HAVAN, suyun ve senin
şu neşeli hâllerin... Kırlarda çiçeklerinden taç yaptığın yalnızlığın…
Milletin, bayrağın ve sevda kokan toprağın… Türlü aşkların yaşandığı,
kavuşmalara gebe memleketim, Türkiye’m!
Kahramanlıklar
taşıyan koca yüreğinde, sevdaları bir ana gibi göğüslemiş, destan yazan
topraklarım, Anadolu’m! Seviyoruz, hem de öyle böyle değil! Kavganı, şu bitmek
bilmeyen hüznünü seviyoruz. Çünkü şu alengirli dünyada, ağır başlı bir gerçekliği
yaşıyoruz seninle. Başımız dimdik, destanlar yazıyoruz sende, milletimizle.
İklimlerin,
toprağın, meyvelerin çeşit çeşit güzelliklerde… Çayın demli, sohbetin koyu…
Kahvenin kırk yıl hatırı var sende. Bir sokağında düşerse bir yabancı, tutar
ellerinden senin insanların, kaldırırlar ayağa, yaralarını sararlar yabancının.
Öfkesi
de sahicidir milletinin, sevgisi de. Bu güzellikleri say, say, bitmez bizim
memleketimizde. Bitmez elbette, fakat bizler ne kadar bu güzelliklerle bir
bütünüz? Kendi kodlarımızı temsil edebiliyor muyuz? Kültürümüz günlük
hayatımızda, giyimimizde kullandığımız eşyalarda karşımıza çıkıyor mu?
Sokağa
çıkalım ve etrafımıza şöyle bir bakalım. Kıyafetlerimizdeki,
ayakkabılarımızdaki, çantalarımızdaki simgeler bizlere ait değil, farkına
varıyor muyuz? Özellikle gençler, bize ait olmayan simgelerin taşıyıcısı oluyorlar.
Kültürümüzü erozyona uğratan bu simgeler, üzerinde düşünülmüş, çalışılmış, biz
gençlerin estetik anlayışına müdahale edilmek için düzenlenmiş ve
yaygınlaştırılmış simgeler.
Bir
Amerikan vatandaşının kıyafetinin üzerinde hiç desen olarak kullanılmış Türk
bayrağı gördük mü? Hayır! Peki, ya bir Türk vatandaşının kıyafetinde Amerikan
bayrağı gördük mü? Cevap üzücü… Maalesef çok kez gördük. Örneğin bir öğrenci
gözünden baktığımızda, birkaç kalem almak için gittiğimiz büyük bir kırtasiyede
karşımıza çıkan ürünler yine bizleri şaşırtmasın. Defterler, kalemlikler, bize
dair izler ve desenler taşımıyor. Kurukafalar, kurbağalar, ihtiyaç
malzemelerinden takılarımıza kadar her yere yerleşmişler. Bizler tüm bu
ürünleri kullanırken yozlaşmamız sebebiyle duyarsızlaşmış olmalıyız ki, kendimize
ait kültürel değerlerimizi nakşettiğimiz ürünler üretmez hâldeyiz.
Bu
yazıyı yazmayı plânladığımda, aklıma ilk olarak sinek desenli çantam ve Nesrin
Hocamdan aldığım nasihatler geldi. 16 yaşındayken anneme âdeta yalvararak satın
aldırttığım “yeşil sinek” desenli çantam, beni arkadaş grubumda epey popüler
yapmıştı. Renkleri hoş tasarlanmış ve üzerindeki sinekler sebebiyle bana özgür ve
bir o kadar da havalı bir görünüm kazandırdığını düşündüğüm çantam çok
seviliyor ve sürekli nereden aldığım soruluyordu.
Annemin
''Evladım bu ne Allah aşkına?'' dediği çantaya arkadaşlarımın bu kadar rağbet
göstermesinin sebebi şudur diye düşünüyorum: Hepimiz 16 yaşındaydık. Hepimiz asi
ve pervasız görünmek istiyorduk. Asiliğimiz yanlış anlaşılmasın, ortada asilik
yok ama ergenlik söz konusu… Her şey çok güzeldi, böyle bir çantaya sahip
olduğum için mutluydum. Derken her hafta olduğu gibi o hafta da atölyeye
gelmiştim. Sinekli çantamı gören Nesrin Hocam, “Sırtına onlarca yeşil sinek
konsa rahatsız olur, kurtulmak istersin, ‘Onlarla yaşayacaksın’ deseler kabul
etmezsin, fakat moda yaptılar ve sen onu kendi rızanla sırtında taşıyorsun”
deyince şaşırıp kaldım. Şaşkınlığım, farkındalığım olmuştu ve o çantadan uzaklaştım.
Etrafıma baktığımda kullandığım birçok eşyanın da böyle, bize ait olmayan
desenler taşıdıklarını gördüm.
Kabullerimiz,
yozlaşmamızın resmiydi! Eğer uyarılmış olmasaydım, bâtıl olanların amaçlarının
bir parçası olmaya devam edecektim.
Kendi
kültürümüzü oluşturmak ve taşımak yerine, çirkin hesaplar yapılarak üretilen
tasarımları kullanmak, böyle bir yozlaşmayı doğuruyor.
Onlar
kendi bâtıl amaçları uğrunda çalışmışlar, çabalamışlar ve markalaşmışlar. Peki,
bizler ne yapıyoruz? Emek vermediğimiz hiçbir şey bizim değildir. Fakat biz bu
sektöre ne kadar emek veriyoruz? Biz gençlerin, güzel vatanımızın, güzel
milletimizin ve değerlerimizin sembollerini kullanmaya ihtiyacı var. Sembollerimizi
oluşturup sektörlerde yaygınlaştırmalıyız.
Biz
gençler, bu vatanın yabancılaşmış, Amerikan yüzlü çocukları olmak istemiyoruz!
İnançlarımızı, öz benliğimizin kültürel yansımalarını günlük hayatımızda da
görerek, mazimizi, aslımızı, estetiğimizi, kültürümüzü hatırlamak istiyoruz.
Bizler,
bizi temsil eden yabancı simgelerden artık arınmak ve özümüze dönmek istiyoruz.
Üzerinde memleket şiirleri olan çantalar, kalemlikler, defterler kullanmak
istiyoruz. Tişörtlerimizde Amerikan bayrakları değil, ay yıldızlı bayrağımızı
görmek istiyoruz. Sinekli çantaların moda olmasını değil, bize ait desenler, lâleler,
karanfiller, kilim motifleri, çini desenlerimizi giysilerimizde, takılarımızda
görmek istiyoruz.
Bizi
temsil eden, heyecanlandıran, motive eden tasarımlar yapılmalı. Direnişçi ve
dirilişçi bir milletiz, destanlarımızın simgelerini taşımak istiyoruz. Tüm
bunların anlamlarını, değerlerini kaybederek değil, capcanlı ve dinamik bir
şekilde temsil edilmesini ve günlük hayatımızda var olmalarını istiyoruz.
Büyüklerim!
Bugün bizim sesimizi duyarsanız, yarın bizlerin çocukları daha özgüvenli ve
daha sağlam düşünceli olacak ve dünyaya güzellikler sunacaklar!



