Yeni siyasetin tanımı Youtube’den geçeceğe benziyor

Mevzular Açık Mikrofon’un son konuğu, AK Parti MKYK Üyesi Metin Külünk oldu. Geniş bir açık oturumda ilk kez bir iktidar partisi üyesi, hem de tanınan, Sayın Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen bir isim, özellikle de gençlerin sorularını, hem de zehir zemberek sorularını muhatap aldı.

UZUN zamandır televizyon izlemediğim için bu dönemde de söylenip söylenmediğini bilmiyorum ama televizyon kanallarına çıkanların televizyondaki görünüşleri hakkında dile getirdiği kalıp bir cümle vardı: “Televizyon 10 kilo daha koyuyor…”

Baştan şunu ifadeyim: Her ne kadar televizyon izlemesem de “ana akım medya” diye tarif edilen ve internetin olmadığı zamanlarda insanlığı yönlendiren medya tarzının, özellikle de televizyonun internet ve sosyal medyanın büyüme şiddetine rağmen her zaman daha güçlü olup iradeleri daha fazla yönlendireceğine inanıyorum. Bu bir süre daha değişmeyecek.

Bugünün genç nesli interneti ve sosyal medyayı hayatının merkezine almış olabilir ama fark etmeli ki, sosyal medyanın kitleleri etkileyebilen kanalları büyük sermayelerin kontrolüne girerek ana akım medyaya dâhil ediliyorlar.

Şöyle diyelim: Doğu Demirkol (kendisini çok severim) komedi skeçleri çekerek Youtube’ye yüklemiş, genç bir kitlenin dikkatini çekmişti. Fakat ne meşhurdu, ne de para kazanabiliyordu. Fakat Doğu, Show TV’de yayınlanan “Güldür Güldür” adlı komedi tiyatro programında bir kez boy göstererek daha büyük kitlelerce merak edilen kişi oldu.

Demem o ki, genç nesil dünyanın her yerinde insanların sadece sosyal medyayı takip ettiğini zannetmekten vazgeçmeli.

Peki, sosyal medyayı, özellikle Youtube’yi ana akım medyaya yaklaştıran, onun etki gücüne eriştiren programlar yok mu?

Var. Hem de çok fazla! Ama baştan söyledim, bu etkisi büyük programlara büyük sermaye kancasını atıyor ve sosyal medyada kazanamadığı ücretleri buradan daha kısa sürede kazanan içerik üreticisi, sosyal medyanın ürünü olarak kalmıyor, ana akıma kanalize oluyor.

Şimdilik bu etkiyi gösteren ve büyük sermayenin kanca atmadığı, belki atamadığı kanallar var. Bunlardan biri Babala TV adlı Youtube kanalı. Doğrusu ismindeki “TV” ifadesi bile ana akıma bir göndermeyi kastediyor. Kaldı ki, Youtube’deki birçok kanalın isminde “TV” ifadesi yer alıyor. Bu bir gerçeklik.

Babala TV’nin kurucusu ve kamera önündeki ismi, Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesinin yanı sıra ifadesinin alınması görevini icra eden, Yunan savaş fırkateynlerinin arasından geçerek Kardak kayalıklarına Türk bayrağımızı diken Hasan Attila Uğur’un büyük oğlu Oğuzhan Uğur.

Oğuzhan Uğur’u yeni nesil gençlik Youtube’den tanıdı. Ama ben onu ana akım medyadan tanıyorum. Kaldı ki, bu da yine ana akım medyanın gücüne başka bir delildir.

Bu yüzden benim için Oğuzhan Uğur bir Youtuber değildir, Youtuber olmamıştır hiçbir zaman ve olmayacaktır. Hatta düşüncem şu ki, ana akım medyanın gelecekteki yönlendiricilerinden biri kesinlikle olacaktır. Bu anlamda Okan Bayülgen’in (ki bir ara Okan Bayülgen hakkında da yazmak lâzım, çok severim kendisini) büyük takdirini kazanmıştır.

