Yitik şehrin hikâyesi

Kokusuyla, görüntüsüyle yeryüzüne süs olan rengârenk çiçekler bana her bomba sesinde titreyerek uyanan ve isimleri hatırlanmadan kara toprağa karışan çocukları hatırlatıyor. Çocuk kokusu cennet kokusudur derler, dünyanın cenneti çocuklar hiçbir hak ve hayâ gözetilmeden öldürülürken çiçeklerimizin kokuları yavaş yavaş yok oluyor. Aldığımız tatlar, hazlar huzur getirmiyor. Gülüşlerimizin bir yanı hüzünden ağlıyor. Gazze ölüyor, insanoğlu üzerini kara bulutlarla örtüyor.

ISTIRAP yüklü bulutlar gelir, biraz kalır ve gider. Kimi zaman yağmur, kimi zaman serinlik getirir lakin çok kalmaz, bir rüzgâr ile dağılır. Neşe, sevinç, keder ve kötülük de böyledir. Gelir, bir süre sonra maziye karışır. Hiç bitmeyecek sandığımız üzüntülerimizi bir süre sonra nasıl oluyor da unutabildiğimize şaşırırız. Bazen hiç olmamış gibi yaşadığımız kederli günler, yaşanırken hiç bitmeyecekmiş gibi gelir.

Çiçeklerin açması ve solması misaline benzer yaşananlar. Hayatlar da öyledir, doğumdan ölüme nice olay gelir gider. Bize verilen sayısız nimet ve o nimetlerin içerisinde saklanan hikmetler hâlen daha sırrına vakıf olamadığımız derya denizdir. İnsanoğluna verilen nice ihsandan birisi ise unutma kavramıdır. Üzerine pek düşünmeyiz lakin içerisinde büyük hikmetler saklar.

Unutmak, unutabilmek ne büyük nimet! Unutmak olmasaydı yaralanan yüreğimiz, kırılan duygularımız asla tamir olamayacaktı. Aksi taktirde insan yaşayamazdı. Yarayı iyileştiren Allah bize unutmak gibi normalde pek sevilmeyen haslet vermiştir lakin insanoğlu hep olumsuz tarafına bakmaktadır. Unutulmak zordur, kötüdür diyoruz evet haklıyız ama bu unutma, unutabilme yetisini kötü yapmaz.

İnsanoğlu bazen de işine gelen şeyleri unutur, unutmak ister. Ancak unutmamamız gerekenleri de unutuyoruz. Unutmak istiyor veya görmezden geliyoruz. Soldurulan çocuk yüzlerini örneğin görmezden gelirken bazı kesimlerin hayvan haklarının korunması için verdiği mücadele bazen göz yaşartıyor. Daha fazlası yapılmalıdır, her vatandaş, her Müslüman daha fazlasını yapmalıdır. Ancak, orada bir şehir yıkılırken, tarih yok olurken, soykırım olurken değil.

Yapılan ateşkesin niçin bozulduğu belli değil, yeniden ölüm kusan bombaların çocukların üzerine niye yağdırıldığını açıklayabilen yok. Ateşkes öncesinde çıkan karşıt seslerin şimdilerde çıkmıyor olması zalimin elini güçlendiriyor. Unutuyoruz değil, unutmak ve görmezden geliyoruz denmeli.

Evvelki yazılarımdan birinde Gazze’de tarih ve bilinç soykırımına dair fikirlerimizi aktarırken yıkılan mabet sayılarından bahsetmiştik. Şimdilerde ayakta kalan minare yok, kilise yok, hastane yok ve yerleşim binaların hepsi yıkılmış durumda. Bir devrin kapanması için tonlarca bomba atılmakta. Gazze’de ayakta kalan tek şey, oradaki insanların şeref ve izzetidir. Ne olursa olsun yurtlarını terk etmeyen, dünyanın gözü önünde o daracık yoldan yüzbinler yıkık evlerine akın ederek hayalet şehre, yurtlarına sahip çıkmaları, her şeye rağmen hayatta kalmaya çalışmaları bana göre emsalsizdir.

Sokaklarında bir hayatın yaşandığı, alışverişin olduğu yıllarca ablukaya rağmen dimdik ayakta duran o masum şehir küskün. Ben Müslümanım diyen, diline Allah lafzını alan herkese küskün. Dünyada herkes öldü mü, kimse neden yardıma gelmiyor, diyen çocuklar küskün, beli bükülmüş yaşlılar, çaresiz kadınlar bize küskün! Tutundukları tek şey Allah, ölümün bir son değil bir kavuşma olduğunu bilen, sarsılmaz bir iman ile bağlı olan Gazze halkı küskün. Birçok kez ifade ettim, yine tekrarlamakta yarar görüyorum; o şerefli insanlar mutlaka zafere ulaşacaktır. Allah’a güvenen kimse yolda kalmamıştır lakin bu imtihanı biz kaybediyoruz.

Düşmanın yani şeytanın tuzakları çoktur ama güçlü değildir. Bunu bize Yüce Kur’ân aracılığıyla Allah iletmiştir. Nedendir bilinmez, o zayıf tuzakların içerisinde dolambaçlı yollarda yürüyoruz. Oysa Gazze her gün biraz daha yok oluyor. Biraz daha yük yükleniyor omuzlarımıza.

Bahar çiçeklerinin açmaya yüz tuttuğu bu günler, unutulmuş bazı hislerimizi yeniden açığa çıkarıyor. Kokusuyla, görüntüsüyle yeryüzüne süs olan rengârenk çiçekler bana her bomba sesinde titreyerek uyanan ve isimleri hatırlanmadan kara toprağa karışan çocukları hatırlatıyor. Çocuk kokusu cennet kokusudur derler, dünyanın cenneti çocuklar hiçbir hak ve hayâ gözetilmeden öldürülürken çiçeklerimizin kokuları yavaş yavaş yok oluyor. Aldığımız tatlar, hazlar huzur getirmiyor. Gülüşlerimizin bir yanı hüzünden ağlıyor. Gazze ölüyor, insanoğlu üzerini kara bulutlarla örtüyor.