İran: Öfkeli ve umutsuz bir toplumun isyanı

28 Aralık’ta başlayan toplumsal protestolar, toplumun derinliklerinde biriken doğal bir sosyal ve psikolojik patlamadır. İran’daki toplumsal olayları yeni bir devrim veya rejimin yıkılmasının başlangıcı olarak okumaksa yanlıştır. Mevcut İran rejiminin uzun bir süre daha ayakta kalma gücüne sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu son olayların, toplumu rejime karşı daha tepkili hâle getirdiğini, toplumun rejimden radikal bir kopuş süreci içine girdiğini görmekteyiz.

İRAN’da başlayan toplumsal protestolar ve tepkiler, bütün dünyanın gündemine sıcak bir konu olarak oturmuştur. İran’da olup bitenler bütün dünya kamuoyunun dikkatini çekmesine rağmen, dünya İran’daki bu hâdiselerin ne anlama geldiği konusunda büyük bir kafa karışıklığı yaşamaktadır. 


İran’daki toplumsal protestolar konusunda herkes kendine göre yorumlarda bulunmaktadır. İran olayları, çok boyutlu analizleri, tartışmaları ve yorumları gerektiren bir olgudur. İran’daki protestolar konusunda farklı görüşler ortaya konulmasına rağmen, karşımızda duran ortak sosyal gerçek şudur: İran’da toplum, otuz dokuz yıldır devam eden Mollalar saltanatı rejimine karşı büyük bir öfke ve tepki duymaktadır. 


Mollaların kontrolündeki rejimin sosyal, siyasal ve ekonomik gelişmeler sağlayabileceğinden toplum, umudunu kesmiş durumdadır. İran’daki mollalar saltanatı rejimi, toplumdan kopuk bir şekilde var olan totaliter bir baskı rejimidir. İran’ın birçok şehrinde gerçekleşen toplumsal protestolar, toplumun rejimden radikal bir şekilde kopma sürecine girdiğini göstermektedir. 


İran’da bir toplumsal protesto geleneği mevcuttur. Doksan iki ve doksan beşli yıllarda insanlar, Rafsancani yönetimine karşı sokaklara dökülmüştür. 2009 yılında ise “Yeşil Hareket” denilen reformcuların örgütlediği kitlesel hareketler gerçekleşmiştir. 


İran’da toplum, sürekli olarak rejimin neden olduğu ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlara karşı tepkisini göstermeye çalışmıştır. Son toplumsal gösterilerin İran’ın neredeyse tamamına yayılması ve geniş bir sosyal katılıma sahip olması, İran gibi tehlikeli bir ülkede sıra dışı görünmektedir. 


İran, her şeyden önce büyük bir korku imparatorluğunun adıdır. İnsanlar, büyük riskleri göze alarak canları pahasına seslerini ve taleplerini kitlesel protestolarla dünyaya duyurmaya çalışmışlardır. Kitlesel gösterilerin dayandığı sosyal taban, genelde düşük gelire mensup toplumsal gruplardan oluşmaktadır. Başka bir ifadeyle, rejimin dışladığı, ötekileştirdiği ve mağdur bıraktığı sosyal kesimler sokağa çıkmışlardır.


İran’da mollalar rejimi, reform yapma yeteneğine ve kapasitesine sahip değildir. Rejim, Hatemi ve Ruhani gibi isimleri reformcu olarak toplumun önüne çıkardı ve toplumun reform talebini bu tarz sahte siyasal mühendislik projeleriyle kontrol altında tutmaya çalıştı. Toplum, şimdiye kadar reformcu olarak işbaşına gelen yöneticilerin hayatlarında ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan rahatlama sağlayacak politikalar uyguladığına tanıklık yapmış değildir. 


