Zaman ve gençlik

Zamanın reel şartları olarak kanı deli akan gençlerin üzerinde öyle suflî, öyle şehevî baskılar vardır ki bunlardan kendilerini kurtarabilen gençlere “Helâl olsun” demekten başka çâre kalmıyor. Hele de bugünün modernist, kapitalist, Makyavelist, hedonist ve çıkarcı dünyasında…

Zamanın izâfîliği

“ZAMAN”, izâfî (göreceli) bir kavramdır. Mahlûk olan zaman (“İlâhî bir varlık olarak yaratan değil”, yaratılan), elle tutulup gözle görülen somut bir varlık olmayıp soyut özelliklere sahiptir. Biz, zamanı ancak geliştirdiğimiz sembolik kavramlar ve îcâd (icat) ettiğimiz araç gereçlerle ölçüp anlayabiliriz. Asr (asır), sene (yıl), ay, hafta, gün, saat, dakika, sâniye, sâlise, güneş yılı, ay yılı, sabah vakti, kuşluk vakti, öğle vakti, ikindi vakti, akşam vakti, yatsı vakti, gece vakti, Milât öncesi, Milât sonrası, Hicrî yıl, Milâdî yıl, güneş takvimi, ay takvimi, kum saati, mekanik ve elektronik saatler, kronometre ve dijital ölçüm araçları gibi…

Bütün bu kavramlar ve îcâd (icat) edilen araç gereçler hayatımızı kolaylaştırmak ve bir disiplin altına almak için yapılmıştır. Dolayısıyla soyut olan bir kavram (zaman), bilişsel dünyada (cognitive) şematik olarak insan zihninin kolay algılayabilmesi ve anlayabilmesi için somut hâle dönüştürülmüştür.

Zamanın göreceli olduğuna dair bir örnek vermek gerekirse, cezaevlerinde ya da hastanelerde yatan insanların ıstıraplı hâllerine, yaşlanmış, mutlu ya da mutsuz insanların hayat ve zaman algılarına bakmak yeterli olacaktır. Kimi insanlar için bir saniyelik bir zaman dilimi bir yıl, kimi insanlar için de bir yıllık bir zaman dilimi bir saniye olarak algılanır. Kimi insanlar için zaman su gibi akıp gider, kimi insanlar için de bir türlü geçip gitmez.

Ayrıca, Kadir (Kadr) Sûresi’nde zikredilen gecenin “bin aydan hayırlı” olduğuna dair ifâdenin, zamanın nasıl göreceli olduğunu ispat eden çarpıcı bir örnek olduğunu da hatırlatmakta fayda vardır.

Zamanın önemi ve Müslümanlar

Bütün bunların yanında asıl olan, zamanın kıymetini iyi bilmek ve onu dolu dolu yaşamaktır. Ancak, zaman konusunda çoğumuz zarar ve ziyan içerisindeyiz. Çünkü zamanı çoğunlukla israf ediyoruz. Asr Sûresi’nde Yüce Allah, bizi bu konuda önemle uyarmaktadır.

Zamanı iyi yönetmek gerekir. Günümüzde zaman yönetimi ile ilgili olarak önemli bir literatür oluşmuştur. Zaman yönetimi konusunda çok önemli araştırma ve çalışmalar yapılmıştır. Çünkü ataların dediği gibi, “vakit nakittir”.       

Zaman öyle bir olgu ki, ne alınıp satılabiliyor, ne biriktirilebiliyor, ne de borç alınıp verilebiliyor. O hâlde bize düşen görev, zamanla iyi ve doğru geçinmektir. Zaman ile olan ilinti ve iletişimimizi doğru kurgulamak ve doğru bir zemine oturtmak gerekir.

Son yüzyıllarda Batı toplumları zamanı dakik kullanmak ve iyi değerlendirmek konusunda Doğu toplumlarını fersah fersah geçmiş durumdadır. Meseleye kalkınmışlık ve gelişmişlik açısından yaklaşıldığında bu durumun net bir şekilde ortada olduğu açıkça görülmektedir.

