Yazıklar olsun!

Düşünün, yalnızsınız, yapayalnız ve anlaşılmıyorsunuz… En yakınlarınızın size karşı davranışları bile tahammül edilemez derecede. Kendi içinizde bir dünya yaratmışsınız kendinize. Bu psikolojik çevre içerisinde kendinize bir yol bulmanız gerek hayatta; kendinize bir hayat kurmalı, bir hayat çizmelisiniz.

“EVLENİYORUM babaanne!”

“Kızın haberi var mı?”

Hayat bu, hiç adil değildir kimi zaman -çoğu zaman-. İnsanoğlunun beklentileri hep yüksektir ama. Hayalleri ise hep uç noktadadır. Ciddidir hayat, yaşamak ciddi bir iştir her şeyi ve her anıyla.

Çoğunlukla hayatın iyi ya da kötü olması kişiden kişiye değişir, hatta aynı kişi için bile değişkenlik gösterebilir. Hayata neresinden baktığınız önemlidir. Hayatı neresinden yakaladığınız, olayları nasıl değerlendirdiğiniz değerlidir aslında. Hani vardır ya böyle şiirler, ölüm anını öyle bir anlatır ki insanın ölesi gelir. Ya da en güzel bir anı öyle bir anlatır ki korkar insan. Hayata neresinden bakıyorsunuz? Sizin pencerenizden nasıl görünüyor hayat? Önemli olan budur!

Hayatın bütün kargaşasını, bütün giriftliğini, bütün sıkıntısını bir kenara bırakın bir süre. Hakim Türkmen’in “Yazıklar Olsun” adlı kitabını alın elinize. Kitap, kapağıyla bile bir tebessüm bırakıyor insanın yüzüne, ama doğrusu ben bunu kitabı okumaya başladıktan sonra fark ettim. Ciddi bir şeyi işlemiş yazar, çok ciddi hem de. Ama işleyiş şekli şahane! Böyle bir hayat, herhangi birinin başına gelebilecek türden bir hayat olmayabilir elbette; çoğunun destekçisi ailesidir öncelikle, arkadaş veya iş çevresidir. Onları hayata bağlayan birileri ya da bir şeyler vardır her zaman çevrelerinde.

Düşünün, yalnızsınız, yapayalnız ve anlaşılmıyorsunuz; insanlar anlamıyorlar sizi; küçük, önemsiz, ilgisiz, vasıfsız, yeteneksiz görüyorlar. En yakınlarınızın size karşı davranışları bile tahammül edilemez derecede. Kendi içinizde bir dünya yaratmışsınız kendinize. Bu psikolojik çevre içerisinde kendinize bir yol bulmanız gerek hayatta; kendinize bir hayat kurmalı, bir hayat çizmelisiniz.

“Kim o?”

Öncelikle bir iş sahibi olmalı, bir iş başvurusu yapmalısınız vasıflarınıza göre. Yeterlilik gösterdiğiniz takdirde işi alırsınız. Öncesinde ne yaptığınız, nerelerde çalıştığınız, iş tecrübeniz önemlidir burada. Bazı işlerde ön plana çıkansa insanlarla olan iletişiminiz, ikna kabiliyetiniz, kriz ânında nasıl davrandığınızdır.

Kitaptaki kahramanımız -kitabın hiçbir sayfasında adına rastlamadığım başkahraman- işsizdir. Sabahları erken kalkmak gibi bir zorunluluğu yoktur. Yeni bir iş başvurusu yapmıştır ama iş görüşmesi geldiği halde kendisini görüşme için çağırdıklarına hâlâ inanamamaktadır. Evden çıkıp iş görüşmesine gitmelidir. İstanbul’da bir yerden bir yere ulaşımın mizahî yönüyle karşılaşacaksınız kitabın başlarında. Kahramanın yaşadığı olayları değerlendirmesi, zaten kitabın geneline hâkim. Ve yine kahramanın rahatlığını mı diyelim, yoksa olaylar karşısındaki tavrını, davranışlarını mı, bunu ilk kısımda, hatta ilk sayfalarda rahatlıkla görebileceksiniz.

Hani meşhur cevaplarımızdan biri vardır bizim şu “Kim o?” sorusuna karşılık… “Kapı ziline benzeyen bir ses beni düşüncelerden sıyırdı. Bu, gerçekten bir kapı zili sesiydi. Üstelik hafızam beni yanıltmıyorsa, bu benim evime aitti. Kuşun teki telaşla ötmeye başlıyor, sonra ilk heyecanını kaybedip ağır bir tempoda devam ediyor ve nihayet çekingen bir edayla susuyor. Evet, ta kendisi! Bundan yaklaşık bir hafta önce de aynı sesi duyduğuma emindim. Kapıya doğru sendeleyerek yürüdüm…

‘Kim o?’

‘Benim ben!’

