Hilfu’l-Fudul örnekliği

Hilfu’l-Fudul’un toplumda sorun teşkil eden noktalardan biri vesilesiyle ortak bir yapılanma ile ortaya çıkışı, bugünkü sivil toplum yaklaşımlarıyla ilgili önemli bir kaynaktır. Birebir aynı yapıyı temin etmek mümkün olmasa da kim olduğuna bakılmadan zulme uğrayanın yanında olmak, hakkını savunmak, bugün de geçerliliğini devam ettiren soylu bir davranıştır.

İNSANLIĞIN tarihsel tecrübesinde her dönem, kendine ait bir sosyoloji ile var olmuştur. Dünya yaşantısının temel öznesi insan olduğu için, aslında bütün devirlerde insanın ihtiyaç ve hareketlerine göre benzer vakalar yaşanmaktadır. 


İnsanı en iyi bilen, en iyi tanıyan, hatta insanın kendisiyle ilgili bilmediklerini dahi bilen, elbette yaratıcısı olan Allah’tır. Hazreti Âdem’den bugüne kadar uzanan süreçte tüm insanlığın uyması gereken kurallar ve kaçınması gerekenler aynıdır. 


Kötülüğe karşı iyilik ve zulme karşı merhamet, her devirde var olan bir karşıtlığı beraberinde getirmiştir. Her devirde iyiler ve kötüler olmuş, iyiliği yaymak ile kötülüğü yaymak arasındaki mücadele süregelmiştir.


Cahiliye dönemi Arap yarımadasında her türlü kötülüğün açık bir şekilde yaşandığı bir toplumda ortaya çıkan Hilfu’l-Fudul, insanoğlunun iyiliğe olan ihtiyacını ortaya koyması bakımından önemlidir. Adaletin kayıplara karıştığı, güçlünün zayıfı ezmekle övündüğü bir ortamda ortaya çıkan bu Erdemliler Sözleşmesi, her dönemde toplumların adaleti tesis eden bir yapıya ihtiyaç duyduğunun göstergesidir. 


Tarihte Hilfu’l-Fudul ile ilgili en belirgin iki bilgi vardır. Birincisi, “Fadl” isimli üç kişinin bir araya gelerek zayıfın hakkını güçlüden alıncaya kadar mücadele edeceklerine dair kendi aralarında yaptıkları antlaşmadır ki “Fazılların Yemini” şeklinde de isimlendirilmiştir. İkinci ve bizim için daha açıklayıcı ve örnek teşkil edici bilgi ise, Hazreti Peygamber’in gençlik dönemlerine denk gelen antlaşmadır.


Yemenli bir tüccar, Mekke’ye gelir ve bir ticaret esnasında verdiği malın karşılığını alamaz. Bunun üzerine Mekke’de sözü geçen birkaç kişiye giderek durumu anlatır, ancak hakkını savunacak bir muhatap bulamaz. Kendine bir çare üretir ve Ebu Kubeys dağına çıkarak uğradığı zulmü anlatan bir şiir okur. Bunun üzerine Hazreti Peygamber’in amcası Zubeyr bin Abdulmuttalip, Mekke’nin önde gelenlerini bir toplantı yapmaya ikna eder. Bugün kendisinden birçok örnek alabileceğimiz, özellikle sivil toplum alanında bize yol gösterebilecek bir yapı olarak değerlendirdiğimiz Hilfu’l-Fudul bu şekilde ortaya çıkar. 


Kaynaklar Hazreti Peygamber’in bu toplantı esnasında yirmili yaşlarda olduğunu ve bu toplantıya katıldığını söylemektedir.


Kendilerine mazlumun hakkını korumayı şiar edinmiş Hilfu’l-Fudul topluluğu, hareket temeline “adalet”i koymuştur. Nesep ya da zenginlik olarak güçlü olanın her zaman haklı olduğu bir yapıda haksızlığa maruz kalanın hakkını geri alıncaya kadar mücadele edeceklerine dair ahitleşen bu topluluk, her türlü sapkınlığın rahatça yaşandığı Cahiliye döneminde dahi hakkı ayakta tutmanın bir toplumsal ihtiyaç olarak ortaya çıktığını göstermesi bakımından önemlidir.   


Hilfu’l-Fudul’u önemli kılan bir başka nokta, bu erdemli sözleşmenin sadece teoride kalmayıp uygulamada da etkili bir şekilde kullanılması ve bu şekilde caydırıcı bir özellik kazanmasıdır. Örneğin hac ya da umre için Mekke’ye gelen Yemenli bir adamın kızının Nubeyh bin Haccac tarafından zorla alıkonulmasından sonra bu kişi Hilfu’l-Fudul’a başvurmuş ve bunun sonucunda kızına kavuşmuştur. 


Yine tıpkı uğradığı haksızlık sonucu Ebu Kubeys dağında şiir okuyan Yemenli gibi, ticaretleri esnasında haksızlığa maruz kalanlar Hilfu’l-Fudul’a başvurduklarında, hakları kendilerine teslim edilmiştir.


Hilfu’l-Fudul’un toplumda sorun teşkil eden noktalardan biri vesilesiyle ortak bir yapılanma ile ortaya çıkışı, bugünkü sivil toplum yaklaşımlarıyla ilgili önemli bir kaynaktır. Birebir aynı yapıyı temin etmek mümkün olmasa da kim olduğuna bakılmadan zulme uğrayanın yanında olmak, hakkını savunmak, bugün de geçerliliğini devam ettiren soylu bir davranıştır. Cahiliye toplumunun o edep dışı ortamında dahi oluşan ve uygulanan Hilfu’l-Fudul anlayışı, günümüz sivil toplum çalışmalarının esin kaynağı dahi olsa ciddî adımlar atılabileceği aşikârdır.