Yaşlılıkta depresyon ve sevgi ihtiyacı

Yaş almış aile büyüğü ile daha fazla vakit geçirebilir, uzakta yaşayanlar sık sık telefon ile aranıp hâli ve hatırı sorulabilir. Ailede hoşgörülü bir ortam olmalı, ufak tefek hediyelerle aile büyüğünün kalbi hoş tutulmalıdır. Yaşlılar anlatmayı, çocuklar dinlemeyi severler; aynı şeyleri tekrar tekrar anlatıyor olsalar dahi, sizin için zor bile olsa, dikkatle anlattıklarını dinlemek, güler yüz ile karşılamak önemlidir.

TÜM güzel duyguların kökeni sevgidir. Sevgi insanı büyütür ve geliştirir. Sevgi, dünyaya gelmeden önce anne karnında başlayıp yaşam ile buluştuğumuz an itibari ile tanıştığımız ilk olumlu duygudur. Bebeğin gelişimi ve sağlıklı birey olabilmesi için en temel ihtiyaçtır. Kişi önce kendini sevebilmeli ki diğer insanları ve canlıları da sevsin. Zira insan kendi kabında olmayanı bir başkasına aktaramaz.

Çevremizde yüzü asık ve agresif insanlar görüyoruz. Kendi ile savaş içinde, mutsuz, hiçbir şeyden memnun olmayan, yapılan her işte kusur bulan bu kişiler kendileri mutlu olmadıkları gibi çevrelerinde mutlu insan görmeye dahi tahammül edemez hâldeler. Bir şekilde yolunu bulup onları mutsuz etmeyi başarıyorlar. “Ben mutlu değilim, onlar da olmasın” düşüncesindeler. Bu insanlar kaostan besleniyorlar. Bu tip, yaşam enerjinizi sömürür ve sizi bulunduğunuz durumdan aşağıya çekmeye çalışır. Kısaca zararı olur. Mümkün mertebe kendi fiziksel ve ruhsal sağlığınız için bu insanlardan uzak durmanız faydanıza olacaktır.

Bazı insanların ise yüzüne baktığınızda içiniz aydınlanır, gönlünüz ferahlar, gününüzün güzel geçeceğini düşünürsünüz. İnsanın gönlü hazinedir ve burada insanı memnun edecek nice şeyler gizlidir. Bunun başında sevgi gelir. Bu da açığa çıkarılırsa değer kazanır. Gönlü rahatlatacak bir tebessüm, kalbe iyi gelecek bir tatlı söz, hoşa gidecek güzel bir davranış, neşeyi yerine getirecek bir şaka gibi… Paylaştıkça çoğalır, çoğaldıkça değerlenir.

Sevgi, ekmek ve su gibi, kişinin hayatını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmesi için bir ihtiyaçtır. Bebeklerin hayatta kalabilmeleri için sevgi ve ilgiye ihtiyaçları olduğu gibi, yaşı ilerlemiş kişilerin de hayata “tutunabilmeleri” için umuda, hatırlanmaya, sevildiklerini hissetmeye ihtiyaçları vardır. Onun içindir ki, yaşlılardaki depresyon hastalığı çevredeki kişiler tarafından fark edilmiyor. Depresyonun belirtilerini yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görülmesi, onların memnuniyetsizlik veya nazlı oluşlarına bağlanıyor. “Doktor doktor gezdirdik, yine memnun edemedik. Her istediğini yapmaya çalışıyoruz ama olmuyor” gibi aile üyelerinde bazı serzenişler mevcut olabiliyor. Bazen onlar da ne yapacaklarını bilemedikleri için kendilerini çıkmazda hissediyorlar. Aslında sebebi, aile büyüğünün depresyonda olmasıdır.

Bazen üzüntü ve depresyon birbirine karıştırılabiliyor. İnsan bir şeye üzülmüşse “Depresyondayım” diyor. Bu yanlış bir inanış. Her üzüntü hâli depresyon değildir. Depresyon geçici bir ruh hâli değil, bir hastalıktır. Bir olay karşısında duyulan keder ya da günlük olaylar karşısında yaşanan üzüntülü ruh hâli, kişinin depresyonda olduğunu göstermez. Eğer öyle olsaydı hiçbirimizin depresyondan çıkmaması gerekirdi.