Kapının arkasındaki her kimse, kuşkusuz doğruyu söylüyordu. Fakat bu, ona kapıyı açmam için yeterli değildi. Soruyu yineledim: ‘Kim?’ ‘Benim ben!’ (…)”

Kahramanın falcıyla imtihanı

“(…) ‘Abe niye inanmazsın fala?’ diye sordu alayla. ‘Yaklaşık yirmi yıldır her gün aşk hayatımda dikkat etmem gereken şeyleri sıralayıp bir kere bile aşk hayatımın olup olmadığını sormaması yüzünden olabilir mi?’ dedim. Etkilenmemiş görünüyordu, sırıtarak elimi tuttu. ‘Sen boş ver onları be ya, aç bakayım avucunu’…”

Falcı kadın kahramanın el falına bakar, “Şu kadından uzak dur! Bu kadın senin hayatını mahvedecek” diye bir uyarı da bulunur. El-cevap: “Eğer hayatımı mahvederken bir arada olacaksak ben razıyım. Sorun şu ki, bugüne kadar hoşlandığım tek bir kadından olumlu cevap alamadım. Yarın bir gün hayatıma bir kadın girecek ve hayatımı mahvedecekse, e, nasıl söylesem, bunu hoş görebilirim. Yani hayatıma ilk defa bir kadın girecek ve ben sırf hayatımı mahvetti diye ondan uzak duracağım, öyle mi? O kadar aptal değilim.”

Falcının uyarısına bu şekilde cevap verir kahramanımız ve hayatını mahvedecek kadınla karşılaşır: “Kafasını kaldırdı, dudakları hareket etti, kocaman gözleri karanlığın içinde parlıyordu. İstemsizce onları kapatmasını diledim, sanki görseler bütün Üsküdar buraya koşacaktı. Bir süre sonra gözlerde bir kızgınlık belirmeye başladı. Biraz aşağı inip hareket eden dudaklarına baktığımda, onların bir süredir bana bir şeyler anlatmaya çalıştığını fark ettim.”


Trajikomik haller

“Kız bana sarıldığında, elbette farklı hassasiyetlerle tam da böyle durdum. O ne kadar bana sarılsa da beyhude bir çabayla ona dokunmamak için kaskatı kesilmiştim. Kendimi bırakırsam kötü bir tepki vermesinden korkuyordum. İçimdeki mutluluk hissi bir şekilde kendini belli etmek istiyordu. Sevinçten bağırmak istiyordum. O an kötü bir düşünce büyük bir özgüvenle gelip zihnimin tam ortasına sırıtarak bağdaş kurdu. Bu bir rüya mıydı? Kalbim hızla atmaya başladı. Hemen kendime bir çimdik attım. Kız, ‘Ah!’ diyerek bir çığlık attı. Kahretsin! Çimdik kıza isabet etmişti...”

Elektrik idaresinden bir memurun gelip elektriği kesmek için gelmesi ile elektriği kesmemesi konusunda ikna etmeye çalışma çabası:

“Kapı zilinin endişe verici cıvıltısıyla irkildim. Bedia? Hemen kapıya koşup açtım. Karşımda Bedia’ya neredeyse hiç benzemeyen, otuz beş yaşlarında baygın bakışlı bir adam duruyordu. Elinde pos makinesine benzeyen bir alet vardı.

‘İyi günler! Elektriği kesiyorum, haberiniz olsun.’

Bunu sanki son yüzyıldır tamamen bağımlı olduğumuz ve ‘Bir gün yok olursa ne olurdu’yu anlatan felaket senaryolarına konu edilen bir enerji türünü değil de alelade bir ipliği kesmekten bahseder gibi söylemişti. Omuzlarım hayal kırıklığı içinde çöktü.

‘Siz aranızda anlaştınız galiba?’

‘Anlamadım?’

‘Dün iş başvurum reddedildi, az önce sevgilim beni terk etti ve şimdi siz elektriğimi kesiyorsunuz.’

‘Elektrik idaresi olarak bahsettiğiniz kişi ve kurumlarla ortak bir çalışmamız söz konusu değil.’

‘Hani her şey ters gider ve her şey üst üste gelir ya, ondan bahsediyorum.’

‘Bizim böyle bir motivasyonumuz yok. ‘Şurada kötü hadiseler yaşanmış, gidip elektriklerini keselim de nirvanaya ulaşsınlar’ demiyoruz. İhbarnamede yazan tarih bizim için yol gösterici.’

...

‘Sizi rehin alırım!’

‘Ne?’

‘Hiç! Belgesel seyrediyor musunuz?’

‘Bunun konumuzla ne alakası var?’

‘Köşeye sıkıştırılan bir hayvanın en ümitsiz anında, kapasitesinin çok üstünde ve hiç beklenmedik saldırılarda bulunabildiğine denk gelmiş olmanız lazım…’

Hâlâ kısık gözlerle şaşkın bakıyordu.

‘İşte ben şu an o hayvanlardan biriyim. Normalde birilerini rehin alan bir tipe benzemediğimi kabul ediyorum, ama sizi şu an rehin alabilirim.’ (…)”

Sıkıntılı, sorunlarla dolu, çekilmez bir hayatınız olduğunu mu düşünüyorsunuz? “Hayatınıza bir de Hakim Türkmen gözüyle bakın” derim, kısa süre de olsa yüzünüze bir gülümsemek gelip otursun.  Belki de bu kitapla hayata bakışınız değiştirecektir, kim bilir?