Yenikapı ruhu “millî mutabakat” ile hayat buldu

Bütün bu gelişmeler Sayın Erdoğan’ın “Yalnız olduğumu biliyorum” çıkışının siyâsî açıdan ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. Ancak bu siyâsî yalnızlığın, artık adım adım resmîleşen millî birlik ittifakı ile son bulması yakın görünüyor.

GEÇTİĞİMİZ ay Erdoğan ve Bahçeli arasında “yeni seçim dönemi” ve “AK Parti-MHP mutabakatı” konularında bir görüşme yapıldı. Yenikapı mitingi ile başlayan yakınlaşma süreci, referandumla beraber bir adım ileriye taşınmıştı. Bu samimî yakınlaşma, “resmî bir ittifak olmasa bile” Bahçeli’nin 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olması hâlinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleme kararı alacağını belirtmesi ile millî bir ittifaka dönüştü.


Bu yakınlaşma, Türk siyasetinin bence son yıllardaki en büyük ve en önemli olayı! Hatta iddia ediyorum, bu olay siyaset tarihimizin dönüm noktalarından olmaya aday! Çünkü kökleri aynı olan muhafazakâr kesim ile milliyetçi kesim, ilk defa bu kadar yakınlaştı ve ortak olarak hareket etmeye başladı. Türk siyasetinde millî bir cephe oluşmaya başladı. Merhum Türkeş ve Merhum Erbakan’ın mirasları bu yakınlaşma ile nihaî amacına ulaşmış olacak. Konjonktür, geçmişte defalarca konuşulan ama bir türlü gerçekleşmeyen bu birlikteliğe nihayet uygun hâle geldi. Samimî olarak belirtiyorum, bu birlik ve beraberlik biraz daha ileriye götürülebilirse, Bahçeli ve Erdoğan’ın en büyük siyâsî miraslarından biri olacak.


Bu yakınlaşma, 2016 yılında MHP’ye yapılması plânlanan operasyonun engellenmesi ile başladı. Operasyonun amacı, Devlet Bahçeli ve ekibini partiden uzaklaştırmak ve yerlerine “kumanda edebilecekleri” yeni bir başkan ve ekibin atanması idi. Bu plânı gerçekleştiremediler. İddialara göre bu plânın tersyüz edilmesinde Sayın Erdoğan’ın da girişimleri ve destekleri olmuştu. 15 Temmuz gecesi ve sonrasında ise Sayın Bahçeli, gerçek bir devlet ve siyaset adamı olarak iktidara, özünde ise Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıktı.  Bahçeli, yapılmak istenen operasyonun karşısında durdu, iktidarı ve Cumhurbaşkanı’nı şartsız ve kayıtsız olarak destekledi. Yenikapı Mitingi ile başlayan birlik ve beraberlik ruhu, iki liderin özverili ve samimî duruşu ile devam etti. Bahçeli, 16 Nisan’da yapılan tarihî referandumda duruşunu değiştirmedi. 


Bu millî birlik ve beraberlik duruşunun ne kadar zarurî ve kıymetli olduğunu, son bir yıldır bölgemizde yaşanan olayları görünce daha iyi anlamış olduk. Zira bölgemizde adım adım bize yaklaşan bir işgal harekâtı varken, sınırlarımızdaki komşu devletler bir bir parçalanırken, terör örgütleri başta ülkemize karşı olmak üzere artık resmen silahlandırılırken, yapılması gereken her türlü çekişmeyi bir kenara koyarak, birlik ve beraberlik içinde hareket etmekti ihtiyaç duyulan. Bahçeli liderliğinde MHP, bütün o gizli hesapları ve plânları altüst ederek devletin ve milletin bekası için iktidarın arkasında durdu. Şer ittifakı, millî ittifak karşısında bozguna uğradı.


Bütün hesaplar 2019 seçimleri için yapılıyor


Şimdi bütün hesaplar 2019 seçimlerine göre yapılıyor. Şu an ufukta bir erken seçim görünmüyor. Yerel seçimler önemli ama herkes asıl Kasım 2019’da yapılacak olan başkanlık seçimine odaklandı. Herkes Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşması için bu seçimin dönüm noktası olduğunu biliyor.


Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP, Yenikapı biatını bozdu. Aslına bakarsanız, millî birlik ve beraberlik tablosunda zaten bu zihniyetin yeri olamazdı. Neyse ki kendisinden beklendiği gibi, hem de kısa süre içinde kurulan millî birlik cephesinin karşısında yerini aldı. 


