Zamana vurulan mühür!

Kahramanlar vardır bir canı kurtaran, kahramanlıklar vardır bir vatanın varlığını koruyan! O ki, bizler böyle bir kahramanın himayesindeki millet ile “15 Temmuz Destanı”nı yazdık tarihe. Yitip gitmeyecek, hatırladıkça titretecek bir iz düşürdük milletçe zamana. Ve biz, bütünlüğümüze ve millî namusumuza göz dikildiğinde, vatanımız bölünmeye kalkışıldığında; genci yaşlısı, köylüsü şehirlisi, işçisi esnafı, kadını erkeği, bebesi nenesi tek yürek olup geçit vermeyeceğimizi haykırdık tüm dünyaya…

DÜNYA için sıradan bir gündü. Bazıları istisna... Güneş programlanmış saatinde doğdu saniye, salise şaşırmadan. Ve her şey ve her kimse yaradılışı gereği koyuldu günlük işlerine. Tümü bu muazzam sistemin her zerresi eşref-i mahlûkat olan insanı yaşatmak için fıtratları ve donanımları ölçüsünde gayretle hizmette idi dünya ve insan var olduğundan beri… 

Bazı zamanlar vardır, gelir geçer insan hayatında. Bazı zamanlar damga vurur zamana, gelir ama geçmez izini bırakmadan, bazı olaylar ve bazı insanlar gibi. Derin izlerle doludur dünya zamanının takvimi. Derin izler mühürlenir hafızalara… Ve akıp giderken zaman, gelip geçerken insanoğlu dünya üzerinden, bu derin izler bırakan zamanlar ve insanları yâd eder, esinlenir, hayıflanır, öykünür. Ruhunu besler, sadrını genişletir, aklına yol bulur ve içlerinden bazıları yeni mühürler basar yeryüzünün bağrına, yeni nesillere iz bırakmak üzere. 

Ve öyle topluluklar vardır ki, damarda akan kan gibi durmazlar, akar giderler kara toprağın bağrında, akınlar düzenleyip destanlar yazarlar. Ve insanoğlunun kader yolculuğunda yol açarlar inceden inceye. İnsan gördüğünü işler, taklit eder önündekini, özündekini iyide ve kötüde. Aynısı değildir taklidin, kendisincesidir. İnsanın içine düştü mü bir bilgi tohumu veya bir iz, onun süzgecinden geçerken artık o bilgi yeni aktarıcısının rengine boyanır. Bir sonraki kaynağa aktarılmak üzere salınıverir şu muazzam dünya âlemine.

Kimi kalemi, kimi kılıcı, kimi zekâsı, kimi kelâmı, kimi ahlâkı, kimi adabı ile yol gösterir gelecek yeni nesillere.  İnsanoğlu var olduğu günden bu yana, kimileri su olup akmış yeşertmiştir tüm kuru gönülleri, kimileri yol açmış yeni icatlarla yüceltmiştir insanlığın şanını. İcatlar, keşifler yaparken bilginler dünyayı daha yaşanabilir kılmak için. Ruhları, kalpleri beslemiştir, mânâ âleminin yıldızları Nebiler. Ve sanatkârlar kalpleri bezemiştir türlü eserleriyle yazarak, çizerek, yontarak. Ve her birinin tek ve ayrı ayrı şaşmaz değişmez gücü aşktır. Aşktır insanın potansiyelinin ateşleyicisi. Aşk ve şevk sihirli iki nimet… Kimin yüreğine düşerse onu yüceltir, sıradan özelliklerinden, dar kalıplarından çıkartıp devleştirir de unutulmaz kılar. Artık o sıradan bir insan değil bir yıldızdır parlayan ve ışığı ile aydınlatan. Bazen bir ümmidir tüm ruhlara ilham olan. Bazen bir âlim, bazen kılıçtır yol açan, bazen bir kalem, kimi zaman kelâm ve bazen de bir ülkü, bir sevda bir avuç insanı ölümsüz kılan. 