Oğuzhan Uğur, ilk olarak mizah yönü ağır basan şarkılarıyla öne çıkmıştı. Rahmetli Mevlâna İdris’in kardeşi Salih Zengin, o sıra Zaman gazetesinin kültür bölümünde çalışırken kendisiyle röportaj yaptırtmış ve yayınlatmıştı. Sanırım yıl 2003 ya da 2004 idi. Keyifle okumuştum. Kendisiyle yapılan röportajı yayınlayan Zaman gazetesinin bağlı olduğu terör örgütünün babasına kumpas kuracağını nereden bilebilirdi ki?

Daha sonra, Youtube henüz Türkiye’de yaygın değilken, Oğuzhan Uğur, kısa mizah ve kara mizah filmleri çekip yayınladı Youtube’de. Abone yakalamak için değil, gırgırına. Zira o sıralar Youtube böyle etkin değildi. Benim bizzat hazırladığım ve yayınladığım Muhsin Yazıcıoğlu klibi dahi 300 bin izlenmişti ama başka video yayınlamadığım için hesabım kapatılmıştı.

Oğuzhan Uğur da o dönemde çok takip edilmedi. Zaten asıl işi yönetmenlik olduğu için uzun metraj filmler çekiyor, farklı yapımcıların ve televizyonların işlerine yetişiyordu. Sonra başka isimlerin müzik düzenlemelerini ve kliplerini yaptı. En kötü işlerinden biri, Gani Müjde’nin “Bizans Oyunları” filminde figüran olmasıydı. Bence bir tek o yakışmadı kendisine.

Yıllar geçti, Youtube bütün dünyada ilgi görünce o da kanalını değiştirip “Babala” projesini başlattı ve Youtube’deki macerasını genişletti. Konuşma belagatini görünce Onedio adlı platform (sermaye), sosyal medya üzerinden gençlik dizaynı gerçekleştirmek üzere başlattığı hamlenin ikna kalemi olarak kendisini transfer etti. İşte bu yüzden herkes Youtuber sandı Uğur’u.

Oğuzhan Uğur, “Z kuşağı” diye tanımladıkları kitleye sunulacak en mantıklı isimlerden biriydi. Fakat kendisi mantalite olarak bence “Z kuşağı” tanımlamasını beğenmiyor. Ki kendisi de girmiyor. Onu takdir eden Bayülgen de bir “Z kuşağı” tanımı düşmanıdır. Z kuşağının, Oğuzhan Uğur’un sahip olduğu mizah ve zekâ yeteneği üzerinden yönlendirilebileceğine inanmıştı küreselciler, bu yüzden de ona yatırım yapmışlardı. İnanıyorum ki, Uğur bunu yemedi. Zira bu plân ona göre değil. Bu yüzden ayrıldı Onedio’dan. Zaten kamuoyunda bundan sonra kendisine saldırılar başladı. Kimse bunu konuşamaz, bu tespiti yapamaz. Anlamazlar bu durumdan. O dahi bunu konuşamaz. Konuşursa daha çok saldırırlar.

Bu arada “Borç Harç” diye bir film çekip ününden faydalanmaya çalıştılar Uğur’un. Ne kendi yazdı, ne de kendi yönetti. Mahvettiler Uğur’u. Morali bozuldu. Bence yine yapımcı tokadı yedi.

Onedio, Türkiye’nin küreselci sosyal medya yapımcılarından en kuvvetli olanı. Oğuzhan Uğur gibi bir vatanseveri parayla biçimlendirmeye çalıştı. Birçoğu buna düşmüştü zira. Oğuzhan Uğur  büyük bir özgüven sahibi ki bu süreçte çok para kazanınca biraz ayağı kaymış da olabilir. Çok normal bu. Allah kaydırmasın, kolay dayanılamaz böyle şeylere. Kaldı ki, bir de genlerindeki olağan vatanseverliği ve muhalif tavrı kullandılar.