Kılıçdaroğlu, uzun yıllardır söylediğimiz gibi ısmarlama bir proje. Bırakın siyâsî bir lider olmayı, memur dahi olmayı hak etmeyen basit bir karakter. Muhalefetten, millî birlik ve beraberlik gerektiren durumlarda iç siyaseti ve kısır çekişmeleri bir kenara bırakıp, milletin ve devletin bekası için ne gerekiyorsa ona göre hareket etmesi beklenir. Kılıçdaroğlu ve mevcut CHP zihniyeti dışarıdan verilen talimatlara göre hareket ediyor. MHP’yi millî duruşundan dolayı eleştiren CHP, şer ittifakının değirmenine su taşımaktan başka bir iş yapmıyor.  


MHP’yi dizayn edemeyen şer odakları, İYİ Parti’yi kurarak milliyetçi ve muhafazakâr kesimden oy çalmaya, oluşturulan millî cepheyi zayıflatmaya çalışıyorlar. “Yüzde 51’lik Evet blokundan alınacak birkaç puanla her şey değişebilir” diye düşünüyorlar. Ancak evdeki hesap çarşıya uymayacak ve yapılan her şer plânda olduğu gibi bu plân da tutmayacak. Meral Akşener, ne kadar parlatmaya çalışırlarsa çalışsınlar başarılı olamayacak. Halk, kontrolü dışarıdaki “kuklaları” artık hemen fark ediyor. İYİ Parti etrafından kenetlenen o eski siyasetçiler, makam mevki hesabı yapan çıkarcılar ve bahsettiğim uzaktan kumanda ile talimat alanlardan başkaları değiller. Eskiden de ciddî bir ağırlığı ve hacmi olmayan bu siyasiler, İYİ Parti’ye herhangi bir artı sağlamayacakları gibi, halk nezdinde de asla muteber olamazlar. Ve göreceksiniz, yakın süreçte bu partinin kimler tarafından nasıl ısmarlandığı belgelerle ortaya çıkar diye düşünüyorum. 


BBP, Topçu başkanlığından sonra yapılan yanlışları sürdürmeyecek gibi görünüyor. Sayın Destici, şu an kurulan bu millî birlik paktına destek veriyor. Umarım bu destek böyle devam eder. Yoksa merhum Yazıcıoğlu’nun değerli mirası BBP de siyâsî tarihimizde sadece bir isim olarak kalacak.


Saadet Partisi’nin inadından vazgeçmesi lâzım. Erbakan Hoca’nın dâvâsına ihanet etme pahasına, tıpkı CHP gibi şer ittifakının değirmenine su taşımaya devam ediyorlar. Saadet Partili vatandaşlar, Erbakan Hoca’nın hatırına dâvâlarından vazgeçmediler. Ancak böyle giderse ortada ne Saadet Partisi, ne de o eski dâvâ kalacak.


Şer ittifakının yüzsüz siyaseti


Asıl beklenmedik çıkış Sayın Gül’den geldi. Eski Cumhurbaşkanımız, her nasılsa o şer ittifak blokunun gazına gelmeye başladı. Düne kadar Cumhurbaşkanlığını kabul etmedikleri, eşinin başörtüsü dolayısı ile kendisi ve ailesine sürekli hakaret ettikleri, Cumhurbaşkanlığını bir türlü sindiremedikleri Abdullah Gül’e bugün her şeye rağmen sarılmaları, bu şer ittifakının düştüğü rezilliği, siyasetlerinin yüzsüzlüğünü ve maksatlarını açık seçik gösteriyor. Bu büyük saçmalığı daha büyük bir saçmalık yapan ise, Sayın Abdullah Gül’ün bu saçmalığa meydan verecek açıklamalarda bulunması veya gerektiği durumlarda tam tersine konuşmaması. 


Düne kadar Sayın Bahçeli, Erdoğan ve iktidara en sert ve en ağır muhalefet eden liderlerden biriydi. Fakat yaşanan son gelişmeler karşısında bütün siyâsî hesapları bir kenara bırakarak, iktidarın ve Cumhurbaşkanı’nın yanında oldu. Ancak düne kadar dâvâ arkadaşı olan, sayesinde Başbakan ve hatta Cumhurbaşkanı olan Gül’ün bu birlik ve beraberlik ruhunu zedeleyici ve yıpratıcı açıklamalarda bulunması anlaşılır değil. 


Gül’ün özellikle FETÖ ile mücadelede iktidara ve Erdoğan’a gerekli desteği sağlamadığı görüşündeyim. Gerektiği zaman ve durumlarda konuşmaması, gerekmediği zaman ve durumlarda konuşması, hem Cumhurbaşkanı’na hem iktidara, hem de bu birlik ve beraberlik ruhuna büyük zarar veriyor. Halk nezdinde imajını zedelediği gibi, ciddî itibar kaybına da yol açıyor. 


Bütün bu gelişmeler Sayın Erdoğan’ın “Yalnız olduğumu biliyorum” çıkışının siyâsî açıdan ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. Ancak bu siyâsî yalnızlığın, artık adım adım resmîleşen millî birlik ittifakı ile son bulması yakın görünüyor. Hayırlara vesile olsun!