Bir olay karşısında üzüntü duyan insan, günlük yaşantısına devam edebilir. Buna karşın depresyon hastası ise normal yaşantısına dönmesini engelleyen belirtilerle boğuşmak zorunda kalır. Günlük rutinini yerine getiremez.

Depresyon nedir?

Depresyon, sürekli üzüntü, karamsarlık ve mutsuzluk, herhangi bir şeyden zevk alamama gibi ilgi kaybının yaşandığı ruhsal çöküntü ile karakterize bir duygu-durum bozukluğudur. Depresyonda olan kişilerde uyku ve iştahta azalma veya artma, düşünme ve hafıza sorunları da yaşanır. Yaşanan sıkıntıların ve üzüntülerin yoğunluğuna bağlı olarak belli bir süre devam eder. Ancak yaşanan sıkıntılar iki üç haftadan uzun sürüyor ve günlük hayatta yapabildiğiniz pek çok şeyi düzgün bir şekilde yapmanıza engel oluyorsa, bu duruma “depresyon” deniyor.

İnsan depresyona neden girer?

Beyindeki kimyasal dengenin bozulması, beyinde duygusal durumunuz, yargılarınız, hedefleriniz ve çözümleriniz konusunda önemli işlevi olan frontal lobun yaşadığınız travmatik olaylar sonucunda zarar görmesi, depresyona girmenize sebep olabilir. Örneğin bir yakının kaybı, iflas, maddî sıkıntılar, yeni doğum yapmak gibi…

Kişiyi yıpratacak ve beyninde etki bırakacak olaylar sonucunda depresyon olasılığı artmaktadır. Kişinin psikolojik sağlamlığı, olayları nasıl algıladığı ve yorumladığı da ruhsal hastalıklarda önemli bir ölçüttür. Bazı insanlar yaşadıkları olaylardan daha çabuk etkilenirken, psikolojik sağlamlığı güçlü olan kişiler daha az etkilenip çabuk toparlanabiliyorlar.

Fiziksel şikâyetler ön plânda olduğu için aile fertlerinin yaşlılardaki depresyonu fark etmeleri veya doktorun teşhis koyması zor olabiliyor. Yaşlı kişiler yaşadıkları duyguları anlatmaya çekinebilirler. Çünkü evlatları kendisine fikir danışılıyor, bilgi ve tecrübesine güveniyorlardı. Bu bakımdan “Şimdi nasıl olur da benim tanımlayamadığım içsel sıkıntılarım var?” diyebilirler bu yüzden. Bu, onun için hiç kolay bir şey değil. Bu durumdaki kişi, etrafındakileri kırmaktan korktuğu için konuşmaz. “Yaşadığım üzüntüyü, mutsuzluğu dile getirirsem deli damgası yiyebilirim” düşüncesi veya hastalığının bir karakter zayıflığı olarak görülmesinden çekindikleri için psikiyatr veya psikoloğa da başvurmaz.

Yaşlılarda depresyon

Depresyon her yaşta karşımıza çıkabileceği gibi yaşlılıkta da görülüyor. Yaşlılıkta içe çekilmek, üzülüp ağlamak, alınganlık, insanlarda uzaklaşmak, evden çıkmak istememek gibi belirtilerle karşımıza çıkabilir. Bu hastalığın tansiyon ve kalp hastalığı gibi tedavisi mümkündür. Depresyonun dikkat edilmesi gereken önemli sonucu, kişinin kendisini normal sosyal aktivitelerden ve yaşamdan geri çekmesidir. Kendisine bir teklif ile gittiğinizde “Hâlim yok, canım istemiyor”, “Evde daha mutluyum” gibi bahaneler sunabilir. Aynı nedenlerle dış görünüşünü ihmâl etmeye, banyo yapmamak ve düzenli kullanması gereken ilaçları kullanmayı ihmâl etmek başlayabilir.

Yaşlılar şikâyetlerini sıraladıkları zaman akla ilk gelenler fiziksel hastalıklar olduğu için, kişinin depresyonda olması göz ardı edilebiliyor veya akla gelmiyor. Ama gençlere nazaran yaşlılarda görülen depresyona yalnızlık da eşlik ediyorsa, bu, kişiyi intihara götürebiliyor. Onun için yaşlıların sık sık aranıp hâl hatırlarının sorulması önemlidir.

