Yoga ile yorulma, meditasyon ile ezilme, secde ile şereflen!

İslâm’ın ibadetlerine “Orta Çağ’ın ibadeti” diyenler, tarihsel kronolojiye bakarlarsa, İslâm, daha dün denilecek yakın zamanda doğmuştur. Hâlbuki Budizm, İsa’dan önce, milattan önce eski dönemlere dayanır. Namaza Orta Çağ ibadeti diyenlerin, kendilerinin Orta Çağ’dan evvel ilk çağlardaki ibadete sarılması nasıl bir akıl tutulmasıdır?! Yoga’ya sığınanların, ilk çağ ibadeti yaparak çağdaş görünüm arz etmeye çalışması, oldukça ironik, oldukça acınası, oldukça cahilce bir durum arz etmektedir.

İNSANOĞLU, beden ve ruhtan müteşekkil bir varlıktır. Yaratan, insanoğlunu cisimle donatırken arka boyutta pek çok hikmete sahip “ruh” vermiştir. Bedenimiz nasıl ki vitaminler proteinler, meyveler ve sebzelerle besleniyorsa, ruhumuz da iman, sevgi ve merhamet gibi ulvî duygularla besleniyor. Ruh, beden ve akıl birlikteliği ile yaratılan insanoğluna düşünme, akletme, iyiyi kötüden tefrik etme yetisi verildiği için ve iradesini iyi ya da kötüye kullanma seçimi olduğu için bu dünya ona imtihan arenası kılınmış, çeşitli ibadetlerle mükellef olmuştur. Kadim zamanlarda da ibadet mevcuttu. Çünkü insanoğlu müteal, mutlak, aşkın, hâkim, sonsuz bir güce inanarak tehlikelerle dolu dünyada sığınacak güç aramış, adaletsizliğe uğrayıp çaresiz kaldığında görmesi, duyması sınırsız olan bir varlığın var olduğunu bilmek onu rahatlatmıştır. 

Hülâsa Allah inancı, insanoğlu için aklının, ruhunun, yaşantısının, gelecek kaygısının, korkularının ilacı mesabesindedir. Bu Yüce Varlığa karşı kendini sorumlu hisseden insanoğlu, O’na secde ve temenna eder, böyle yapmakla aslında kendi varlığını da yüceltir.

İnsanoğlu, yaratıldığı andan beri kendini Yaratanına teşekkür etmek için, ondan bir şey istemek için, ona sığınmak için ibadet eder, dua eder. İslâm dininde de dua etmek, ibadet etmek çok önemlidir. Lakin İslâm’a dil uzatan, dinsiz bir toplum oluşturmaya çalışanlar, başka sapkın inançlarda huzur arar oldular. Doğruyu elinden alırsan, yanlışla yeri dolar…

Günümüzde, İslâm’ı bilmeden başka dinlere öykünenler olduğu gibi semâvî olmayan pagan dinlerindeki tapınma şeklini, ne olduğunu bilmeden gençlere dayatan bir kesim var. Hani şu sözüm ona kendini olduğundan büyük göstermeye çalışırken küçülen, İslâm’ı bilmeden dil uzatıp sapkın inanç ve totemlere inanan, eşyadan medet uman, şans bilekliği takan echel kesim… Yoga meditasyonla ne yaptıklarını bilmeden başka dinlerin tapınma şekillerini, “rahatlama sporu” diye gençlere lanse edenler… Şans bilekliği, iki renk ipten ibaret. İpte sana şans verecek akıl olsa, evvelâ kendisi ip olmaz, kolunda mikroplanıp, kirlenip iğrenç görünüm arz etmezdi. İpten, kolyeden medet uman, şans getireceğine inanan zavallının, yeri göğü Yaratana inanıp ibadet edene “gerici” demesi, akıl tutulmasının en acı tezahürüdür. 

Bu İslâm’la kavgalı kesim ne hikmetse sürekli büyü ile uğraşır. Akıllarına dua, namaz deyince garip şeklide “büyü” gelir; âlim, mütefekkir, imam deyince, “büyücü” gelir. Ne İslâm’ı ne Müslüman’ı hiçbir şeyi bilmeden yoga meditasyonla huzur arar. Bunlar, hezeyanlarla dolu bir düşünce yapısına sahiptirler.  

Yoga, İslâmiyet’ten önce, Hıristiyanlıktan da önce, eski pagan kültürlerinde ve semai olmayan Budizm, Brahmanizm gibi dinlerin tapınma şeklidir. 

Şöyle ki… Yoga, Budizm’de, “Geyiklibaba Parkı”nda Buda’nın lotus (nilüfer) çiçeği şeklinde bağdaş kurup ellerini dizlerine yukarı bakacak şekilde koyarak tanrı ile konuşmasını sembolize der. Budizm’de öğretilerin ana çatısını, meditasyon-derin düşünme gibi tapınma ritüeli ve öldükten sonra başka bir bedende yeniden doğma, “reenkarnasyon” denilen akla mantığa aykırı sapkın saçma inanış türleri oluşturur. Karma denilen sonuca götüren garip safsatalarla dolu inanç türünde yine Buda’nın bir incir ağacının altında nefes meditasyonunu taklit ederler. Bütün bunları bizim echel tayfa da ne yaptığını bilmeden üst kültür gibi dayatmaya çalışarak gençleri gerçek ibadetten kopararak ilkel zamanların tapınmasını taklit ettirirler. 