Hâlbuki normal şartlarda zamanı bizim çok iyi değerlendirmemiz ve optimal düzeyde kullanmamız gerekir, ama değil. Çünkü bir tarafta Müslüman olduğumuzu iddia ediyoruz lâkin diğer tarafta Allah’ın Asr Sûresi’nde bizi açıkça uyarmasına rağmen ve israfın da günah olduğunu bile bile miskinlik ve tembellik yapıyoruz. Yeterince çalışmıyor, yeterince üretmiyoruz.

Zaman ve gençler

Bütün bunların yanında ve bu bilgiler ışığında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin demografik yapısına bakıldığında, her ne kadar son yıllarda doğurganlık oranında ve nüfus artış hızında istatiksel olarak önemli düşüşler olsa da, yine de birçok ülkeye nazaran genç bir nüfusa sahip olduğumuz görülür.

Bu, şu demektir: O hâlde genç nüfus bir ülkenin kalkınması, ileriye gitmesi, muasır milletler seviyesine çıkması, ikbâli, istikbâli ve bekâsı için son derece stratejik bir öneme sahiptir. Zâten bunun çok önceden farkına varan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bânisi olan Mustafa Kemal Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”si ve Cumhuriyet’i gençliğe emânet etmesi, Millî Şairimiz ve “İstiklâl Marşı” yazarımız Mehmet Âkif Ersoy’un “Âsım’ın Nesli”ne nazire yapması, yine Cumhuriyet dönemi şairlerinden ve “Sultanü’ş-Şuarâ (Şairler Sultanı)” unvanına sahip olan Necip Fazıl Kısakürek’in “Gençliğe Hitabe” adlı eseri hep bu meyandadır ve bu minvâl üzeredir.

O hâlde gençlik çok önemlidir ve gençler üzerinde hassasiyetle durmak gerekir. Yalnız, “modern zamanlar” bir açıdan gençler için büyük bir handikap oluşturmaktadır. Özellikle hedonist felsefe (hazcı ve zevkçi) gençlerin hayatını ve geleceğini önemli ölçüde tehdit etmektedir.

Topluma ve Devlet’e düşen görevler

Eğer gençlik, aileleri, toplumun tüm unsurları, yazılı ve görsel basın, sosyal medya ve Devlet’in eğitim kurumları tarafından insânî ve ahlâkî boyutta müspet yönde eğitilmez ve doğru yönlere kanalize edilemezse o zaman gençlik zamanın gençliği değil, “zamâne gençliği” olarak anılmaktan kurtulamayacaktır ve sağa sola savrularak heder olup gidecektir.

Pek tabiî olarak burada ailelere, topluma ve Devlet’e büyük görevler düşmektedir. Ancak -maalesef- bu konuda herkes sınıfta kalmıştır. Hiç kimse ve hiçbir kurum hakkıyla görevini yapmamaktadır. Dolayısıyla gençlerde gördüğümüz birtakım olumsuz hâl, istenmedik davranış ve kabûl edilemez yaşantıların asıl müsebbipleri bizleriz. Yâni yetişkin ve sorumluluk mevkiînde olanlar... Bundan kaçmamak, bunu kabûl etmek gerekir. Hakikat, hakikattir. Her hakikat de pek tabiî olarak biraz acıtacaktır.

Üstelik zamanın reel şartları olarak kanı deli akan gençlerin üzerinde öyle suflî, öyle şehevî baskılar vardır ki bunlardan kendilerini kurtarabilen gençlere “Helâl olsun” demekten başka çâre kalmıyor. Hele de bugünün modernist, kapitalist, Makyavelist, hedonist ve çıkarcı dünyasında… Yoksa günümüz gençlerinin çoğunluğu pırıl pırıl, aktif ve cevvâl, cesur ve yürekli, özgüvenli ve becerikli, öğrenmeye yatkın ve meyyâl bir şekilde potansiyel olarak karşımızda durmaktadır. Yeter ki onlara sahip çıkılsın ve doğru yönlere doğru bir şekilde kanalize edilebilsin.