Sinemanın önemini fark etmek

Netflix’in hemen hemen bütün yapımlarında mutlaka ama mutlaka LGBT karakterler var ve işin tuhafı, bu sapık kişilikler, muhakkak “iyiler”! Netflix dizilerindeki herhangi bir gey, lezbiyen, trans ya da ne karın ağrısıysa, kesinlikle “kötü” değil! Bütün sapkın kişiler, sanki gökten inmiş melekler…

Noel Baba ile Dede Korkut

BİZE misafirliğe gelmiş olan ailenin tek çocuğu Elif Nur, ilkokul öğrencisiymiş. Geldikten sonra iki saat geçti, Elif’ten çıt çıkmıyor. Elinde bir tablet bilgisayar var, gözünü ondan ayırmadan bakıyor. Sonunda dayanamadım, yanına gidip oturdum. “Ne yapıyorsun Elif?” diye sordum. “Tabletten film izliyorum” dedi.

-Ne filmiymiş bu?

-Bir tanesi bitti, şimdi ikincisine bakıyorum.

-Konusu ne?

-Noel Baba ve çocuklar…

-O da kim?

-Noel Baba’yı bilmiyor musun? Hani yılbaşı geceleri çocuklara hediye getiren kırmızı elbiseli yaşlı adam…

Beynime sanki bir ok saplanmış gibi oldum. “Noel Baba sana da hediye getirdi mi Elif?” diye sordum. Lüleli sarı saçlı, yeşil gözlü Elif Nur, gözünü ilk defa ekrandan ayırarak bana baktı, gözlerinden bir şüphe bulutu geçti ve bana cevap verdi: “Hayır!”

-Peki, arkadaşlarından birine bir şey getirmiş mi?

-Hayır!

-Öyleyse böyle biri yok, öyle değil mi?

Şiddetle itiraz ederek bana kızdı: “Var! Ben kaç tane filmini seyrettim. Olmasa filmini yapmazlar.”

Dilim damağım kurumuştu. Bu esnada Elif’in annesi ve babası hararetli bir sohbete dalmış hâlde dünyayı kurtarıyordu.

“Haklısın” dedim küçük kıza, “Haklısın… Noel Baba olmasaydı filmini yapmazlardı. Peki, sen Dede Korkut diye birini duydun mu?”. İki saniye kadar düşünen Elif, başını olumsuz mânâda salladı, “Hayır, duymadım” dedi ve yeniden elindeki tabletin ekranına bakmaya başladı. Anlaşılan konuşmamız bitmişti.

Batman ile Tarkan

Komşumuzun 5 yaşındaki oğlunun üstünde meşhur Yarasa Adam kostümünü görünce “Oo, süper kahraman olmuşsun!” dedim. Kollarını uçuyormuş gibi havaya kaldırarak güldü: “Evet, Betmen!” “Yarasa Adam değil mi?” diye sorunca şiddetli bir itiraz geldi: “Hayır, Betmen!”

-Batman mı?

-Anlamıyor musun? Betmen, Betmen!

-Ama sen okuyamasan bile göğsünde Batman yazılı. Ben de o nedenle Batman dedim…

-Betmen diyorum sana!

-Sen tanıyor musun bu Betmen'i?

-Evet, çok güçlü biri o. Bütün kötüleri dövüyor.

-Ya, demek öyle… Nerede yaşıyor peki?

-Gatım’da…

-Gotham şehri değil mi?

-Hayır ya, Gatım!

-Peki, sen Tarkan veya Kara Murat’ı duydun mu?

-Iıh duymadım…

-Hani Tarkan’ın kocaman bir kılıcı var. Uzun sarı saçlı… Yanında da Kurt var…

Sonunda “Üf, sıkıldım!” dedi ve uzaklaşarak gitti.

Netflix dizilerindeki cinsel sapkınlık

Birkaç yıldır dünyadaki internet trafiğinin yüzde 15’ini tükettiği ifade edilen Netflix şirketinin dizilerinden seyrettiğiniz oldu mu bilmiyorum. İşim habercilik ve sinema olduğu için, sanal âlemdeki görsel-işitsel mecrada yayınlanan pek çok dizi ve filmi takip ediyorum. Hepsini seyretmesem de konularını okuyor, seyirci yorumlarına bakıyor, popüler olan film ve dizileri not alıyor ve fırsat buldukça izliyorum.

İşte bu Netflix’in hemen hemen bütün yapımlarında mutlaka ama mutlaka lgbt karakterler var ve işin tuhafı, bu sapık kişilikler, muhakkak “iyiler”! Netflix dizilerindeki herhangi bir gey, lezbiyen, trans ya da ne karın ağrısıysa, kesinlikle “kötü” değil! Bütün sapkın kişiler, sanki gökten inmiş melekler…

Bu arada Avrupa’nın sesi olan haber ajansı Euronews de lgbt haberlerini büyüterek ve köpürterek vermek için deliriyor. Euronews’ten gelen lgbt haberlerini okurken midem kalkıyor. Son yıllarda Batı kaynaklı yapılan film, dizi, reklâm ve tanıtımlarda üzerine bastıra bastıra bir lgbt propagandası yapılıyor. Meseleye uzaktan bakılınca, “bu propaganda” net olarak görülüyor. Ama miyop iseniz ve gözlük kullanmıyorsanız bir şey göremezsiniz.

