Yuvamızdaki kuşlar uçmadan

Dalgalı dünya denizinde her şey bir akışta seyrederken, kaçırdığımız onlarca şey olurken onlardan biri çocuklarımız olmasın. Gözümüzün önünde emekleyen bebeğimizin yaptığı en küçük hareketi saniyelik olarak baktığımız ekranlara gömmeyelim.

SATIRLARDA ve dizelerin akışı ile gönüllerde buluştuğumuz siz değerli okuyucularımızı 2023’ün heyecanı ile selâmlıyoruz.

Yeni bir yılın umudunu heybemizde taşırken, derdini de takvimlerle beraber yanı başımıza alıyoruz. Derdi olmayan yazabilir mi? Derdi olmayan konuşabilir mi? Bir derdi olmayan susabilir mi?

Ne çok haykırışımız var aslında susarak, göz göze bakarak… Bazen de bakarken burnumuzun ucundakini kaçırarak...

Hiç düşündünüz mü, hayat telaşında her şey bir akışta seyrederken neleri kaçırıyoruz?

Elbette herkesin ayrı ayrı cevabı ve kendince sorgusu olacaktır fakat ben son günlerde, en çok da çocuklarımızdan kaçırdığımız anlara takıldım. Taze anneliğin verdiği hisler de olabilir ama yapılan araştırmalara bakıldığında dosya konularımıza binaen biraz sorguladım. Çocukların yetenek ve karakter keşfi, ardından aile ve toplum minvalinde yaşanacak değişimler… Bu keşiflerin ilk muhatabı bizler değil miyiz? Anne ve babalar gözlerinin önündeki minik papatyaları görmeden yürürler mi uzaktaki güllere? Hep daha iyiyi hedeflerken neleri kaybederiz anın içinde?

Konu çocuk olunca, yazılacak çok kelâm var elbette. Ve aktarılacak çok makale… Sözün özüne değinebilmek derdiyle aile, kurum, toplum ve bunların yönetiminde yaşanabilecek değişiklikleri incelemenin evvelinde, çocukluk çağında keşfedilen yetenekler karşımıza çıkmaktadır. Kişisel özellikler hayatın her alanında seçimlerimizi etkilerken, bunların temeli yine bu çağda atılmaktadır.

Feride Bacanlı ve Seren Torun’un bir makalesinde şöyle deniliyor: “Kritik dönem olarak adlandırılan çocukluk çağında, kariyer gelişimini etkileyen sosyolojik, psikolojik, ekonomik, politik faktörler gibi birçok etmenden etkilenildiğine dair tanımlara rastlamak mümkündür. Elbette bu faktörler etkilidir ama bir de çocuğun özü, kariyer gelişiminde anne-babanın gözlemleri önemlidir. Çocukla sürekli bir arada bulunan ebeveyn, onu hayatın akışında yönlendirebilir. Anne-babanın bilinçli olması çocuğun yetenek, bilgi ve keşfetme döneminde sergilediği tutuma göre ona bir rota çizebilir.”

Çocuğun gelişiminde ve yeteneğinin keşfinde, özellikle de meslek seçiminde toplumsal baskılara kapılarak o bahsettiğimiz minik papatyaları göz ardı edersek, kaybeden hem çocuk, hem aile, hem de toplum olmayacak mı? Kendi yatkın olduğumuz yetenekler ve ilgi alanlarını çocuğa dayatmak, keyif aldığımız etkinliklerle onları da buluşturmak ne kadar doğru?

Öte yandan, gözlemler neticesinde ve çocuğun ilân ettiği hâl ve tavrı ile yeteneği keşfedilen çocuk hem daha özgüvenli olabilir, hem de başarı ve kaybetme kaygısı yaşamadan hayatını devam ettirebilme düzeyine gelebilir.

Değişen ve dönüşen dünyada sertifika ve diplomalardan ziyade yetkinlikleri ile ön plâna çıkan çocuklar, yeni kuşaklar varken onlar için dertlenmek, onları gözlemlemek ve potansiyelini keşfetmek gerekirken, uzaktaki güllere odaklanarak o papatyaları ezmemek gerekmez mi?

