Sayın Gül’e mektup

Günceli iyi takip ettiğiniz şüphesiz. Gerek spordaki başarılara kutlamalar, gerek şehitlere taziyeler, gerekse uluslararası haberlere yaptığınız kritiklerle dolu sayfanız. Suudi Arabistan'ın kadınlara araba kullanma yasağını kaldırmasından dolayı Kral ve Prens’i kutlamayı ihmâl etmemişsiniz, tebrikler! Kudüs konusunda da ABD’yi uyarmayı unutmamışsınız...

SAYIN Abdullah Gül, “@11CBofis @cbabdullahgul

‘Çok büyük ihtimâlle buradan yazdıklarımı görmeyeceksiniz bile. Görseniz de ‘Trol!’ der, geçersiniz. O damgayı vurmuşsunuz sizin gibi düşünmeyenlerin üstüne bir kere! Ama benim size başka bir yolla ulaşma imkânım yok. Hâl böyle iken, alkışım da, protestom da bu sosyal paylaşım sitelerine muhtaç” şeklindeki mesajı ve devamını Twitter hesabınıza yazmak istedim. Ama bu kadarıyla bile karakter sınırlamasına takıldım. Bu yüzden de size bu mektubu yazmayı uygun gördüm.


Çok büyük ihtimâlle buradan yazdıklarımı da görmeyeceksiniz. Görseniz de “Trol!” der, geçersiniz. O damgayı vurmuşsunuz sizin gibi düşünmeyenlerin üstüne bir kere. Ama benim size başka bir yolla ulaşma imkânım yok. Hâl böyle iken, alkışım da, protestom da bu mektuba muhtaç.


Peki ya siz? 


Yola birlikte çıktığınız, size Başbakanlık koltuğunu gönül rahatlığı içinde ve altın tepside sunan, sonrasında rüyalarınıza bile giremeyecek Çankaya Köşkü günlerinizin önüne kırmızı halıyı seren dostunuz, ağabeyiniz Erdoğan'a bir telefondan daha mı uzaksınız artık? Öyle olmadığını, istediğiniz anda tek tuşla Erdoğan’a ulaşabileceğinizi hepimiz biliyoruz. İyi de, gördüğünüz bir hatayı 80 milyonun gözüne sokarak ifşa etmek yerine bir telefon açarak, “Ağabey, şuradaki ifadeyi şöyle düzeltsek, daha iyi olmaz mı?” demek, daha şık olmaz mıydı? 


Şık olmasını bırakalım bir yana, çok daha etkili olacağı da muhakkak. Zira dediğinizde haklısınız. Evet, bahse konu KHK maddesi gerçekten acemice; hatta belki de acelece yazılmış ve özellikle muhalefetin eline koz vermeye müsait bir madde. Sizin de ifade ettiğiniz gibi, darbeye karşı canını ortaya koyan bu halk, bu korumayı hak ediyor; ama onları siyasetin kaygan zeminine malzeme etmemek adına daha doğru ifadeler kullanılabilirdi. Dolayısıyla size eleştiri içeren bu mektubu yazmama sebep olan konuda size sonuna kadar katılıyorum. Ama...


Ben, sizin gibi siyasetçi değilim. Sözümün önünü arkasını, yerini zamanını düşünmediğim zamanlarda bu, ancak kendime zarar verir. Ama sizin ağzınızdan, kaleminizden, parmaklarınızın dokunduğu tuşlardan çıkanlar öyle mi? Siz, “dâvânın” kurucu kadrosundansınız. İşte tam da bu yüzden, o kutlu dâvâyı baltalamak isteyenler için sizin muhalefetiniz “Şam’da kayısı”! Siz muhalefet ettikçe, muhalefetin ne demek olduğunu bilmeden senelerce muhalefet koltuğunda oturanlar, sizden feyz alıp sizi referans göstermeye başlıyorlar. Son dönemde FETÖ medyasının kaç kere sizin beyanlarınıza sarıldığından haberiniz vardır mutlaka. 


Twitter hesabınızı takip ediyorum. Ancak gözden kaçırdığım bir şey var mıdır diye epeyce geriye dönüp yazdıklarınızı hatırlama fırsatı buldum. Günceli iyi takip ettiğiniz şüphesiz. Gerek spordaki başarılara kutlamalar, gerek şehitlere taziyeler, gerekse uluslararası haberlere yaptığınız kritiklerle dolu sayfanız. Suudi Arabistan'ın kadınlara araba kullanma yasağını kaldırmasından dolayı Kral ve Prens’i kutlamayı ihmâl etmemişsiniz, tebrikler! Kudüs konusunda da ABD’yi uyarmayı unutmamışsınız. İslâm İşbirliği Teşkilâtı'nda, Türkiye’nin öncülüğünde alınan, ardından da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan çıkan Kudüs kararları ve bu kararlardaki Erdoğan baskısı gözünüzden kaçtı herhâlde. Zira konuyla ilgili ne bir tebrik, ne de bir eleştiriye rastlayamadım aynı sayfalarda.


