuna geçirdi, mavi taytını giydi ve soluğu Mısır’da aldı. Öncesinde Tel Aviv’de bir mola vermeyi uygun gördü abimiz.


Tramp, hazır Tel Aviv’e gitmişken de iade-i ziyaret babından İsrail Parlamentosu’nda bir konuşma yaptı. Aslında yaptığı konuşmanın her satırında Nobel Barış Ödülü’nü nasıl da hak ettiğini gözlerimize bir kez daha soktu.


Bu “tarihî” konuşmada dünya barışı için çok önemli mevzulara parmak bastı kendisi.


Meselâ kızı Ivanka ile damadı Kushner’in harika bir evlilikleri varmış, ne kadar da mutlularmış. Allah mesut bahtiyar etsin, ne diyelim.


Meselâ İsrailli General da çok muhteşem işler yapmış. Kendisi bir kahramanmış. Keşke Hollywood’da film çevirseymiş ya.


Bibi (yani Netanyahu) Gazze’de muhteşem bir iş çıkarmış. Barış için harika şeyler yapmış!


Bibi kendisinden birçok silah ve bomba istemiş. Bunların çoğunun ne olduğunu ve ne işe yaradığını bile bilmiyormuş Tramp. Ama ne istediyse vermiş. Ve Bibi bunları “barış” için çok güzel bir şekilde kullanmış!


Bibi sadece barış istemiş. ABD nasıl ki kökü kurutulan Kızılderililer ile barış içinde yaşıyorsa, İsrail de Gazzeli bırakılmamış bir Gazze’de benzer bir barış içinde yaşamayı hak ediyor olmalı.


Ha bu arada Sayın Cumhurbaşkanı Herzog! Bibi, hediye babından üç beş şişe viski, sekiz on paket puro aldıysa ne olmuş? Bunlar rüşvet mi sayılır İsa aşkına? Bibi hakkındaki yolsuzluk dâvâsını kapatıp kendisini affetsenize canım!


Bibi çok zor bir adammış ve Tramp onu bu yüzden seviyormuş.


Ve bunun gibi siyaset muhabirlerinden çok magazin muhabirlerinin ilgisini çekecek eften püften şeylerle goygoyunu yaptı Tramp İsrail Parlamentosu’nda ve defalarca ayakta alkışlandı.


Bir ara bu “epik” konuşma iki parlamenterin “Filistin’i tanıyın!” şeklinde protestosu ile inkıtaa uğramışsa da, bu kendisini bilmez münasebetsiz parlamenterler yaka paça dışarı atılarak parlamentoda yeniden “barış” iklimi sağlanmış oldu. Bu lüzumsuz protesto girişimi de bu muhteşem konuşmanın nazar boncuğu olsun artık.


Tramp’ın konuşmasını Bibi baştan sona pişmiş kelle gibi sırıtarak dinledi. Ve Bibi’yi ekranda her gördüğümde “Gülerken mi yoksa somurturken mi daha çirkin oluyor?” diye düşündüm, karar veremedim.


Bu serenattan ve aldığı alkışlardan sonra cûşa gelen Tramp, oldu bittiye getirip Bibi’yi de uçağının terkisinde Mısır’daki barış görüşmesine getirecekti az kalsın.


Erdoğan’ın kemikli duruşu olmasaydı elleri kanlı Netanyahu’yu diğer ülke liderleri arasında sırıta sırıta dolaşırken izlemek zorunda kalacaktık Allah muhafaza. Erdoğan postayı koyunca Bibi’nin başkaca acil bir işi çıkıverdi. Bu mevzu başlı başına bir başka yazı konusudur ve bir iki cümleyle geçiştirilecek bir vaka değildir. Bu konuya ilk fırsatta yeniden döneceğim inşallah.


Gazze’deki kırılgan ateşkes sürecini ve ateşkes şeraitini şimdilik bir başka yazımıza bırakarak konuyu toparlayalım inşallah.

***


Hasılı Tramp’ın anasının ak sütü gibi helâlinden hak ettiği “Nobel Barış Ödülü” Venezuela’dan muhalif lider(!) Maria Corina Machado’ya gitti.


Peki kimdir bu kadın?


Machado, Gazze’deki soykırıma rağmen bila kayd-ı şart İsrail’i ölümüne destekleyen bir aparat…


Seçilmiş Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu devirmek için ABD ve İsrail’den askerî müdahalede bulunmasını isteyecek kadar şereften yoksun bir yumuşakça…


Maduro devrildikten sonra da Venezuela’nın büyükelçiliğini Kudüs’e taşımayı planlayan bir bit yavrusudur Machado.


Tepeden tırnağa Siyonist uşağıdır kendisi. Demokrasiye ve halkın iradesine değil, kendisini oralara getiren “ele” inanır sadece.


Bizdeki “Ordu göreve” diyenler, FETÖ’nün tanklarını alkışlayanlar, her darbeye şakşakçılık ve yardakçılık yapanlar, ülkesini yurtdışına şikâyet edenler, Avrupa ve ABD’den ülkemize müdahale için dilenenler neyse, işte Maduro da ülkesinde bunların tamamının ete kemiğe bürünmüş hâlidir!


Machado Nobel “Barış” Ödülü’nü alınca, kendisini ilk kutlayanlardan birisi de Ekrem İmamoğlu oldu. İmamoğlu tutuklu olarak bulunduğu hapishaneden -nasıl oluyorsa artık- attığı tivitinde içinde “demokrasi, özgürlük, onur, adalet, inanç, halkların iradesi” gibi kelimeler geçen epik, lirik, didaktik cümleler sarf etmiş Machado hakkında.


Machado, Venezuela’da demokrasi ve özgürlük mücadelesi veriyormuş. Onun bu “onurlu” başarısı, otoriter rejimlerin gölgesinde yaşayan tüm halklar için ilham vericiymiş. Türkiye’yi kastediyor kendisi. Türkiye’ye kurban olun siz!


Diktatörlüklerin, baskıların ve hukuksuzlukların hüküm sürdüğü partisinde, -pardon- dünyada “halkların iradesini savunan cesur liderler”, insanlığın ortak geleceği için umut kaynağıymış.


Daha fazlasını paylaşmayı midem kaldırmıyor inanınız.


Bir söyleyene bakıyorum, bir söylenenlere bakıyorum, bir de kime söylendiğine bakıyorum. Midem bulanıyor desem yeri var!


Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş. İradesini efendilerinin kanlı ellerine teslim etmiş ve onlardan siyâsî ikbal dilenen insanların dilinde “demokrasi, özgürlük, halkların iradesi, onur, adalet” gibi kelimeler duymak, Mona Lisa tablosu üzerine ilkokul çocuğunun sulu boya fırçası ile çizeceği bir “Cin Ali” resmini görmek kadar can sıkıcı, nefret uyandırıcı, mide bulandırıcı ve kahredici geliyor.


Allah hem ülkemizi hem de tüm dünya halklarını böylesi kullanışlı aparatlardan ve ipleri Gepetto Usta’nın elinde olan Pinokyo’lardan muhafaza eylesin. Milyon kere âmin…


Kalınız sağlıcakla efendim…