Nedenleri ve muhtemel sonuçlarıyla İran protestoları

İran’daki kriz iyi yönetilemezse, gelecek süreçte hem bölgesel, hem de uluslararası nitelikte bir krize davetiye çıkaracaktır. Öyle ki bu kriz, sadece İran’ı değil, başta Türkiye olmak üzere Rusya ve Çin gibi büyük güçleri ile Suriye, Lübnan, Yemen ve Irak’ı olumsuz etkileyecektir.

BİR evvelki yılın ulusal ve uluslararası sorunlarını devralarak yeni bir yıla giriş yaptık. Son yıllarda, başta ülkemiz olmak üzere bölgesel ve uluslararası düzeyde haraketli ve hararetli gelişmelere şahitlik ettik. Ortadoğu’da sular hiç durulmazken, ABD, uluslararası düzeni tehdit etmeye ve kaosa sebep olacak açıklama ve kışkırtmalara devam etti. Bu bağlamda, yeni bir yılın ilk günlerinde uluslararası gündemi belirleyici nitelikte iki önemli gelişmeyi 2017 yılının son günlerinden 2018’e taşımış olduk. 


Bu iki gelişmeden ilki, ABD Başkanı Donald Trump’un Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmesiydi. Diğeri ise, İran’da başlayan halk ayaklanması/gösterileri idi. Her iki meselenin ortak yönü ise, temelinin ABD’ye dayanmasıdır. Başka bir deyişle, meseleyi alevlendiren başaktör, ABD’dir!  


Bu makalemizde, İran’da meydana gelen gelişmeleri analiz edeceğiz. 


İran’da ilk olarak 28 Aralık 2017 tarihinde başlayan gösterileri basit bir tepki olarak değerlendirmek doğru değildir. Aksine İran gibi kendine has karakteristik özellikleri olan bir ülkede başlamış olan bu gösterileri çok yönlü okumak gerekmektedir. Bu bağlamda her ne kadar ülke içi toplumsal ve siyasal bir hareket olsa da, bir yandan da uluslararası sistemde yaşanan problemlerin yansıması olarak değerlendirilmelidir. 


İç bağlamda söz konusu gösteriler, İran’daki mevcut sistemin birbiriyle olan uzlaşmazlığı ve İran halkının ekonomik ve sosyal taleplerinin gerçekleşmemiş olmasının bir sonucu gibi durmaktadır. İran halkının ayaklanmasının başlangıçtaki sebebi ekonomik olmuştur. Ancak ilerleyen süreçte tepkiler siyasal bir boyuta ulaşmış olup, iç savaş sinyalleri vermeye başlamıştır. Rejim karşıtlarıyla rejimi destekleyenlerin karşı karşıya gelmesi sonucunda siyasal bir ayrışmadan ziyade, mezhepsel bağlamda da -ki var olan- kutuplaşmayı alevlendirecektir. Sünnî liderlerin krizle birlikte ortaya koydukları tutum ve açıklamalar, bu bölünmenin habercisi niteliğindedir. Başka bir deyişle, Sünnî liderler halkın dinî, hukukî ve ekonomik bağlamdaki özgürlük taleplerinin yerine getirilmesi gerektiği yönünde açıklamalarda bulunarak göstericilere destek vermişlerdir. 


Tarih boyunca İran gibi etnik ve dinî nüfus bakımından zengin ülkeleri zayıflatmak, istikrarsızlaştırmak için kullanılabilecek en önemli araç, hiç kuşkusuz bu zenginlik unsurlarını kullanarak halkı kışkırtmak olmuştur. Dolayısıyla bölgede etkin olmak isteyen ABD ve İsrail, İran’daki gösterilere bizatihi müdâhil olmuş, hatta gösterileri başlatan gizli ana aktörler olmuşlardır. Çünkü her iki aktör için de İran, bölgede durdurulması gereken bir güç hâline gelmiştir. 


ABD doları dışındaki para birimleriyle ticaretini gerçekleştiriyor olması, Rusya ve Çin ile ilişkilerini geliştirmesi, petrol taşımacılığının büyük bir oranına sahip olması, nükleer silah konusundaki ısrarcı tutumu gibi sebeplerden ötürü İran, hem ABD, hem İsrail, hem de bu ikisinin güdümünde hareket eden Suudi Arabistan için siyasal, ekonomik ve askerî düzeyde bir tehdit unsuru olmuştur. Dolayısıyla bu tehdidi, sokakları alevlendirerek ortadan kaldırmak ve yeni bir İran inşâ etmek ya da İran’ın iç savaşla bölgedeki hâkim gücünü kırmak hedeflenmektedir. 


Sonuç olarak İran’daki kriz iyi yönetilemezse, gelecek süreçte hem bölgesel, hem de uluslararası nitelikte bir krize davetiye çıkaracaktır. Öyle ki bu kriz, sadece İran’ı değil, başta Türkiye olmak üzere Rusya ve Çin gibi büyük güçleri ile Suriye, Lübnan, Yemen ve Irak’ı olumsuz etkileyecektir. İran’ın olmadığı ya da yeni bir İran’ın olduğu uluslararası sistemin güç dengelerinden uluslararası ittifaklara kadar birçok unsurun etkilenmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla İran’da yaşanan bu kriz kontrol edilemezse, Arap Baharı’nın yaşandığı diğer ülkelerden çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalınacaktır. 


Türkiye ve İran bölgede tampon ülke konumunda olduklarından, bu iki ülkede yaşanacak olan istikrarsızlık, bölgenin güvensizleşmesi sonucunu doğuracaktır. Dolayısıyla Türkiye bölgede istikrar ve güven ortamını önemsediğinden, son dönemlerde ABD ile yaşanan gerginliğe de dayalı olarak İran’daki protestoların dış müdahale olmadan çözülmesini talep etmektedir.