Muhalif söylem kalibresini bazen öyle ileri götürdü ki bu ülkenin insanının, özellikle Cumhur İttifakı’nı destekleyenlerin büyük tepkisini çekmeye başladı konuşmaları. İnat bir adam olduğu için, bu kez daha cüretkâr çıkışlar da yapar oldu. Fakat çok sevdiği babasının dizginlemelerine de takıldığını düşünüyorum.

Meselâ bir Hakan Şükür konusu gelişti, babasının da yönlendirmesiyle bundan vazgeçti. İnanıyorum ki, o konudaki düşüncesi çok samimiydi. Şükür teröristi üzerinden bütün FETÖ terör örgütünü herkesin önünde pespaye etmek istedi. Şükür’ü programına davet etmesi de bu özgüvenindendi ama millet yanlış anlamak istediğinde ne yaparsanız yapın, doğru algılamasını sağlayamazsınız başlangıçta. Hatta bu noktada, babasından başlayarak FETÖ’ye karşı mücadele etmiş Uğur’u “FETÖ’cü” diye yazdılar.

Dedim ya, babasına çok düşkün. Gözünde gerçek bir kahraman. Zira babasıyla bir kader paylaşmış, evlerine füze bile atıldığına tanık olmuştu. Buna neden dikkat çekiyorum?

Meselâ karşı tarafın “Z kuşağı” diye tanımladığı kitle, 15 Temmuz’u konuşmak istemiyor. 15 Temmuz’dan konuşulduğunda bunun Erdoğan’ın bir kurgusu olduğunu dile getiren çok alçak, önyargılı ve anlayışsız kafa var. Oğuzhan Uğur’u takip eden gençlerden de buna uyanlar var. Ancak kimse bu çizgiye Oğuzhan Uğur’u oturtamaz. Yaptığı programlarda, babasının 1994’te hazırladığı FETÖ raporu nedeniyle de babasından öğrendiği bilgilerle FETÖ’yü anlatmaya çalıştı. Kaldı ki, Oğuzhan Uğur bence 15 Temmuz’u da anlatmalı gençlere. Zira 15 Temmuz’da FETÖ’nün bütün hakikatiyle suçlu olduğunu anlatmak adına Hasan Attila Uğur’in Yenişafak gazetesinde manşet olan röportajını hatırlatmalıyım size. O röportaj 15 Temmuz’dan bir ay sonra yayınlandı. Peki, 15 Temmuz’dan sonra mı alınmıştı?

Uğur’un verdiği röportaj, 15 Temmuz’dan önce alınmış, TSK içindeki FETÖ’cü yapılanmayı deşifre eden bir söyleşiydi. Fakat FETÖ’cü teröristler yapacaklarını yapmışlardı. Sonuçta darbe yapacakları tahmin ediliyordu fakat tarih bilinmiyordu.

Hasan Attila Uğur, 15 Temmuz’daki darbecilerin FETÖ’cüler olduğunu çok daha önce deşifre eden ender isimlerden biridir bu anlamda.

Buraya kadar Youtube ve Oğuzhan Uğur anlattık, bu satırdan itibaren de Metin Külünk anlatalım…


Oğuzhan Uğur, Youtube’de Mevzular Açık Mikrofon adında bir program yürütüyor. Cem Uzan, Muharrem İnce, Ümit Özdağ, Ahmet Davutoğlu konukları oldu. Programı seyircili salonlarda yüzlerce kişinin önünde yapıyor. Daha önce bir başka programında baş başa siyasileri ağırladığı olmuştu ama bu program başka. Bir dönemin Siyaset Meydanı veya Ateş Hattı gibi ama değil. Zira programda soru soranlar, konuğun mutlaka muhalifi. Yani konuk, sadece kendisini zorlayan sorulara muhatap oluyor.

Mevzular Açık Mikrofon’un son konuğu, AK Parti MKYK Üyesi Metin Külünk oldu. Geniş bir açık oturumda ilk kez bir iktidar partisi üyesi, hem de tanınan, Sayın Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen bir isim, özellikle de gençlerin sorularını, hem de zehir zemberek sorularını muhatap aldı.

