ABD’nin sözde dostluğundan fayda değil, zarar gören ülkeler ne yapmak istiyor? Kudüs neyin sembolü?
Kudüs, ne Vatikan gibi, ne de Mekke gibi sadece bir dinin, bir milletin ya da bir inancın sembol şehridir. Tam aksine Kudüs, tüm insanlığın ve üç semavî dinin ortak kutsalıdır. Kudüs’ün kendine has bir kimliği ve misyonu vardır. Kudüs fethedilemez; Kudüs’e sadece hizmet edilir!
Kudüs, dünya ve insanlık için bir fırsattır aynı zamanda. Uzlaşmanın gerekliliğini ve mecburiyetini insanlığa anlatmaktadır. Belki de tarihî misyonu ile insanlık için son ve en önemli görevini yapmak üzere haykırmaktadır.
Kudüs, sadece Filistinlilerin ya da sadece Müslümanların hassasiyet konusu değildir. Küresel ölçüde bir uzlaşı, hoşgörü ve diyaloğun anahtarıdır.
Kudüs’ün özgürlüğü, dünyaya özgürlük getirecektir. Kudüs’e gelecek olan hoşgörü, dünyaya dağılacaktır. Kudüs’te oluşacak denge, dünyanın dengesi olacaktır. Kudüs’te barışın sağlanması demek, tüm dünya için barış umudunun yeniden yeşermesi anlamına gelecektir.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın dile getirdiği bir motto var: “Dünya beşten büyüktür!” Bu motto, aslında küresel haksızlıklara, zulme ve adaletsizliğe karşı, “Birleşmiş Milletler” adlı kuruluşun anlamsızlığına vurgu yapmaktadır. Tek kutuplu dünya düzeninin sürdürülemezliği, artık ABD tarafından bile zımnen kabul edilmektedir. ABD’nin tüm dünyaya vahşi Batı’nın kovboy anlayışıyla hükmetme çabaları, artık kimseyi korkutmuyor. Son olarak BM Genel Kurulu’nda yapılan Kudüs hakkındaki oylamada görüldü ki, dünya devletleri ve halkları, artık ABD’den korkmuyor.
ABD’nin, BM Genel Kurulu’nda yapılan Kudüs hakkındaki oylama öncesi, gelişmekte olan ülkeleri malî yardımı kesmekle tehdit ettiği malûmunuz. Daha ötesi var ki, 128’e karşı 9 oyla kabul edilen BM oylaması sonrası ABD, BM hakkında bir karar aldı. Kararı açıklayan ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilcisi Nikki Haley, 2018-2019 malî yılında ABD'nin BM için ayırdığı fonu 285 milyon dolar azaltacağını bildirdi. Haley açıklamasında diyor ki, "BM'nin etkisizliği ve aşırı harcamaları bilinen bir durum. Bundan sonra Amerikan halkının cömertliğinin istismar edilmesine veya bunun kontrolsüz kalmasına izin vermeyeceğiz".
Yani ABD, yıllarca kendi kararlarını dayattığı ve bu kararları meşrulaştırma aracı olarak gördüğü BM’yi, “Eğer benim kararlarımı destelemeyecekse, BM’ye yapılan yardım, ABD halkının cömertliğinin istismarıdır” diyor. Ayrıca BM’nin etkisizliğini vurgularken, aslında BM’nin bir adım sonrasında Filistin ve Kudüs hakkında alacağı daha ileri kararların etkisiz olacağını, yani kendisi için bir anlamı olmayacağını vurgulamak istiyor.
Peki, dünya ülkeleri, halkları ve devletler, ABD’nin şerrinden ve yaptırımlarından gerçekten korkmuyor mu? Nasıl oluyor da ABD, korkulan güç olma niteliğini kaybediyor.
İşte bunun cevabı çok ilginç!
Bana göre birçok sözde ABD yardımı alan ve sözde ABD müttefiki olan ülke gördü ki, ABD ile dost olmak, onun şerrinden kurtulmak için yeterli çözüm değil. ABD, “Dostum ve müttefikim” dediği ülkeleri kendisine esir etmek ve yönetimlerini ele geçirmek için her türlü kirli oyunu yürütmekte.
