Zihin ve kalp işgali

Ne zamanki nerelerde işgale uğradığımızı eksiksiz saptayabilir ve topluma zehir gibi zerk edilen bu alanları temizleyebilirsek, terör örgütlerinin piyonlarını kurumlardan temizlemek kadar hayatî bir adım atmış oluruz. İşte o zaman hem yaşarken, hem de ölürken zamanı anlamlandırabilir, varlığımızla mazlumlara daha fazla kol kanat gerebiliriz. Yeter ki özü unutturmaya yeminli küffarın zihin ve kalp işgalinden bir an evvel kurtulalım!

KÜFFARIN amacı evvelâ kalpleri ve zihinleri işgal etmek. Çünkü kalbi ve zihni işgal altında olan toplumların itaate yatkın oluşu, düşman için en kestirme yoldur.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında topraklarımızın bir kısmını kaybettik ama tamamına göz dikenler için bu yeterliydi. Çünkü içimize sızmışlardı ve medeniyetimizi kökünden sarsmışlardı. Artık yeni bir toplum zihni inşâ edebilmek için genişçe alanları vardı. Osmanlı kimliğini silmek, farklı ırkların bir arada yaşadığı bu coğrafyada çeşitli etnik düşmanlıklar peydah etmek, kültürü ve tarih bilincinin yanı sıra gelenekleri törpülemek, daha fazla toprak almaktan daha evlaydı.

Toplumların inancını örseler, geleneklerini yıkar, tarihin şanlı satırlarını silik bir hatıraya dönüştürürsen, onları yalınayak ve çırılçıplak bırakırsın. Artık onlar aç, susuz, çıplak, evsiz ve mazisiz birer varlıktır. Artık onların zihin birikimleri iflas etmiş, iman tahtası çürümüş ve nereye gideceğini bilmeden savrulan cesetlerdir. Ve bu cesetlere yeni bir kalp, yeni bir zihin monte edip arzu ettiğin istikamete yönlendirmek çok kolaydır.

Elbette bir toplumu topyekûn zihinsiz ve kalpsiz bırakmak mümkün değil. Fakat aslolan idarecileri, yazarları, din adamlarını ve medya sahiplerini toplumun zihinsiz ve kalpsiz kesiminden oluşturmaktır. Hafızası silinmiş ve inancı kalpte kaim kılan sütunları devrilmiş bir varlık için şeytana itaat etmek bile zorlayıcı olmayacaktır. İşte küffar, Müslüman toplumların idarecilerini, din âlimlerini, kanun yapıcılarını, gazetecilerini, yazarlarını, medya organlarını, öğretmenlerini ve topluma yön verebilme meziyeti olan bütün segmentlerini bu kurgu üzerine dizayn ettiğinde, o ülke insanlarını öldürmesi, topraklarını işgal etmesi ve üzerine bomba yağdırması gerekmez. Bunun için daha fazla gayret etmesine, maddî kayba uğramasına ve Müslüman topraklarında yeni bir millet inşâ etmesine gerek kalmaz.

Topluma yön veren kurumları, devlet düzenini ve inancı duru tutan organizmayı işgal etmek, bir toplumu baştan sona kuşatmaktır.

Vaveyla, yüzyıllık yaramız “zihin işgali”nden henüz tamamıyla kurtulmayı başaramadık. Bütün öğretilerimiz, kanunlarımız, filmlerimiz, kitaplarımız zihnin mazi iktidarını yıkmak üzere kurgulandı. İnancı, geleneği ve tarih şuurunu erite erite yok eden bir nitrik asit üzerimize döküldü.

Elbette toplumun büyük bir kesimi üzerinde bütün bu saldırılar bertaraf edildi ama topluma yön veren mekanizmaların kumandaları işgal güçlerinin elinde. İşte bu yüzden biz toplumca Allah’a yakın ve O’nun yolunda bir ömür sürme gayretindeyken bizi anlattığı iddia edilen filmlerin, dizilerin dinamikleri Batı’nın yaşam biçimlerinden devşirme. İşte bu vasat, işgallerin en büyüğü, ölümlerin en beteridir!

Filistin’e bomba yağdırırken, Doğu Türkistan’a zulmederken yapmak istedikleri, oralardaki inancı/imanı ve geleneği yok etmek. Böylece hem toplumları yozlaştırmak, hem de oradaki yeraltı kaynaklarından faydalanmak istiyorlar. Ne var ki, itaatkâr bir kimliğe bürüyemedikleri insanları öldürmek ve onlara zulmetmek dışında bir yol bulamadılar. Eğer Filistin halkını köleleştirebilselerdi binlerce insanı öldürmezlerdi. Onları inançsız, medeniyetsiz, İslâm’sız ve karaktersiz bir toplum yapabilselerdi, zihin ve kalplerini işgal edebilselerdi, itaatkâr birer köleye dönüştürebilselerdi bütün bu kıyıma da gerek kalmazdı.

Buradan bir başka sonuç daha çıkıyor: Demek ki ölmek, yaralanmak, aç susuz ve evsiz barksız kalmak ve daha bir dolu yoksunluk bir yana inançsız, tarihsiz, medeniyetsiz, karaktersiz bir topluma dönüşmek acıların en beteri.

Osmanlı’dan sonra bizim de organlarımızı işgal ettiler; kalplerimizi, zihinlerimizi köleleştirecek her bir saldırıyı gerçekleştirdiler. Bizi bir arada tutacak ananelerimizi hafızamızdan kısmen sildiler. Ama özü yok edemediler. Bu yüzden bugün, öze dönüşün yolcusu bir toplumun yeniden ayağa kalkma gayretinin şahidiyiz. Çok şükür ki temeli yıkamadılar. O temel üzerine emekle, taş üstüne taş koyarak yeniden başımızı kaldırmaya, gözümüzü arşa dikmeye çabalıyoruz. Zaman alıyor, bazen yoruyor ama tam bir yok oluşa uğramadığımız için “Buna da şükür” diyoruz.

Ne zamanki nerelerde işgale uğradığımızı eksiksiz saptayabilir ve topluma zehir gibi zerk edilen bu alanları temizleyebilirsek, terör örgütlerinin piyonlarını kurumlardan temizlemek kadar hayatî bir adım atmış oluruz. İşte o zaman hem yaşarken, hem de ölürken zamanı anlamlandırabilir, varlığımızla mazlumlara daha fazla kol kanat gerebiliriz. Yeter ki özü unutturmaya yeminli küffarın zihin ve kalp işgalinden bir an evvel kurtulalım!