Geçenlerde, “İnternete RTÜK denetimi gelecek” diye bir şayia yayıldığında, Türk-İslâm düşmanı ne kadar gazeteci ve entelektüel bozuntusu varsa Netflix’i savunmak için sıraya girdiler. Meğer Netflix demek, “özgürlük ve demokrasi” demekmiş. Hani Murat Bardakçı yazınca öğrenmiştik; Cumhuriyet’in ilk yıllarında gökte ay tutulunca Türkiye’de irtica hortluyordu ya, işte bu da onun gibi bir şey…

“Netflix’ime dokunma” kampanyaları bile düzenlendi. Sonunda RTÜK ve Hükûmet’ten gelen “Yok kardeşim öyle bir şey” açıklamaları üzerine şimdilik sular duruldu.

İşte bu Netflix’in dizileri sadece kendi kanalında yayınlanmıyor. Ne kadar illegal dizi sitesi varsa, bu filmleri indirip kendi mecralarında yayına sokuyor ve on binlerce genç de “bedava” olarak izliyor. Bu “korsan” olarak tarif edilen film sitelerindeki izleyici yorumlarına baksanız, Türkiye’nin de bir lgbt cenneti olduğunu sanırsınız. Meğer cinsel sapık olmak ne kadar matah bir şeymiş; bilmiyordum, öğrendim.

“Sinema” deyip geçmeyin

Ebeveynler, öğretmenler, dedeler, nineler ve devlet adamlarımız, o çok sevdikleri çocukların ve gençlerin eline verdikleri internet bağlantılı cep telefonları, tabletler ve bilgisayarların aslında ne kadar büyük bir kültürel dejenerasyonuna yol açtığının kesinlikle farkında değiller. “Bizi rahat bıraksın da...” diye başlayan cümlenin devamını dinlememize lüzum yok. Evet, çocuklar ve gençler için okulda öğretilenlerin ya da kendilerine empoze edilmeye çalışılan bilgilerin hiçbir önemi yok. Genç nesil, elindeki mobil cihazlara ve ondan öğrendiklerine inanıyor, güveniyor, itibar ediyor.

Anneler ve babalar, ellerindeki ekrandan gözünü ayırmayan çocuklarına “Ne yapıyorsun?” diye sual ettiklerinde “Dizi seyrediyorum” deyince, “Ha demek öyle, güzel” deyip geçiyorlar. Hâlbuki o diziler ve filmlerin tesirinde kalan gençlerin beyinleri nasıl iğdiş ediliyor, kumara, uyuşturucuya, hırsızlığa, yalana, üçkâğıtçılığa, kolay yoldan para kazanmaya ve fuhşa ne şekilde teşvik ediliyor, farkında bile değiller. “Film, sinema” deyince orta yaş ve üzeri insanların aklına ilk gelen, kendilerinin çocukken seyrettikleri kovboy filmleri ya da macera dizileri oluyor.

Hâlbuki emperyalistler eskiden para ve mâkâm vaatleriyle “hain” satın alırlardı; şimdi ise öyle değil, satın almaya gerek yok. Romanlar ve filmlerle beyinlere zerk edilen “zehir”, gün gelince kullanılmaya meyilli pek çok hain namzedini hazırlıyor. Tıpkı “uyuyan casusluk hücreleri” gibi...

ABD’nin başını çektiği film sektörünün öneminin farkına varan Doğulu ve Batılı pek çok ülke, kaliteli ve cazip filmler üreterek insanları etki altına alıyor. Son senelerde Kore, İran, İskandinav, Hint ve İspanyol filmleri Hollywood yapımlarıyla baş edecek kadar iyi eserler çıkarıyorlar. Kaç tane Güney Kore film sitesi var, biliyor musunuz? Kaç tane gencimiz Korece öğrenmek için kurslara gidiyor, online lisan kurslarına katılıyor, bir fikriniz var mı? Kültür emperyalizmi dünya üzerindeki bütün gençleri etkiliyor, kendi toplumuna, benliğine ve geleneklerine düşman ediyor.

Sinema ve dizi film sektörü bu kadar tesirli hâle gelmişken, “Bizim” diyemeyeceğim “yerli” yapımcılarımız ise Türk kültürüne hizmet için değil, ceplerini doldurmak için rezalet “şeyler” üretiyor ve idarecilerimiz de bu vaziyeti uzaktan kös kös seyrediyorlar.