SULTAN Alpaslan, Malazgirt’te Bizans ordusunu yendikten sonra Romen Diyojen’e kötü davranmamış, onu misafir gibi görmüş, iyi davranmış ve serbest bırakmıştır.
Tarihin en muhteşem savunması Gazi Osman Paşa’nın Plevne savunmasıdır. Dillere destan olmuş, başta Avrupa olmak üzere bütün dünya basını yakından takip etmiştir. Gün gün haberler geçilmiştir. Gazi Osman Paşa, kat kat güçlü Rus ordusu karşısında inanılması zor bir mücadele sergilemiştir. Neticede Gazi Osman Paşa yarma harekâtı dener fakat zayıf kalır. Çaresiz teslim olunca Rus komutan ona büyük bir saygı gösterir. Kılıcını teslim etmesine razı gelmez. Şanına yaraşır şekilde misafir eder.
Fatih Sultan da İstanbul’u alınca kimseyi kılıçtan geçirmemiştir. Herkesin insan gibi, serbestçe yaşaması gerektiğini söylemiştir.
Tarihte benzer örnekler çoktur. Düşman olan ve ölesiye çarpışanlar bile savaş sona erince oturup konuşabilirler.
Fakat aramızda bu tabloları anlamakta zorlananlar olabilir. Olabilir ne demek, apaçık var. Kanlı canlı duruyor, konuşuyorlar.
MHP Lideri Devlet Bahçeli ile CHP Kadın Kolları Başkanı Arzu Kaya Meclis kulisinde ayak üstü sohbet edince, köpürenler oldu.
Birinin babası ile diğerinin dedesi komşuymuş, ahbaplıkları varmış. Evveliyatı olan bir aile ilişkisi söz konusu. Ne var ki kızarak itiraz edenler için o taraf mühim değil. Nasıl Bahçeli ile konuşurmuş!
Yahu ortada bir düşmanlık yok. Siyasî rekabet ile düşmanlığı niye karıştırıyorsunuz? Kaldı ki savaşan düşmanların bile barıştığını, el sıkıştığını defalarca gördük.
Niye bu kadarına kafa basmıyor?
Çünkü ayarlar bozulmuş. İçlerinde kin ve nefret birikmiş. O yüzden insanî ilişkilere bile tahammül yok.
Nezaket de ne demek? Saygı dediğin, neyin nesi? Yanında soyadı olarak Öztürk yoksa, geçsin gitsin; trafiğe takılmasın.
Aynı şekilde bir garabet daha… Meclis’te Bahçeli ile Özgür Özel’in tokalaşma sahnesine bakalım.
İki genel başkan tokalaşırken, az öteden bir başka parti liderinin büyük bir şaşkınlıkla baktığına şahit olduk.
İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ağzı açık, hayretler içinde bakıyordu. AA der gibi. Ağzı açık, kaşlar kalkmış vaziyette.
Az daha çalışsa İHA diyecek, Royters diyecek. Çok büyük bir terslik varmış gibi. Hiç olmayacak türden, görülmemesi gereken çok ayıp bir şey görmüş sanki.
Süleyman Demirel’in meşhur sözleri arasında bu konu da bulunmaktadır. 60’lı yıllarda Kıbrıs meselesi dolayısıyla İngiltere ile aramız iyi değildir. Demirel İngiltere’ye gider. Dönüşte gazeteciler, İngiliz Dışilişkiler Bakanı’nın elini niçin sıktığını sorarlar. Demirel o meşhur cevabı yapıştırır: “Neresini sıkacaktım kardeşim?”
Aynı hikâye, en büyük siyasî rakibi Ecevit’in elini sıkma ve başka yerdeyse 12 Eylül 80 darbesini yapan darbecilerin elini sıkma konusunda da anlatılır. Fakat sadece bir tanesi gerçek, diğerleri yakıştırma olsa gerek.
Devlet Bahçeli ile Özgür Özel, Meclis’te karşılaştıklarında tokalaşmak yerine birbirlerine yumruk mu atmalıydılar?
Yahu siz vaktiyle o meşhur “Altılı Masa” etrafında toplandığınızda kimlerle tokalaştınız? Unuttunuz mu?
Bir aday belirlemek için aylar boyunca defalarca bir araya geldiniz. Yeri geldi tebessüm ettiniz, yeri geldi sert tartışmalara girdiniz. Oturdunuz, kalktınız, sonra tekrar oturdunuz. Ki siyaset içinde tartışmalar öyle olur zaten.
Masa etrafında farklı görüşlere sahip siyasetçilerin hiçbiri, silah çekip karşısındakilere ateş etmedi.
Şimdi niye iki genel başkan karşılaşıp tokalaştığında yapay bir hayret sergiliyorsunuz. Plastikliğin ne lüzumu var?