Geniş toplumsal kesimler, İran’da reform vaadinin ve reformcu siyasetçi kurgusunun artık bir yanılsamadan başka bir şey olmadığına inanmaktadır. Reformcu ve muhafazakâr olarak kurgulanan ayrımın aslında yapay bir kurgu olduğunu, reformcu veya tutucu olarak bilinen bütün yöneticilerin tek amacının İran’da mollalar nizamını ayakta tutmak olduğunu toplum düşünmektedir. İran’da toplum, rejimin yani nizamın reformcu olamayacağına inanmaya başlamıştır.


Aynı İran, farklı tablolar: Zengin rejim, yoksul halk


28 Aralık’ta Meşhed şehrinde başlayan toplumsal protestolar, çok kısa süre içinde İran’ın Nişabur, Kirmanşah, İsfahan, Hemedan, Kazvin ve Hürremabad gibi kırka yakın şehrine yayılmıştır. Başkent Tahran’da dahi eylemlerin düzenlendiğini not etmemiz gerekmektedir. Yüksek fiyatlar, yoksulluk, işsizlik ve hayat pahalılığı gibi ekonomik gerekçelerle sokaklara dökülen insanlar, çok kısa sürede rejim ve Hameney karşıtı sloganlar atmaya başlamışlardır. Toplum, yaşadığı bütün olumsuzluklardan rejimi ve sözde “dinî lider” olarak görülen tek adam konumunda olan Hameney’i sorumlu görmektedir. 


Hameney ve rejim, toplumun rahatsızlığını, öfkesini ve taleplerini anlayacak ve onlara kulak verecek demokratik ve barışçıl bir olgunluğa ve akla sahip değildirler. Hameney, Amerika ve İsrail başta olmak üzere, İran’a düşman olan dış güçlerin kendilerine karşı ittifak oluşturduğunu, onları para, silah, siyaset ve istihbarat araçlarını kullanarak İran’ı istikrarsızlaştırmaya çalışmakla suçlamıştır. Hameney’e göre toplumda hiçbir sorun bulunmamaktadır; olan bitense dış güçlerin bir komplosundan başka bir şey değildir. 


Hameney’e bağlı Devrim Muhafızları komutanları, rejimi protestolara karşı koruyacaklarını ve dış güçlerin kuklası olarak kitlesel protestoları bastırmak için güç kullanacakları tehditlerini savurmuşlardır. Protestolarda ortaya çıkan talepleri anlamayan Hameney ve rejim yöneticileri, kitlelere karşı güç kullanmak suretiyle sosyal olan bir sorunu silahla bastırma şeklindeki baskıcı militarist anlayışlarını harekete geçirmişlerdir. Rejimin emperyalist dış komplo ve manipülasyon söyleminin aksine İran’da gerçekleşen olaylar, mevcut nizama tepki duyan, meşru çerçevedeki ekonomik, sosyal ve siyasal taleplerini dile getirmeye çalışan gerçek bir sosyal olgunun kendisini ortaya çıkardığını söyleyebiliriz. 


Toplumsal protestolar, rejimle beraber “İslâm Devrimi” söyleminin toplum nezdinde ciddî bir itibar ve meşruiyet kaybına uğradığını göstermektedir.


İran rejiminin her tarafını yolsuzluk ve çürüme sarmış durumdadır. Ülkenin mafya tarzı metotlarla yönetilmesinden dolayı mollalar büyük bir zenginleşme içinde iken, geniş halk kitleleri ise yoksul, işsiz ve umutsuz bir şekilde yaşamaktadır. İran’da, yolsuzluğun önleneceğine, yolsuzluğa karşı sahici tedbirlerin alınarak yönetimin şeffaflaşacağına ve hesap verebilirliğine toplum inanmamaktadır. 


Hameney, Devrim Muhafızları ve mollalar, bizzat yolsuzluğun merkezinde yer almaktadırlar. Yolsuzluk üzerine kurulu bir mafya ekonomisi olarak sürdürülen İran’ın iktisadî hayatı, yaşanan bütün sosyal ve siyasal rahatsızlıkların kaynağını oluşturmaktadır. Hameney ve rejim yolsuzluk üzerine kurulu ekonomik sistemin devamını korumaya çalışırken, toplum yolsuzluk düzeninin değişmesi talebinde ısrar etmektedir.