Yaşlanma ile birlikte kişilerde pek çok stres faktörü ortaya çıkar. Emeklilik bir taraftan hayatın alışılmış yaşam sürekliliğini ve ritmini bozarken, diğer taraftan kişinin sosyal kimliğinin ve ilişkilerinin değişikliğe uğramasına sebep olur. Bu değişikliğe uyum sağlanamadığında, kişinin öz değeri ve kendisine olan saygısı zedelenir ve depresyona girebilir.

Emekli olup köşesine çekilen kişiler tam “Rahata erdik” diye düşünmeye başlıyorlar ki iş hayatında aktif çalışmaya alışmış olarak evde oturmaya başlayınca karamsarlığa kapılıyor, böylece denge bozuluyor. Her gün uyandığında kendini dinlemeye başlıyor, kendini kontrol ediyor “Acaba ağrıyan bir yerim var mı?” diye. Tüm dikkatini kendi üzerine çeviriyor. Tamamen kendisine odaklanmış oluyor. Eğer uğraşacak başka bir meşgalesi yoksa tabiî…

Çünkü iş hayatındayken kendisinin fikri soruluyor, bir işe yarıyor olmanın verdiği duyguya sahip olarak yaşadığını, bu hayatta var olduğunu hissediyordu. Günlük bir rutini vardı. Evden hazırlanıp çıkması, telefonun çalması bile onun için “Ben de bu hayatta varım” dedirten bir şeydi.

Emeklilik aslında güzel bir şey; çünkü uzun yıllar öğrenilmiş ve hazmedilmiş bilgilerin çevreye daha çok aktarılması gereken bir süreç. “Bilgelik süreci” de diyebiliriz. Sanılanın aksine, evde tembellik yapmak ya da tüm gün oturup televizyon seyretmek değil. Daha önce vakit bulamadığı için gerçekleştiremediği hayâlleri gerçekleştirebilmek için bir fırsat. Derneklerde gönüllülük faaliyetlerine katkı sağlayabilir, kurslara kaydolabilir, gençlere gönüllü ders verebilir. Çocukların ve gençlerin olduğu bir ortam, emekliye umut aşılayacaktır.

Kültürel faktörlere baktığımızda, Doğu toplumlarında sosyal destek, komşuluk, aile ve arkadaşlık bağları emeklilik sonrası adaptasyonu kolaylaştırıcı bir etkenken, yalnızlığın ve bireyselliğin hüküm sürdüğü Batı toplumlarında ise emeklilik daha zor geçmektedir. Bundan dolayı Batı toplumlarında emeklilik yaşı Doğu toplumlarındakine göre çok daha geçtir.

Yalnızlık ve gelecek korkusu

Yaş almışlıkla birlikte yaşanan ruhsal sıkıntılardan biri de korku ve kaygılardır. Kişi yalnız kalmaktan ve ölümden korkabilir. Yalnızlık korkusu bazen kendisini panik ataklarla gösterir. “Evde düşüp kalırsam, bayılırsam, bakıma muhtaç hâle gelirsem, huzur evine düşersem, açlıktan ölürsem?” gibi korkular panik ataklar yaşanmasına sebep olabilmektedir.

“En güzel şekilde yaşanmış bir hayat bile yaşlılık ve ölümden kaçamadığına göre, bize düşen, ölümden önceki hayatı doğru yaşamaktır” diyor Prof. Dr. Kemal Sayar.

Aile neler yapabilir?

Yaş almış aile büyüğü ile daha fazla vakit geçirebilir, uzakta yaşayanlar sık sık telefon ile aranıp hâli ve hatırı sorulabilir. Ailede hoşgörülü bir ortam olmalı, ufak tefek hediyelerle aile büyüğünün kalbi hoş tutulmalıdır. Yaşlılar anlatmayı, çocuklar dinlemeyi severler; aynı şeyleri tekrar tekrar anlatıyor olsalar dahi, sizin için zor bile olsa, dikkatle anlattıklarını dinlemek, güler yüz ile karşılamak önemlidir.

Psikolojide “sosyal destek” diye bir kavram vardır ve psikolojik sağlamlık için çok önemlidir. Sosyal destek, “hayatınızda sizi umursayan, sizinle gerçekten ilgilenen ve güvendiğiniz insanların var olması” olarak tanımlanabilir. Kişiyi ayakta tutan bir güçtür sosyal destek. Artan sosyal desteğiniz de mental iyi oluşunuza önemli ve olumlu katkılar sağlayacaktır.

Cemal Süreya’nın dediği gibi, “Güzel hayat isteyen, güzel insan biriktirsin”. Sağlıcakla kalın…