Hangi çelişkiyi öne çıkarsam, bilemiyorum. Boydak’lara ânında sahip çıkmanızı mı, referanduma konu olan başkanlık sistemini eleştirmenizi mi? “Dış politikada dostlarımızı arttırmalıyız” demenizi mi, helikopterle kaçan FETÖ’cüleri iade etmeyerek düşmanlığını perçinleyen Yunanistan'a tek bir cümleyi bile çok görmenizi mi? Siyâsî kariyerinizi tehlikede gören eşinizin “intifada” isyanına ses çıkarmamanızı mı, Bahçeşehir Üniversitesi’nde Hükûmet’in dış politikasını yerden yer vururken “Önce kendimizi düzeltmeliyiz!” demenizi mi?


O kadar çok çelişki var ki üzerinde konuşabileceğimiz... Ama benim merak ettiğim, demokrasi vurgusuyla OHAL'i eleştiren Abdullah Gül, nasıl oluyor da kendisiyle aynı görüşte olmayan sosyal medya kullanıcılarını trol olmakla suçluyor. Siz demokratik hakkınızı kullanıp gerekli gördüğünüz konularda açıklama yapabilecekken, neden o açıklamaları onaylama mecburiyeti yüklüyorsunuz sırtımıza? Hassasiyetle üzerinde durduğunuz demokrasi anlayışınız bu mu?


Sizi, Arınç'ı ve Erdoğan'ı aynı ailenin fertleri gibi görmüşken, beraber kurduğunuz Yeni Türkiye hayâline sizlerle ortak olmuşken, “Çankaya’da imam istemiyoruz” diyenlere inat, “Cumhurbaşkanı adayımız Abdullah Gül kardeşimdir" cümlesini avuçlarımız patlayıncaya kadar alkışlamışken, ne oldu da kırılan kol, yen içinde kalmadı? Ne oldu da konuşamaz oldunuz? AK Parti’ye gönül verenlerin gönlüne taht kurmuşken, ne oldu da HDP'nin, FETÖ'nün, CHP'nin diline ortak oldunuz? Kraliçe’nin davetlerini kaçırmazken, hâlâ “Partim” dediğiniz AK Parti'nin kuruluş yıldönümlerinde bile neden yoktunuz?


Sahi, AK Parti'nin hiç mi olumlu bir icraatını görmüyorsunuz? Erdoğan hiç mi doğru bir lâf etmiyor takdirinizi hak edecek? Ya da dünya aslında çok dost Türkiye’ye de bize düşmanca görünen hiçbir hamlelerine o yüzden mi tıkınız çıkmıyor? NATO tatbikatındaki densizlikler de mi uykunuzdan uyandırmadı sizi? Size bu muhalefet gömleğini kim giydirdi Allah aşkına? Üzerinize cuk oturduğu kesin de biz yakıştıramıyoruz hâlâ!


Hakkınızda sürekli siyâsî projeler üretiliyor. Yeni bir parti kurma plânlarınız da konuşuldu, 2019 için çatı adayı olmanız da. Davutoğlu AK Parti kariyerinizi bitirmiş, İYİ Parti de siyâsî hayâllerinize ara vermiş gibi görünüyor. Artık size AK Parti’de ağabeylik görevi kalmıştır, bunu da kaçırmayın!


Ben, kurulduğu günden beri AK Parti'ye gönül vermiş bir vatandaşım. Ama derdim parti değil. Benim derdim memleket, gücümüz yettiğince de ümmet… AK Parti'ye gönül vermemin sebebi Erdoğan, Erdoğan'a gönül vermemin sebebi de ufkumuza nakşettiği o büyük dâvâ. Bu dâvâ uğruna birçoğumuz gibi ben de canımı vermeye hazırım. Sizin de aynı dâvânın neferi olduğunuza inancımız ise her geçen gün azalıyor. Bize, size olan güvenimizi geri veriniz! Sizi “AK Dâvânın Abdullah Ağabeyi” olarak görmemize izin veriniz. Size hüsn-ü niyet besleyen milyonların gönlünü daha fazla hüzne gark etmeyiniz.


Bu millet, düşmana bilerek/bilmeyerek hizmet edenlerin akıbetini çok gördü. İngilizlerin sömürge zihniyetine hizmet edenlerin bugün bir kısım vatandaş tarafından ilâhlaştırılmış olması sizi aldatmasın. O bir istisna... FETÖ’ye hizmet edenlerin tarihe hangi utançla yazılacağıdır referans alınması gereken. Zira o FETÖ, hem İngiliz sömürgecilerinin, hem Amerikan emperyalizminin, hem Haçlıların tarihsel ezikliklerinin, hem de Siyonizm terörünün ortak oyunu olarak sahneye koyulmuş bir piyestir. Bu piyesin güzel ülkemdeki figüranları da CHP, PKK ve son olarak da İYİ Parti'dir. Sizin son dönemde iktidarla ilgili tüm eleştirileriniz de bu figüranlara sufle oluyor. Lütfen vazgeçiniz!


İş işten geçmedi. Ve iş işten geçmeden dâvânıza ve liderinize destek pozisyonuna geri dönmeniz hepimiz için hayırlısı olsa gerek. Bırakın, tarih sizi Erdoğan'ın Abdullah Gül kardeşi olarak yazsın. “Kraliçe’nin uşağı Ekselans Gül” olarak hatırlanmaktan evlâdır herhalde...


Devam etmesini dilediğim saygı ve sevgilerimle...