Yaşamak için ekmeğe ihtiyaç duyan İran halkı, Hameney ve rejime karşı büyük bir tepki duymaktadır. Protestolardaki hedef de Hameney ve rejimdir. Ekonomik sorunları protesto etmek için başlayan kitlesel gösteriler, çok kısa sürede kolaylıkla Hameney ve rejim karşıtı bir içeriğe kavuşmuştur. Toplumsal açıdan yaşanan rahatsızlık, fiyat artışlarına gösterilen basit bir tepki değildir. Toplum, Hameney liderliğinin ve rejimin kendi haklarını, hayatlarını ve ekmeklerini tehdit eder boyuta gelmesine tepki duymaktadır. Kitlesel protestoları, geniş toplum kesimlerinin rejimin bütün unsurlarına karşı olan tepkisini ve rahatsızlığını gösteren önemli bir toplumsal ve siyasal olgu olarak değerlendirmek lâzımdır.


İran’daki soruna nasıl bakmalı?


İran’daki sorun, yıllardır süren ambargodan ve ekonomik problemlerden kaynaklı olmaya indirgenmeyecek kadar köklüdür. İran rejimi, ambargo ve ekonomik sorunlara rağmen nükleer enerji ve silahlar üretecek dev bir altyapı kurmuş, milyarlarca dolarlık harcamalarla “Devrim Muhafızları” ve “Basiç” denilen militer yapıları finanse etmektedir. Toplum, 1979 yılından beri kendileri açısından hiçbir şeyin değişmediği kanaatindedir. 


79 öncesi İran’da Şah ve etrafındaki küçük bir grup, ülkenin bütün ekonomik kaynaklarını sömürürken, 79 sonrasında da mollalar ülkenin bütün kaynaklarını sömürmeye devam etmiş ve iktidarlarını güçlendirecek birçok baskı ve kontrol mekanizması yaratmışlardır. Şah ve Molla rejimi, halkı yönetimden dışlama, halkı yoksullaştırma ve güçsüzleştirme şeklindeki ortak politikayı değişmez strateji olarak uygulamışlardır. Toplum, İran gibi dev bir ülkenin küçük bir azınlık grup tarafından sömürülmesine tepki duymaktadır ve azınlık, Molla rejiminin baskı, şiddet ve silahla varlığını daha fazla sürdüremeyeceğine inanmaktadır.


Nükleer silahlara sahip olan, uzun menzilli füzeleriyle güç gösterisi yapan ve Ortadoğu coğrafyasının tek hâkimi olmak için emperyal ve yayılmacı politikalar uygulayan İran rejimi, Tahran-Bağdat-Şam-Beyrut-Sana şeklinde beş başkenti yönetmekle övünmekte, Tahran’dan Beyrut’a kesintisiz bir şekilde devam eden Şii-Pers kuşağını gerçekleştirmekten dolayı kendisini dev aynasında görmekte ve önünde durulmaz güç olarak kendisini uluslararası güç mücadelesinde konumlandırmaktadır. 


Her açıdan Rusya gibi bir süper gücün desteğine sahip olan İran, içeride ve dışarıda her istediğini yaptırabilecek güçte kendisini görmektedir. Beş başkenti yönetmekle övünen İran rejimi, toplumsal protestolar sonucunda kendi başkentini yönetemeyen aciz bir yönetim olarak dünyanın karşısına çıkmıştır. Toplum, rejimin Suriye’de, Lübnan’da, Yemen’de ve Irak’ta emperyal politikaların peşinde gitmesi yerine, kendi hayatlarını iyileştirecek politikalar uygulamasını istemektedir. Dışarıda her yerde var olmayı politika hâline getiren Hameney rejimi, aslında kendi içinde kontrolü kaybeden, İran’ın bizzat kendisini ihmâl eden bir tablo ortaya çıkarmıştır. Toplum, rejime karşı artık kendisini ihmâl edemeyeceği ve görmezlikten gelemeyeceği konusunda güçlü bir tepki ortaya koymuştur. 