ABD’nin sözde barış gücü ile barışı tesis etmek için var olduğu her yerde acı ve vahşet süreklilik kazanmaktadır. ABD’nin sözde demokrasi götürmek için girdiği her ülke parçalanmış ve sonu gelmez terör eylemleri ile yaşamak zorunda kalmıştır. ABD’nin “terörle mücadele” adı altında aldığı her karar ya da yaptırım, aslında terörü kışkırtmakta ve zemin hazırlamaktadır.
Ülkeler ve halklar için mademki ABD ile dost ya da müttefik olmak onun şerrinden korumuyor veya onun açık ve gizli düşmanlığını durdurmuyor, o zaman ABD’den korkmak ya da çekinmek için bir sebep de kalmıyor. Yani artık hükûmetler veya temsilcileri, “Zaten ABD bize karşı yapabileceği tüm kötülükleri açık ve gizli yapıyorken, neden kendi düşüncelerimizden vazgeçelim?” diyor.
Evet, ABD için dünya böyle düşünüyor.
BM Daimî Üyesi olan ve nükleer silahları bulunan ülkeler, BM Genel Kurulu’nda 128 üyenin kabul kararı ile Kudüs hakkındaki oylamada yalnız kalan ABD’nin karizmasını çizmenin zevkini yaşıyorlar. Rusya ve Çin başta olmak üzere, ABD’nin etki alanının daralmasını kendisi için fırsat olarak gören ülkeler ile AB ve İngiltere gibi kendi etki alanlarını ABD’nin gücü ile sağlayan ülkeler, ABD’nin kaba ve tehditkâr tarzından bıkmış durumdalar.
BM Genel Kurulu’nda yapılan Kudüs hakkındaki oylama ile 128 ülke, kendince sebeplerle ABD’ye gözdağı verdi. Ülkelerin ABD’nin kararına karşı oy kullanmasının birbirinden çok farklı sebepleri olmasına rağmen, asıl ilginç olan, gerçekte ABD’ye karşı asla karşı koyma gücü olmayan “üçüncü dünya ülkesi” ya da “gelişmekte olan ülke” sayılan devletlerin de ABD’ye karşı oy kullanmış olmasıdır.
“Kudüs meselesi”, ABD’ye karşı duruşu ve pasif isyanı anlamlı hâle getirmenin adı olmuştur. “Kudüs meselesi”, dünyanın her yerinde yaşanan acı ve kaosa karşı çıkmanın adı olmuştur. “Kudüs meselesi”, küresel güç dengesizliğine karşı çıkışın adı olmuştur.
İşte bu sebeple Kudüs bir fırsattır!
Kudüs ve hatta Suriye üzerinden dünya yeni bir denge aramaktadır. Suriye’de küresel güçlerin hoyrat güreşi, kimsenin kazanamadığı bir mücadele durumundadır. Kaybedeni masumlar ve insanlık vicdanı olan Suriye Savaşı’nda tarafların yenişememe durumu tersinden bir umut olmuş, Suriye arenasında dövüşen boksörler, tek bir kazananın olmayacağını görmüşlerdir. Suriye konusunda asıl mesele, ringdeki boksör sayısının çokluğudur. Bu sebeple ringdeki boksör sayısını azaltmak isteyen ABD, en zayıf halka olarak gördüğü Türkiye’yi 15 Temmuz’da teslim almak, hatta işgal etmek istemiştir.
15 Temmuz’da Türkiye’yi çökertme hamlesi ters tepen ve Türkiye’ye Suriye’de pozisyon kaybettirmek isteyen ABD, tam aksine ülkemize daha güçlü bir pozisyon kazandırmıştır. Şimdi benzeri bir oyunu İran’a oynamak isteyen ABD, Rusya-Türkiye-İran üçlüsünün Suriye ringindeki dayanışmasını bozmanın yolunu aramaktayken, Kudüs kararı ile daha geniş bir alanda itibar kaybetmiştir.
Tüm bu uluslararası güç oyunları ve itiş kakış arasında ezilen bölge halkları, Suriye’de bir denge oluşması ihtimâlinin Kudüs için de uzun vadede bir umut olacağını düşünmektedir.
Nihayetinde dünyanın en önemli savaş arenası olan Suriye, aslında dünya barışının ve insanlığın geleceğine yön verecek nihaî nokta olarak Kudüs’ün kaderini de belirleyecek bir arena durumundadır.
İşte bu sebeple Suriye’de akan kan durdurulur ve Kudüs’ün tarihî misyonu tekrar galip gelirse, hoşgörü hâkim olacak ve insanlık kazanacaktır!