Tüm bu düşüncelerle kaçırılan anlardan doğacak sonuçları düşünürken ve çocuğun yeteneğini keşfetme derdiyle dertlenirken, Âdem Güneş’in yazdığı satırlara denk geldim. Bazen çocukları yeteneğinin dışındaki şeylere yönlendirip, üstelik buna kendimizi ve onu da inandırıp bir de bu yeteneği geliştirmeyi deniyoruz. Güneş şöyle diyor: “Bir anne babanın çocuğuna yönelik en değerli sorumluluğu, çocuğunun yeteneğini keşfetmesidir. Karıştırmamak gerekir; bir çocuğun yeteneğinin keşfedilmesi ayrıdır, çocuğun yetenek geliştirmesi ayrıdır. Çocuğun ‘yeteneğini keşfetmek’, çocuğun doğasının keşfidir; doğuştan sahip olduğu hassasiyetlerin, fıtratın keşfidir. ‘Yetenek geliştirmek’ ise çocuğun doğuştan sahip olmadığı ancak eğitildikçe ve öğrendikçe geliştirdiği yetenek alanlarıdır. Yeteneğin keşfi biraz zaman alır, fakat doğru keşfedilen bir yetenek çocukta ‘yeterlilik duygusu’ oluşturur, kişiliğini güçlendirir. Yetenek geliştirmek ise çocuk için zordur, yorucudur, fakat geliştirilen her bir yetenek çocuğun kişiliğini de geliştirir. Bir anne babanın çocuğuna yönelik en değerli sorumluluğu, çocuğunun yeteneğini keşfetmek ve yeni yetenekler geliştirmesine yardım etmektir.”

Yine Âdem Güneş şu notları ilâve ediyor: Her çocukta o çocuğun kendisine ait bir öz vardır. Bu öz, o çocuğun nasıl bir yetişkin olacağının mayasını içerir. Örneğin, bir çocuk barındırdığı özü itibari ile dünyaya lider olacak bir potansiyele sahipken, bir diğeri duygu dünyası açısından insanlara güç verecek bir genişlik ve enginlik barındırabilir. Çocuk kendi fıtratına yakın bir yetişkini taklit ederken, fıtratının derinlerinde kıpırtılar oluşturacaktır. Çocuğa yaşatılacak fıtrat tetiklenmeleri, tıpkı küçük bir kıvılcımın bir benzin deposunda yangına dönüşmesi gibi o çocuğun içindeki gücün ortaya çıkmasına sebep olur.

Yeteneğinin ve karakterinin keşfi neticesinde hayatını başarı ile geçiren çocuklar, toplumun temelinde de başarılı ve ahlâklı birer yönetici, iş arkadaşı, eş, kardeş, öğretmen, sosyal ilişkileri güçlü bir başkan ve daha birçok sıfata/unvana sahip olabilirler. Olumlu yönde keşfedilen çocuk, aile temelinde, genellikle gördüğünü uygulayan olarak yaşamdaki yerini alır. Tespit hususunda zorlanan bireyler ise destek alabilir. Bu durumda çocuğun potansiyeli dışında iteklenmesinin de önüne geçilebilir.

Tüm bu düşünceler ışığında ve dertler deminde İlber Ortaylı’dan birkaç kelâm aktarmamak olmaz: “Kabiliyetleri erken yaşta keşfedilen çocuk, daha sıhhatli bir seçim yapar ve mutlu olur. Yetişkinliğinde de mutlu olacağı bir meslek icra eder.”

Aziz Nesin ise, “Şimdiki Çocuklar Harika” adlı kitabında, “Her çocukta bir kabiliyet vardır ama bu ruhunda gizli bir tohumdur. Bu tohumu keşfedip filizlendirmeli, çocuğun kabiliyetini ortaya çıkarmalı” diyor.

Çocuğun fıtratından bahsetmişken, Hatice Kübra Tongar’ın “Fıtrat Pedagojisi” kitabına değinmeden edemeyeceğim: “Oyun oynamak çocuk için olduğu kadar anne-baba için de büyük bir nimettir. Zira oyun mekanizmasının olmadığı bir yaratılış, çocuğa dair öğrenme süreçlerini anne-babanın görevi kılmakta, belki milyonlarca beceri ve kabiliyet provasını ebeveynliğin ağır yükü hâline getirmektedir.”

Son olarak, düşüncelerimizi destekler nitelikte, “Yanlış Çocuk” kitabının yazarı Susan Smith Mckinney Steward şöyle diyor: “Genelde çocukların başarısız oldukları alanlarda daha fazla yardıma ihtiyaç duydukları düşünülür ve bu sahalar takviye edilir. Oysa asıl önemli olan, başarılı olduğu alanlarda destek görmesidir. Ne yazık ki günümüz eğitim sistemi, her şeyden bir şey öğretmeye yönelik olduğu için bir şeyden her şeyi bilmeye yönelik kabiliyet taşıyan çocuklar arada kaybolup gitmekteler. Hâlbuki anne babalar, çocuklarının başarısızlığına dikkat çektiği ve özen gösterdiği kadar (ve hatta daha da fazla) çocuklarının başarılı oldukları sahalara da eğilmeli, onların meyillerini takip etmeli, o konularda yollarını açmalı, destek vermeliler.”

Dalgalı dünya denizinde her şey bir akışta seyrederken, kaçırdığımız onlarca şey olurken onlardan biri çocuklarımız olmasın. Gözümüzün önünde emekleyen bebeğimizin yaptığı en küçük hareketi saniyelik olarak baktığımız ekranlara gömmeyelim.

Bizlere emanet edilen yavruları ailemize\ailesine, topluma, devlete faydalı birer birey olarak en güzel şekilde yetiştirmek duasıyla…