Toplum, İran’da başkanın, hükûmetin ve meclisin iktidar olan ama muktedir olmayan kurumlar olmadığının çok iyi farkındadır. İran’da gerçek güç merkezi, hükûmetin, meclisin ve başkanın üstünde olan Hameney’in işgal ettiği dinî liderlik yani “Velâyet-i Fakih” makâmıdır. 


“Velâyet-i Fakih” adı verilen rejim, İran’da “halkın iradesinin hiçbir şey olduğu” anlamına gelmektedir. İran rejimi, halka dayanan bir rejim değildir. Velayet-i Fakih rejimi, ülkede “Mollalar” denilen azınlık grubunun diktatörlüğünün kökleşmesine ve kurumlaşmasına neden olmaktadır. İran’da halk, “Velâyet-i Fakih” denilen liderliğe büyük tepki duymaktadır. “Hameney’e ölüm!” sloganları atan halk, aslında Velayet-i Fakih rejimin değişmesini istemektedir. 


Velâyet-i Fakih konumunda olan Hameney’in siyasal, sosyal ve askerî alanlardaki yetkilerinin azaltılması ve sadece mezhebî otorite konumuna getirilmesi, toplumun en büyük siyasal ve dinî talebidir. Toplumun bu talebini hiçbir şekilde önemsemeyen Hameney, Devrim Muhafızları ve Basiç denilen ve aslında Velayet-i Fakih rejiminin fedaileri olan güçleri kullanarak toplumun üzerine demir yumruğunu indirmektedir. 


İran rejiminin özünde, hiçbir sahici reformun yapılamayacağı açıktır. Kendisinin reforme edilemeyeceği düşüncesini topluma dayatan Hameney rejimi, bütün sosyal muhalefet dinamiklerini ortadan kaldırmak için son olayları bir imkân ve fırsat olarak kullanma yoluna gitmektedir.


İran toplumu kendi içinde derin çelişkiler ve çatışmalar yaşamaktadır. Yüksek işsizlik oranları, ücretlerin düşüklüğü, ülkenin her tarafında sefalet ve yoksulluğun artması, militarist ve emperyalist yayılmacılık uğruna ülke kaynaklarının tüketilmesi, insanların barınma, sağlık, eğitim ve gıda gibi temel insanî ihtiyaçlarını karşılayamaması, farklı toplum kesimlerine karşı uygulanan ayırımcı ve baskıcı politikalar gibi kronik sorunları yaşayan toplum, uzun zamandan beri derinden derine rejime karşı öfke ve tepki duymaktadır. 


28 Aralık’ta başlayan toplumsal protestolar, toplumun derinliklerinde biriken doğal bir sosyal ve psikolojik patlamadır. İran’daki toplumsal olayları yeni bir devrim veya rejimin yıkılmasının başlangıcı olarak okumaksa yanlıştır. Mevcut İran rejiminin uzun bir süre daha ayakta kalma gücüne sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu son olayların, toplumu rejime karşı daha tepkili hâle getirdiğini, toplumun rejimden radikal bir kopuş süreci içine girdiğini görmekteyiz. İran’da toplum ve rejim hızla birbirine yabancılaşmakta, hatta düşman hâle gelmektedir. 


Rejimin, toplumdan gelen reform taleplerini, şimdiye kadar yaptığı gibi şiddet ve silahla bastırması mümkündür. Öfkeli kitlelerin isyanı, İran rejiminin değişimi bastırma politikasını daha fazla sürdüremeyeceğini ortaya koymuştur. Rejimin ve Hameney liderliğinin toplumdan gelen siyasal, sosyal ve ekonomik alanlarda reform yapma taleplerine kulaklarını tıkaması, İran’ı kaosun, krizin ve çatışmaların egemen olduğu tehlikeli bir yer hâline getirecektir. Kitlelerin isyanı, İran’ı ya kendi çözümünü üretmek ya da iç yıkımla yüz yüze kalmak seçenekleriyle yüz yüze bırakmıştır.