Yeşil Kemalizm

“Okulda, camide, kışlada ve adliyede siyaset olmaz, buralarda bir siyâsî parti liderinin görüşleri telkin edilemez” gerçeğini AK Parti idaresi 22 yıl boyunca hatırına getirmemiştir. Günümüzde okul, cami, kışla ve adliyeler CHP Genel Başkanı Kemal Paşa’nın kişisel görüşlerinin propagandasının yapıldığı alanlardır. Bu propaganda ile farklı görüşler hainlik olarak telin edilmektedir. Türkiye bu hâliyle Kuzey Kore ile yarışmaktadır.

TÜRKİYE’de idarî mevzuat ve siyâsî yapı, Kemalizm’i bir siyâsî görüş olma sınırından çıkarmış ve bütün siyâsî partilerin ortak görüşü hâline getirmiştir. Hiçbir siyâsî parti Kemalizm’i reddederek kurulamadığı gibi, yine Kemalizm’i reddederek varlığını sürdürme imkânına sahip değildir.

Oysa siyâsî parti kavramı, temelde bir farklılığı içermektedir. Madem Kemalizm nedeniyle bütün siyâsî partiler birbirine benzemek durumunda kalacak, o hâlde bu kadar çok parti neden ortaya çıkmaktadır? Siyâsî partilerin varlığı, iddia edildiği gibi Kemalizm konusunda bir yarışa mı ayarlanmıştır?

Buna rağmen geçen yüz yıllık tecrübe göstermiştir ki, Kemalizm, Türkiye’de birleştiricilik özelliğinden yoksundur. Aksine Kemalizm, halkın talep ve ihtiyaçlarından kaynaklanmadığı ve devlet zoruyla halka benimsetilmeye çalışıldığı için tepeden inmeci, lâikçi, ayrıştırıcı, baskıcı bir terimdir. Geçen yüz yılda hiçbir sorun çözememiştir, aksine pek çok siyâsî ve toplumsal soruna yol açmıştır.

Emmanuel Szurek’e göre Kemalizm, Türkiye’de doğrudan Oryantalizmin karşılığıdır. (Kemalizm: Osmanlı Sonrası Dünyada Ulusaşırı Siyaset, Çeviren: Barış Özkul, İstanbul 2022, s.295 vd)

Ancak bu tür tarifler, Kemalizm’in Kemal Paşa’ya rağmen ya da ondan sonra ortaya çıktığı anlamı taşımazlar. Çünkü Paşa için modernizm, Avrupa merkezli bilimcilik, materyalizm ve de içeriği ile tarifi belli olmayan milliyetçilik görüşünü oluşturan temel unsurlardır. Zaten Kemalizm’in bu unsurları onu Türkiye’de Oryantalizmin karşılığı ya da tekrarı durumuna getirmiştir. Oryantalizmi taklit etmek ise asla bağımsızlıkçılık değildir. Bağımsızlık vurguları, Oryantalizmin uygulayıcısı tek adamlı/tek partili despot idarenin işlerine karışılmaması isteğidir.

Oryantalizmin kaynağı olan sömürgeci Batı Avrupa ülkelerinde görülen özgürlükçü siyâsî akımları ve uygulamaları ise Kemalizm bir ihanet sayarak mensuplarını şiddetle tasfiye etmiştir. Zaten Kemalizm’in uygulandığı bir coğrafyada özgürlüğün barınması mümkün değildir. Nitekim Türkiye tecrübesinde de mümkün olmamıştır.

Toplumun istek ve ihtiyaçlarını dikkate almaksızın, onu devlet zoruyla değiştirme isteği ise Kemalizm’in otoriter (baskıcı) tarafını oluşturmuştur. Kemalizm’in bu tarafı en çok siyâsî ve toplumsal alanda yapılan değişimlerde, basın özgürlüğünün yok edilmesinde, İslâm’ın bütün toplumsal belirtilerinin yok edilerek düşmanlaştırılmasında, muhalefetin tasfiyesinde yargının bir infaz aracı olarak kullanılmasında görülmüştür.

Türkiye’de demokrasi tecrübesi ile Kemalizm’in ömrü uzatılmış mıdır?

Tek parti otoriterliğinden sonra iktidar olan Demokrat Parti (DP) eliyle ve özellikle 5816 sayılı yasa ile Kemalizm, tahkim edilmiştir. 1961 Anayasası ile değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeler arasında sayılmıştır. Liberal-demokrat olmak iddiası ile yola çıkan DP ve Adnan Menderes’in Kemalizm’i tahkim etmesi, halk için olduğu kadar kendisi için de büyük hayâl kırıklığı olmuştur.

27 Mayıs Darbesi’nin ardından yaşanan Yassıada felâketi, Kemalizm’e hizmette kusurlu sayılan DP’nin kanlı tasfiyesi ile sonuçlanmıştır. Bütün askerî darbelerin Kemalizm adına yapılması tesadüf olmadığı gibi, seçimle iş başına gelmiş siyâsî iktidarların Kemalizm’e hizmette kusurlu görülerek cezalandırılmış olmaları da tesadüf değildir.

