Yeni maarif müfredatı ve gençler (2)

Teknolojiye egemen güçler, kendi hâkimiyet alanlarına girmeyen reel ortamlara alternatif olarak sanal âlemler oluşturdular ve farklı milletlerden müteşekkil gençliği kendi hâkimiyetleri altında olan sanal âlemde toplayarak adeta “sanal gençliği” doğurdular.

GENÇLERİMİZİ bekleyen bir büyük tehlike var. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu tehlikeye dair şöyle bir tespitte bulunuyor: “Kendi kültürümüzü terk ederek modernleşmek, şehircilikte betonlaşma, Türkçemizde plaza dilini doğurdu.”

Hoca şöyle devam ediyor:

“Şu an sadece İslâm dünyasının değil, dinî duyarlılığı olmayan insanların da en büyük derdi, ‘Dünya nereye gidiyor?’ şeklinde. ‘Sekülarizm sonrasında modernleşme ne kazandırdı, ne kaybettirdi?’ tartışması yapılıyor. Tarım toplumunda ne kadar çok arazin varsa o kadar zengindin. Endüstri toplumunda ne kadar mal üretiyorsan, ne kadar fabrikan varsa o kadar güçlüydün. Şimdi bilgi toplumundayız; ne kadar bilgiyi yönetebiliyorsanız o kadar güçlüsünüz. Onun için arama motorları gibi tarayıcılara ya da çeşitli internet yollarına ve platformlara hâkim olan kişiler dünyaya hükmedebilecek, egemen olabilmek için bunu yapabilecekler ve hatta bununla zihinleri bile etkileyebilecekler.

Bu nedenle dünyevileşme, kötülerin en büyük silahı şu anda. Yaratılışı görmemesi için ve yaşam felsefesini değiştirmesi için dünyevileşmeyi bir norm olarak kabul ediyor ve bunun üzerine dünyayı inşâ etmeye çalışıyorlar. Sonuçlarına baktığımız zaman, insanlık tarihinde görülmediği kadar çok benmerkezcilik yaşanıyor…”

Bir de ilâve tehlike olarak Kaliforniya Sendromu var. Kaliforniya Sendromu ile Batılılar, hedonizm, egosantrizm, yalnızlık ve sonucunda da mutsuzluk yaşıyorlar.

Duygusal çıkarlardan ziyade menfaatin ön plâna çıktığı ilişkiler giderek artıyor. Akıl sahibi münevverlerimiz, “Batı bununla ilgili önlem almazsa kendi kendini çökertecek” diyordu. Oysa bu hastalık şimdi tüm dünyayı sarmış durumda. Çünkü çalışacak nesil kalmayacak ve sosyolojik çürüme yaşanıyor olacak. Dünyadan birkaç örnek verelim…

İngiltere’de yalnızlıktan sorumlu bir bakanlık kuruldu. Resmî kayıtlara göre 9 milyon İngiliz yalnız yaşıyor. Yani bir evde tek başına… Ve anî ölümler oluyor. Yalnız yaşaması bir insana günde 1 paket sigara içiyor gibi hissettiriyor ve ona zarar veriyor. Bu problemi çözemedikleri için bakanlık kurdular.

Modernizm ne ekti de böyle bir meyve topluyor, ne biçiyor? Egoizm ekti, bunun sonucunda da yalnızlık ortaya çıktı. Egoizm, aslında dünyevileşmenin temelindeki kritik bilgidir. Yalnızlık, Batı’nın problemi olarak ortaya çıktı.

Norveç’te de bir “yalnızlık bakanlığı” kurulmasıyla ilgili çalışma var. Bu, aslında bu toplumların mutsuz olduğunu gösteriyor. Kötülükten zevk alan insanlar türedi. Karanlığın 5 atlısı gibi: Kin, öfke, nefret, kıskançlık ve düşmanlık.