Her şey zıddıyla kaim ya bu âlemde yaratılış gereği, bu parlak yıldızlar yol gösterir insanlığa, insanoğluna, insan olana… Karanlıklardan, insanlıktan nasibini almamış, insan olamamış ve insanî fıtratını reddetmiş güçlerden de bahsetmemiz lazım gelir iyinin zıddından. O karanlık ruhlar ki yeryüzünü döşek yapıp insanoğlunun hizmetine sunan yaratıcısına isyanıyla tüm akıllara ibret olup kazınır Kabil gibi…  

Öyle aç, öyle doyumsuz ki insanın nefsi, iki kardeşten birine dar gelmiş ve ilk katli düşürmüş bizim akıl çetelemize. Üstümüze arş-ı korunak yapan yüce Yaradan, her ikisi arasındaki tüm nimetleri, iyi ve kötüye, güzel ve çirkine, hak ile batıla adaletle örnek olsun diye sunmuş. Aldığımız her solukta sonsuz ve sınırsız cennet hayatını hak eden ve etmeyenlerin ayrılacağı sınırlı-süreli imtihan sahası eylemiş dünyayı. İyilik varsa kötülükte vardır, güzellikle çirkinlik, hayırla şer bir arada ve her birimizin nefis tarlasına boy atmayı bekleyen tohumlar serpilir. 

Küfür ve Hak tarih boyunca insanlığı karşı karşıya getiren önemli bir unsur olmuş dünya hayatında. Dinle birleşmiş, inançla toplanmış, inanç için büyük savaşlar verilmiş yüzyıllarca. Kimi zulmün kılıcını sallamış hâkim olmuş, kimi iman okunu savurmuş beldelere, kıtalara, hür ve insanca yaşamı hedeflemiş. Bazen güç ve barbarlık baskın gelmiş, bazen barış ve huzur. 

***

Ve bugüne, bulunduğumuz coğrafyaya baktığımızda, üç kıtada altı yüz yıl hüküm sürmüş muazzam bir saltanatın son yüzyılında türlü oyunlarla hile ve desiselerle bertaraf edilerek, vatan sınırları daraltılmış, yönetim sistemi değiştirilmiş. Cumhuriyetin ilanı bir asra erişmek üzere iken, Yaradan vatan sevdalısı bir lider lütfeder bu ülkeye. O lider ki, son yüzyılın vatanına ve milletine hizmet etme dirayetine sahip en dirayetli olandır. Batılın sinsi planlarına galebe çalarak yükselişe geçer Türkiye. Halkın seçtiği bu lider dünyaya “Daha âdil bir dünya/nın mümkün” olduğuna dair bir duruş sergiler, denge olur, haklıların, mazlumların sesi olur, barış, olur, hakem olur, garantör olur.  

İşte bu dik duruşlu liderin eylediğinden, söylediğinden rahatsız olanlar çeteleşir ve ayrık otu gibi bu cennet vatanın her yerinde arsızca boy atarlar. Derken takvimler 15 Temmuz 2016’da (9 yıl önce) gösterdiği gece, kötülerin kötülüğüne şahit olur aziz Türk Milleti. Uykuya hazırlanan iyilerin gözleri vatan sevdasıyla açılır, caddelere, sokaklara akar vatan sevdalıları “Ya Hak!” diyerek… Batıl güçlerin desteği ile örgütlenmiş kötüler ise uğrayacakları hezimetten habersiz ülkeyi içten yıkma hayâliyle Mehmetçiğe, kendi vatan evladına, kardeşine silah doğrultturan sinsi güçler, sağdan yanaşan iblisler, o günü diğer günlerden ayıran o menhus darbeye kalkıştılar. Sağduyu, iman ve vatan aşkı geçit vermez hainlere ve hainliğe. Tarih bu hakikati yeniden yazar. 

Kahramanlar vardır bir canı kurtaran, kahramanlıklar vardır bir vatanın varlığını koruyan! O ki, bizler böyle bir kahramanın himayesindeki millet ile “15 Temmuz Destanı”nı yazdık tarihe. Yitip gitmeyecek, hatırladıkça titretecek bir iz düşürdük milletçe zamana.  Ve biz, bütünlüğümüze ve millî namusumuza göz dikildiğinde, vatanımız bölünmeye kalkışıldığında; genci yaşlısı, köylüsü şehirlisi, işçisi esnafı, kadını erkeği, bebesi nenesi tek yürek olup geçit vermeyeceğimizi haykırdık tüm dünyaya… 

Vatan sevdasını imandan bilip millî marşımızın dizelerinden ilham ile bu “vatan için dökülen kanları helal edecek” yürekler sessiz ve kararlı bir biçimde “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal!” mührünü vurur zamana!