Tabiata tapan, eşyadan medet uman inançların başında Şintoizm geliyor. Meselâ Şintoizm’de tilki bereket vesilesi, kutsal, tapınılacak hayvandır. (Aklıma, bizde kedi ve köpeği, olması gerektiğinden fazla kutsayan kesim geldi.) Tilki Japonya’da da bereket Kami’sidir. 

İslâm’ın ibadetlerine “Orta Çağ’ın ibadeti” diyenler, tarihsel kronolojiye bakarlarsa, İslâm, daha dün denilecek yakın zamanda doğmuştur. Hâlbuki Budizm, İsa’dan önce, milattan önce eski dönemlere dayanır. Namaza Orta Çağ ibadeti diyenlerin, kendilerinin Orta Çağ’dan evvel ilk çağlardaki ibadete sarılması nasıl bir akıl tutulmasıdır?! Yoga’ya sığınanların, ilk çağ ibadeti yaparak çağdaş görünüm arz etmeye çalışması, oldukça ironik, oldukça acınası, oldukça cahilce bir durum arz etmektedir.  

Hülâsa, yoga ve meditasyon, içe yolculuk, huzur arayışı, derin düşünme gibi süslü tabirlerle açıklansa da, aslında günümüzde Budizm, Şintoizm ve Hinduizm gibi tapınım ritüelleri ile şekillenmiş, garip fazlarla süslenmiş, abesle iştigalden öteye gitmeyen anlık rahatlama çabasının fevkinde olamayan bir ritüeldir. Malûm kesim dizilerde, programlarda, meditasyon ve yogayı üst kültür gibi dayatarak, ne kadar acınası, ne kadar echel bir durum serdeder oldular.   

Hâlbuki İslâm, son semavî kâmil bir dindir. İbadetler ve dualar Allah’a yapılır. Eşyaya, herhangi bir cisme tapılmaz. Bir tek Allah’a secde edilir. Secde, o sınırsız Gücün huzurunda huzur bulmaktır. Sükûnetin, hûşûnun zirvesine çıkıp dertlerini sonsuz kudret sahibine bildirip onun yüceliğini zikrederek onunla muhatap olmaktır. Bu, ne büyük şeref, ne büyük lütuftur. Namaz, beden, ruh ve aklın, dünyalar ötesine, boyutlar ötesine geçip varlığın sırrına ermesidir. Secde, ruhun maddeler ötesi, boyutlar ötesinde iman gücü edinip kuvvetlenmesi, Yaratanı ile rabıta kurmasıdır. 

İslâm’da ibadet, spor olarak yapılmaz, Yaratana yüceliğini bildirmek için yapılır, “sevap” kazanmak ekstra kazançtır. 

Hele bir de tevekkül ve tefekkür konusu vardır.  İslâm’da tevekkül; başına iyi kötü, her gelende bir hikmet araması, problemlere, terbiye olup arınıp cennete layık olabilmesi için verilen bir sınav kâğıdı olarak bakması, çalış çabalayıp sonuçta istediğini elde edemediğinde dahi “Yaratanın vardır benim için bildiği, hakkımda hayırlısı” diyerek asla karamsar olmamasıdır. Tefekkür ise, işte asıl derin düşünme budur, olayların arka planda ne hikmet taşıdığını görerek yorumlamak, eşyanın bir yaratanı olduğunu bilip eşyaya, maddelere olması gerektiği kadar değer vermek, zerreden küreye her şeyin hakkını vermektir. Tefekkür, Allah ile bağ kurmadan olmaz. Tefekkür, yaratılma hikmetini, feraset ve basiretle çözümlemek, düşünmek, akletmektir. Oturup meditasyon yapacağım diyerek, garip sesler çıkararak komik durumlara düşmek değildir. 

Arzı, gökleri, güneş sistemini, hayvanatı, mikrobiyolojiden marka biyolojiye her şeyi Yaratanı bırakıp şans bilekliği, totem kolyesi gibi eşyaları kült edinerek, küçük tanrıcıklar edinerek putperest, pagan sapkınlıkları, inanç sistemi yapan zavallılar namazdaki gerçek huzuru, gerçek teslimiyeti ne bilsinler!? 

İslâm’ın dua etme şekli, ibadeti, secdesi, iki cihanın en büyük rızkıdır. Allahın en büyük lütfudür. Sonsuz gücün bizimle muhatap olmasıdır.

Allah bütün akıl sahiplerine secde ile şereflenmeyi nasip etsin. Yoga ile yorulma, meditasyon ile ezilme, gel secde ile şereflen...