Modernizm bu duyguları arttırıyor. Konunun uzmanlarına göre, bu duygularda beyinde aşırı stres hormonu salgılanıyor; omuz, boyun, bel, sırt kasları kasılıyor, damar direnci artıyor, tansiyon yükseliyor, mide-bağırsak spazmı artıyor, bununla ilgili hastalıklar ortaya çıkıyor. Ve ilâve olarak birçok psikosomatik hastalık da cabası... Birkaç saat içinde geçerse vücut kendini dengeliyor, fakat birkaç saat değil, kronik stres varsa, vücutta hasar başlıyor ve birçok hastalık bu şekilde ortaya çıkıyor.

Kapitalist sistem ile modernleşme, varoluşun, hayatın amacını/gayesini değiştirdi, ego idealini değiştirdi. Gençlere şu an uğrunda yaşanacak bir ego ideali veremiyoruz. Gençlere “İdealin nedir?” diye sorduğumuzda, “Evim olsun, arabam olsun, param olsun, zengin olayım, varlıklı olayım, meşhur olayım” diyorlar. Hâlbuki Soğuk Savaş öncesi dönemde gençler, hangi dünyevî görüşte olurlarsa olsunlar, sosyal idealler ve hedeflerini beyan ederlerdi. Şimdiki gençlerde sosyal hedef yerine benmerkezci hedefler var. Şu an popüler kültür, konformist kişiler yetiştiriyor. Hedonizm, insanlara zevk peşinde koşmayı idealize ediyor. 

Japonya bu durumun farkında olarak ilk 4 yıl çocuklara kültür şoku veriyor ve kendi kültürünü yoğun bir şekilde öğretiyor. Daha sonra sosyal medya, televizyon gibi nesneleri serbest bırakıyor. Bu şoku aldıktan sonra çocuk sarsılmıyor, daha dayanıklı oluyor. Bizde bu yapılmıyor. Çocuklar doğduğu andan itibaren, ilkokulda dahi popüler kültürün etkisine açıklar. Böyle olunca, çocuk, hedonizmi yaşam amacı olarak görüyor. Çocuklar daha sonra benmerkezci olarak yetişiyorlar. Popüler psikoloji bu tür durumlara “Kaliforniya Sendromu” diyor. Depresyon artıyor, “Acaba virüs mü çıktı?” diyorlar.

İnsanları dünyevileştirdiler, sekülarizm arttı. Sadece dünyayı düşünmek, zevk peşinde koşmak depresyonu arttırdı. Modern kültür; film, sinema, dizi, oyun, spor, futbol, yarışma, festival, eğlence, kamp, reklam gibi etkinliklerle gençlerimizi önce bizden, sonra inançlarımızdan ve değerlerimizden koparmakta ve onlara yeni değerler yüklemekte. Öyle ki, gençlerimiz yanımızda ama bizden ayrılar. Bizlerin çok yakınında ama çok uzakta, bizlere yabancılar. Bugün gençliğin dilinden konuşan, gençliği kendi dünyasına çeken, kalabalıklar içinde yalnızlaştıran, toplumuna yabancılaştıran egemen modern kültürün teknolojik savaşı ile karşı karşıyayız.

Teknolojiyi ellerinde tutanlar, teknolojiyi yönlendirenler bu savaşa bir adım önde başladılar ve her toplumun en büyük dinamik gücü olan gençliği egemen oldukları alana çekmeyi başardılar.

Teknolojiye egemen güçler, kendi hâkimiyet alanlarına girmeyen reel ortamlara alternatif olarak sanal âlemler oluşturdular ve farklı milletlerden müteşekkil gençliği kendi hâkimiyetleri altında olan sanal âlemde toplayarak adeta “sanal gençliği” doğurdular. Böylelikle gerçek âlemden, aileden, toplumdan, ahlâktan, maneviyattan kopuk bir gençlik türedi. Bu gençliğin hayâlleri, beklentileri, düşünceleri, hesapları, kaygıları, kavgaları ve anlayışları egemen sistemin çizdiği sınırlar dairesinde seyrediyor.

(Devam edecek…)