Askerî darbeler ve yeni anayasalarla Kemalizm, idarî mevzuatta bir vesayet düzeni hâline getirilmiştir. Bu vesayet düzeninde var olmak isteyen siyâsî partiler, Kemalizm’e sadakatlerini gösterme yarışından geri durmamışlardır. Okullar ve üniversiteler eliyle toplumun ancak Kemalizm sayesinde var olabildiği şeklinde özetlenebilecek bir Kemalist mitoloji, etkisini arttırmıştır. Almanya, Rusya ve İtalya gibi otoriter rejimlere maruz kalmış ülkelerde otoriter siyâsî yapılar tasfiye edilmişken, Türkiye’de yargı, askerî bürokrasi ve büyük sermaye güdümündeki medya eliyle varlığını günümüze kadar sürdürebilmiştir.

Temel hak ve özgürlükleri esas alan bir siyâsî partinin Kemalizm ile barışık olmasını akılla açıklamak zordur. Siyâsî ve hukukî mevzuatın partileri böyle davranmaya zorladığı bilinmektedir. Bu zorunluluğun bir sonucu olarak bir siyâsî partinin Kemalizm’i tasfiye edeceğini programına alması mümkün değildir.

Kemalizm hakkında en azından suskun kalmak, siyâsî partinin varlığı için seçilen bir yoldur. Ne var ki, DP’nin ardılı Adalet Partisi (AP) ve Anavatan Partisi (ANAP) ile Sağ siyâsî partiler, Kemalizm hakkında suskunluk bir yana, onu sahiplenmişlerdir. Kemalizm’i CHP’nin elinden kurtarmaya çalışarak varlık nedenlerini anlamsız hâle getirmişlerdir.

Sağ siyâsî parti tanımına uymayan Refah Partisi’ninse (RP) Kemalizm’e karşı tutumunu suskunluk ve sahiplenme diye özetlemek mümkündür. RP, Kemalizm hakkında suskunluk dönemini seçim başarıları ile birlikte terk etmiştir. Tarihte karşılığı olmayan muhayyel bir Kemal Paşa örneğini sahiplenerek kendi varlığına meşruiyet kazandırmaya, dokunulmaz hâle getirmeye çalışmıştır. Genel Başkan Erbakan’ın iddialarına göre “Kemal Paşa, aslında Millî Görüşçüydü, hatta yerinden kalksa Refah Partili olurdu”. Bu tutum her ne kadar konuya vâkıf olanların ciddiye almadığı bir siyâsî tercih olsa da kendini Sağcı saymayan kesim üzerinde önemli bir etkiye yol açmıştır. Bütün bu söylemlerine rağmen Erbakan’ın kendisi de, partisi de Kemalizmle ve Kemalizm adına yine bir askerî darbe sonunda siyasetten tasfiye edilmiştir.

Erbakan’ın ve partisinin Kemalizm karşısındaki bu ürkek, mahcup, ezik ve hatta onu sahiplenen tutumuna karşılık Kemalist çevrelerin Erbakan’a ve partisine karşı kin ve düşmanlıklarından vazgeçmedikleri zamanla görülmüştür. 28 Şubat darbecileri Erbakan’ı siyâsî hayattan tasfiye ettikleri gibi, Hazine’den RP’ye tahsis edilen paranın usulsüz kullanıldığı iddiası ile de Erbakan’ın yakasını ahir ömründe bırakmayarak hapsetmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır. Dolayısı ile Erbakan’ın Kemalizm’e karşı daima alttan alan tutumunun hiçbir işe yaramadığı gibi yargı ve askerî bürokraside üstlenmiş olan Kemalist çevrelerin kin ve düşmanlığında da asla bir azalma meydana getirmemiştir.

2001’de kurulan, bir yıl sonra iktidar olan AK Parti’nin Kemalizm ile sınavı ise çok daha ibretlik olmuştur. AK Partili medya organları Kemalizm eleştirisini önce bitirmişler, sonra yavaş yavaş sahiplenen bir üslûbu benimsemişlerdir. AK Parti’nin tutumu ise başlangıçta Kemalizm’e karşı suskunluk olarak görülmüştür. Kemalist çevrelerin, yapılan büyük eserlerin hiçbirine Kemal Paşa’nın adının verilmediği gibi kopardıkları yaygaraların beyhude olduğu ortaya çıkmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yerli yersiz “Gazi Mustafa Kemal Atatürk” vurgularının siyâsî dengelerin yol açtığı bir zorunluluğun ötesinde, tıpkı Erbakan örneğinde olduğu gibi Kemalizm’i sahiplenme çabası ihtimâlini kuvvetlendirmiştir.

