Yalanla mücadele

En bariz ve en yoğun yalan haber dönemi herhâlde Gezi olayları sırasındaydı. Yalan haberin bini bir paraydı o günlerde. Sahte görüntüler yayınlandı. Bir kısmı fotoğraf, bir kısmı kısa videoydu. Dünyanın başka ülkelerinden aldıkları görüntüleri İstanbul mahreçli olarak halka sundular. O kadar şapşalca ve telaşla yaptılar ki polislerin kıyafetleri ve arabaları üzerinde “Polizia” yazıyordu. “Police” ile “Policia” yazanlar da gördük.

“SOSYAL Medya Yasası” olarak bilinen Türk Ceza Kanunu madde 217/A’da dezenformasyon suçu ile ilgili olarak şöyle denilmektedir: 


“Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.” 


Fakat bu suçu işleyenlerin hepsinin ceza aldığını söylemek mümkün değil. Bazıları kenardan sıvışıyor. Suçlananlar istisnasız üste çıkmaya, haklı olduğunu, yanlış yapmadığını ortaya koymaya gayret ediyor. 


“Ben halk arasında korku ve panik yaratmak istemedim. Ülkenin güvenliğini sarsacak, kamu düzenini bozacak bir eylemde bulunmadım. Yaptığım sadece düşüncemi ortaya koymaktır. Suç işlemedim.” 


Kişinin kendine kalırsa, kimse suç işlediğini kabul etmez. Cezaevinde meşhur söz vardır. “Burada kimse suçlu değildir. Herkes masum.”


Özellikle basın sektöründe, bir kişi bile yaptığı eylemin suç kapsamına girdiğine razı gelmez. 


Fakat ne gariptir, yalan haber konusunda dünya lideriyiz. Hiçbir ülkede bizdeki kadar yalan haber yayınlanmıyor. Ne ABD’de, ne İngiltere’de, ne Çin’de,  ne de Kuzey Kore’de… 


Kapalı rejimler, emperyalist ülkeler yahut diktatörlüklerde bile yapılan yalan haber sayısı bizdekine erişemez. 


Bunun bir izahı olmalı fakat bulmak zor. 


Eski bir hikâye vardır. Bir yerde trafik kazası olmuş. Kaza yerinde kalabalık toplanmış. 


“Vah vah!”


“Yazık olmuş.” 


“Çok fena çarptı, ben gördüm.” 


“Az önce bacağını oynatıyordu, şimdi hareketsiz kaldı.” 


“Yakından baktım, nefes almıyor galiba.” 


“Kamyon çok hızlı geliyordu.” 


“Frenleri patlamıştır.”


“Çok yazık oldu.” 


Arka taraftan kalabalığı yarıp olay mahalline ulaşmak isteyen bir gazeteci, kendine yer açmak için şöyle seslenmiş: 


“Çekilin, ben ölenin oğluyum.” 


Herkes şaşkınlıkla bir anda kenara açılmış. 


Elinde fotoğraf makinesi olan kişi, açılan koridordan ilerlemiş ve kamyon çarptığı için oracıkta ölen eşek ile karşılaşmış. 


İşte bu hadise de gösteriyor ki gazetecilerin bazıları eşek oğlu eşektir. Ve onların bir kısmı, bunu itiraf etmekte bir beis görmez, peşinen kabul ederler. 


En bariz ve en yoğun yalan haber dönemi herhâlde Gezi olayları sırasındaydı. Yalan haberin bini bir paraydı o günlerde. Sahte görüntüler yayınlandı. Bir kısmı fotoğraf, bir kısmı kısa videoydu. 


Dünyanın başka ülkelerinden aldıkları görüntüleri İstanbul mahreçli olarak halka sundular. 


O kadar şapşalca ve telaşla yaptılar ki polislerin kıyafetleri ve arabaları üzerinde “Polizia” yazıyordu. “Police” ile “Policia” yazanlar da gördük. 


Ülkemizde bir “Basın Ahlâk Yasası” vardır ama kimse ne olduğunu, ne işe yaradığını, hangi ahlâktan bahsettiğini, sınırlarının sağını solunu bilmez. 


İşte bu yüzden, bizde son yıllarda “Dezenformasyonla Mücadele Merkezi” kuruldu. Her gün pek çok yalan haber tespit edilerek doğrusunun ne olduğu belirtiliyor. 


Ne var ki çamur at izi kalsın mantığı çok yaygın. Yayınlanmış bir yalan haber, doğrusundan daha hızlı yayılıyor ve ne hikmetse daha çok benimseniyor, kabul görüyor. 


Böyle bir merkezin kurulması, ülkemiz adına üzücü. Ancak şu da var ki o merkezin kurulmasından rahatsız olanlar da var. Belki de bu cümlenin son iki hecesini bitişik yazmak daha mantıklı. 


“Rahatsız olanlar davar” diye bitirmek… 


Kötü niyet, bozgunculuk yoksa şayet, yalanın ve yanlışın tespit edilerek doğrusunun ortaya konulmasından niye rahatsız olunur? Anlayabilen izah etsin. 


Bu düpedüz alçaklıktır, sahtekârlıktır, haysiyetsizliktir. 


Dikkat buyurun, hiçbirinden örnek vermedik. Kimlerin ne gibi yalan haberler sürdüğüne işaret etmedik. İsim anmadık. Herhangi birine bakmak yeterli olduğu için.