Dikensiz bahçelerde gezerek lider olunmaz!

Liderlik bedel ister. Lider, belli zorluklarla sınanır, birtakım aşamalardan geçerek tecrübe kazanır, yetişir. Şimdilerde lider olarak ortaya çıkacakların, zor zamanlarda neler yaptıklarına bakılmalıdır. Çünkü Türkiye’nin kolay zamanı az, çoğu zamanı zordur.

KUZEY Avrupa ve Kuzey Amerika gibi bölgelerde, sistem, liderden daha öne çıkar. Kim gelirse gelsin, sistem işlediği için çok problem değildir. Türkiye’de ise, ne kadar kurumsallaşırsak kurumsallaşalım, işler sistem üzerinden yürümez. En iyi sistem, iyi yöneten biri yoksa işe yaramaz. Yöneteni iyiyse, en kötü sistemle bile iyi işler çıkarılabilir. Bu yüzden Türkiye’de sistem merkezli değil, insan merkezli düşünmek durumundayız. Bu yüzden devleti yönetenlerin karizması ile ülkenin gidişatı arasında paralellikler görmek mümkündür. 


Türkiye’de liderin topluma örnek olması, fedakâr olması, halkın bir adım önünde olması, risk alması, zor zamanlarda ortaya çıkması beklenir. Ayrıca Batı’da pek tutulmayan paternalist (babacan) liderlik Türkiye’de önemlidir. Bir ara bir spor yorumcusunun “Benim Genelkurmay Başkanım kodu mu oturtmalı!” lâfı, aslında zihnimizin derinliklerine nasıl bir lider beklediğimizin ipucunu verir. Liderin bir otoritesi, bir karizması olmalıdır; halkına karşı müşfik, koruyucu, kollayıcı ama düşmana karşı celâlli bir duruş sergilemelidir. İşte bir anne baba gibi “hem seven, hem döven” lider tipi, Türkiye’de halkın beklentilerine en uygun tarzdır. 


Türkiye son yıllarda gerek içeride, gerek dışarıda zor günler geçirmiştir/geçirmektedir. Böyle zamanlarda Batılı anlamda “dengeci”, “serbest bırakıcı (liberal)”, “reel-politik” liderler ülkeyi krizlerden kurtarmak yerine “idare ederek” sorunları ötelerler. 15 Temmuz akşamı, farklı siyâsî görüşlerden olmasına rağmen birçok insanın aklına krizi çözmek için sadece bir isim gelmiştir. Sonrasında yapılan değerlendirmelerde de “Cumhurbaşkanı Erdoğan olmasaydı o gece ülkenin felâketin eşiğinden dönülemeyeceği” düşüncesi öne çıkmıştır.


Liderlerin ortaya çıkışlarında ya da liderliğin pekiştirilmesinde, “zor zamanlarda nasıl davranıldığı” kritik bir konudur. Kolay zamanlarda ortaya çıkan liderlerin zor zamanlarda bir anda imajları yerle bir olabilir ya da sıradan bir kişi iken zor zamanlarda zor görevler alarak liderler ortaya çıkabilir. Böyle zamanlarda liderler, beklenenin aksine, zor ama farklı bir çıkış yolu bulabilmektedirler.


Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kritik zamanların pişirdiği liderlerin başında gelmektedir. Tarzı, Türk tipi liderlik özelliklerine uygun bir örnek teşkil etmektedir. Kritik zamanlarda neler yaptığı, “Başka liderler olsaydı neler yaparlardı?” sorusu akılda tutularak incelendiğinde, nasıl bir liderlik özelliğine sahip olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Son 15 yılda akla gelen birkaç örnek verelim.


MGK’nın “irtica duyarlılığı”nın hâd safhada olduğu zamanlarda, hükûmetleri terbiye etmeye alışmış paşalara karşı yaptığı çıkışlar, öncekiler gibi, “Ya bizim güdümümüze girer ya da bozulur gider” beklentilerini boşa çıkarmıştır. Bu dik duruş halkın teveccühünü kazanmakta önemli rol oynamış, AK Parti’yi uzun yıllar iktidarda tutmuştur.