Türk Ceza Kanunu (TCK), ihtiyaca cevap vermediği, biraz da Avrupa Birliği müktesebatına uygun hâle getirmediği için baştan sona değiştirilmiştir. Ancak temel hak ve özgürlüklere karşı daima bir silah olarak kullanılan ve dünyada bir örneği bulunmayan 5816 sayılı yasa, yerinde bırakılmamıştır. Dolayısı ile TCK’nın değiştirilmesi her nedense AK Parti eliyle kapsam dışında tutulmuştur. Yolsuzluk, yoksulluk ve yasakları ortadan kaldırmak için yola çıktığını savunan AK Parti için bu durum büyük bir çelişki teşkil etmiştir.

Kemalizm’i geçen yüz yıla rağmen yaşatan en önemli unsurlar, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Kültür Bakanlığı (KB) gibi kurumlar olmuştur. Geçen 22 yıllık AK Parti döneminde özellikle bu iki bakanlık, varlıklarını Kemalist mitolojiye armağan eden bir ruh ile faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Düşünce ve inanç özgürlüğünün önünde bir duvar gibi duran 5816 sayılı yasa kaldırılmadığı gibi, MEB müfredatında ve ders kitaplarında Kemalist mitoloji varlığını ve etkisini arttırarak sürdürmüştür.

Buna karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan sıkça, 22 yıldan beri bedava ders kitapları verdiklerini açıklama ihtiyacı duymuştur. Ancak o ders kitaplarında dişe dokunur bir değişiklik olmayışını görmezlikten ve duymazlıktan gelmiştir. MEB mevzuatı, müfredatı ve nihayet ders kitapları ile genç kuşaklara Kemalist mitolojiyi ince ince yedirmeye devam etmiştir. Abdülhamid Han’ın 33 yıllık padişahlığı döneminde açtığı bütün okullarda (nizamî mekteplerde) okuyan talebelerin Abdülhamid Han muhalifi olmaları tesadüf olmadığı gibi, günümüzde ilk, orta, lise ve üniversitelerde okuyanların da çoğunluğunun Kemalist mitolojiyi içselleştirmeleri tesadüf değildir.

“Okulda, camide, kışlada ve adliyede siyaset olmaz, buralarda bir siyâsî parti liderinin görüşleri telkin edilemez” gerçeğini AK Parti idaresi 22 yıl boyunca hatırına getirmemiştir. Günümüzde okul, cami, kışla ve adliyeler CHP Genel Başkanı Kemal Paşa’nın kişisel görüşlerinin propagandasının yapıldığı alanlardır. Bu propaganda ile farklı görüşler hainlik olarak telin edilmektedir. Türkiye bu hâliyle Kuzey Kore ile yarışmaktadır.

Düzenli eğitim kurumlarında okuyan öğrencilerin zaman içinde Kemalist bir CHP’li olup şiddetli birer AK Parti ve Erdoğan muhalifi olmaları da bireysel tercihlerinden değil, doğrudan mezun oldukları okullardan aldıkları eğitimin bir sonucudur. Ne yazık ki mitoloji, okul dönemi ile sınırlı kalmamış ve çeşitli sınavlara hazırlanmak zorunda kalanlar için yıllar boyunca bir tekrar konusu olmaya devam etmiştir.

Malazgirt Savaşı, İstanbul ve Bursa’nın fetih yıldönümleri, Kemal Paşa’nın doğumundan yüzlerce yıl öncesine tekabül etmesine karşılık mevcut “resmî bayram kutlama ve törenleri” yönetmeliğinden dolayı Kemal Paşa’nın heykellerine çelenk konulması ile başlatılması gibi akla ziyan uygulamalar devam etmiş, AK Parti idaresi bu tören yönetmeliğini değiştirmemiştir.

AK Parti, Anayasa’yı Kemalizm’den arındırmadığı gibi resmî bayram ve kutlama tören yönetmeliğini de arındıramamıştır. Ömer Çelik gibi AK Parti yöneticilerinin hiçbir tarihî mesnede, gerçeğe, mantığa dayalı olmayan “ülkemizin kurucusu Kemal Atatürk” ve “Atatürk’ün hedef olarak gösterdiği çağdaş uygarlık seviyesine ülkemizi çıkarma hedefi” gibi vurguları giderek çoğalmıştır. AK Parti’nin siyâsî dengelerin zorlaması ile Kemalizm karşısında suskun kalmayı tercih ettiği iddiaları boşa çıkmıştır. AK Parti, giderek Kemalizm’i sahiplenmiştir. Artık CHP’nin temsil ettiği Kemalizm ile AK Parti’nin sahiplenip temsil ettiği “Yeşil Kemalizm” arasında bir yarış yaşanmaktadır. Bu yarış, AK Parti’nin intiharından başka bir şey değildir. Yeşil Kemalizm iddialarına kaynaklık eden uygulamaları ile AK Parti, doğrudan kendi varlık nedenlerini teker teker ortadan kaldırmaktadır.

31 Mart 2024 Yerel Seçimlerinde AK Parti’nin yenilmesi, yüz yıllık kâbus dolu geçmişine rağmen CHP’nin birinci olmasında, Kemalizm karşısında AK Parti’nin beklenen sınavı geçemediğini göstermiştir.