Külünk salona girdiğinde kendisini bir tek el alkışlamadı. Buz gibiydi herkes. Adeta “bilenmiş” diyebiliriz. Bütün konuşmayı satır satır anlatamam, zira yayın dört buçuk saat, Külünk’ün bulunduğu süre üç buçuk saat. Bu yüzden hemen bitireyim: Metin Külünk, yayından alkışlanarak uğurlandı.

Fark ettiniz mi? Salona girerken alkış yok, çıkarken alkış var.

“Metin Külünk öyle cevaplar verdi ki herkes apışıp kaldı, herkesi mat etti” demiyorum. Çok ciddî argümanlar var yayında. İzlemenizi tavsiye ederim.

Yayının olduğu gece Metin Külünk, Twitter’de en çok konuşulanlar listesine girdi. Programın tanıtımı, Youtube en çok izlenenler listesinde birinci sıraya girdi. Programın yayını ise dört buçuk saatlik kapasitesine rağmen yine Youtube en çok izlenenler listesinin birinci sırasına yerleşti. Hem de bir günde! Birinci gününde 1,6 milyon, ikinci gününde 3,1 milyon kişi izledi. Bu yazıyı hazırladığım gün, yayının üçüncü günü…

Cumhur İttifakı karşıtı bütün yayın organları, gazeteler, televizyonlar, sosyal medya kanalları ve hesapları bu yayını konuştu. Bir tek kim mi konuşmadı? AK Parti’ye yakın duran ana akım medya ve çok takipçili sosyal medya kanalları bu yayını hiç konuşmadı.

Konuşmasınlar… Ama bu yayın büyük bir sosyolojik çözümleme içeriyor. Konuşmasınlar. Zaten konuşamazlar. Ama gizli gizli izlediklerine eminim. Geriden izlesinler bakalım. Herhâlde Metin Külünk milletvekili veya bakan ya da partide üst düzey bir yetkili olursa (ki MKYK üyeliği kıymetsiz değil, üst düzey) konuşurlar herhâlde.

Bu durumdan öyle utandım ki, anlatamam. AK Parti’nin parti içi iletişim ve eğitim faaliyetlerini çapsızlara teslim edenler, söz konusu yayının her dakikasını, Metin Külünk’ün bulunmadığı son bir saati özellikle izlesinler, siyaset nasıl yapılırmış, program nasıl çekilirmiş, hem Metin Külünk’ten, hem Oğuzhan Uğur’dan öğrensinler.

Bu anlamda şunu şaşmadan ifade etmeliyim: Metin Külünk, içinde bulunduğu sosyolojiyi okuyarak galiptir. Salondaki cevaplarıyla salondakilere karşı değil, özellikle bir buçuk yıldır alçak bir iftirayla linç edilmesine ses etmeyip kendisini savunmayanlara karşı galiptir. Ve Külünk, sözde AK Parti’den kazanmasına rağmen kendisinden uzak duran ana akım medyaya karşı galiptir.

Bu konuda daha uzun yazabilirim ama şimdilik bu kadar. Belki daha sonra devamı gelir. (Çapsızlar yerlerinde dururlarsa kesinlikle gelir.)

Sonuç olarak şunu ifade etmeliyim ki, yeni siyasetin tarifi Youtube’den geçeceğe benziyor. Zira yirmi yıl sonra, bugün 20 yaşında olup sosyal medyaya alışmış biri, kırk yaşına gelmiş olarak ana akım medyanın çapsız, birbirini ağırlayanların açık oturumlarını takip etmeyecek. Fakat sermaye daima hâkimiyeti kendi kontrolünde tutmak adına ana akım medyayı kuvvetlendirmeyi sürdürecek.

Yani televizyon herkesi 10 kilo daha fazla, Youtube ise olduğu gibi gösterecek.