Erdoğan’ı dünya ölçeğinde lider yapan en önemli hâdise, 2009 yılında Davos’taki “One minute” çıkışıdır. İsrail’in dokunulmazlığına yüksek perdeden bir çıkış yapılmış ve İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in yüzüne “katil” oldukları haykırılmıştır. Bu sıra dışı çıkış üzerine gözler Türkiye’ye çevrilmiş, bütün İslâm dünyasının umutları canlanmıştır. Türkiye’den birtakım kimseler “One minute” çıkışının başımıza türlü işler açacağını, İsrail ve Amerika’yı karşısına alan hiçbir liderin uzun süre ayakta kalamayacağını dillendirerek “çekincelerini” ortaya koymuşlarsa da, eğer o çıkış olmasaydı, Türkiye’de “İsrail tabusu” hâlâ devam ediyor olacaktı. Aynı şekilde İsrail’e karşı tüm dünyada aykırı ses, eskisi gibi pek duyulmayacaktı.


2013 yılında Gezi Parkı olaylarıyla -bu yılın başında İran’da denendiği gibi- Türkiye’de bir kaos ortamı oluşturarak Hükûmet’i zaafa düşürmek ve devlet düzenini bozmak hedeflenmişti. Sistemin içerisindeki hainlerin de içten içe karıştırdığı olaylar, devletin kararlılığı sayesinde kontrol altına alınmıştı. Bu olaylar esnasında Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül “Mesaj alınmıştır” derken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise, “Sayın Cumhurbaşkanımız ne mesaj aldı, bilemem!” demiştir. Biri teslim olma tavrı, diğeri ise bildiği yoldan dönmeme tavrıdır!


Diğer bir örneğimiz, 15 Temmuz hain darbe teşebbüsüdür. 17/25 Aralık’tan sonra başlayan süreçte de FETÖ ile mücadelede birçok kişi köşe bucak saklanmak zorunda kalmıştır. Sistemi içten çökertmeye hazır hain yapının ya gücünden ya da şantaj ve tehditlerinden korkanlar ortalarda pek görünmemişler, Recep Tayyip Erdoğan ise “yalnız kahraman” olarak tek başına kalmıştır. 


15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece, liderler açısından âdeta bir turnusol kâğıdı mesabesindedir. Yüz yıllık Türkiye tarihinin en zor zamanlarından olan o gecede herkes kendi duruşu üzerinden kendisine dair bir analiz yapabilir. Herhangi siyâsî liderin ya da bugün siyasette yeni bir aktör olarak ortaya çıkmayı düşünenlerin o gecede ne yaptıklarına bakılabilir. Dirayetli, kararlı ve sonunu düşünmeden açıkça hainlere karşı bir tavır mı almıştır, duruma göre bir o tarafa, bir bu tarafa gidip gelmiş midir veya o gece sessiz sedasız olan biteni mi izlemiştir lider bilinen? 


Nietzsche’ye atfedilen “Beni öldürmeyen her şey, beni güçlendirir” sözü çerçevesinde, güçlenmek için ölümü göze alabilmek gerekiyor. Darbe girişimini yapanlar tarafından öldürülmesi plânlanan ya da bir kısım kişiler tarafından yurtdışına kaçması beklenen Recep Tayyip Erdoğan “ölümüne” bir mücadeleye girmiş ve hainlerin plânları tutmamıştır. Bu derece kapsamlı ve hainlikte sınır tanımayan saldırılar karşısında şu an aklınıza gelen liderlerden biri hedefe oturtulsa idi, tavrı ne olurdu acaba?


Son olarak ABD Başkanı Donald Trump’un Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacağını açıklaması karşısında Türkiye’nin tavrı ve uluslararası alanda yaptığı girişimlerle sonuç alması, yine zor zaman davranışlarından biridir. Haklı olduğu bir dâvâda ABD’yi bu derece karşısına alan bir söyleme Türkiye hiçbir zaman sahip olmamıştır. 


Netice olarak liderlik bedel ister. Lider, belli zorluklarla sınanır, birtakım aşamalardan geçerek tecrübe kazanır, yetişir. Şimdilerde lider olarak ortaya çıkacakların, zor zamanlarda neler yaptıklarına bakılmalıdır. Çünkü Türkiye’nin kolay zamanı az, çoğu zamanı zordur.