Vay Papa’nın çanağına!

Ulan, öyle bir şey olacak olsa camlardan, balkonlardan sarkarak ilk siz alkışlarsınız o Haçlı şövalyelerini. Babanızın da, Papa’nızın da çanağına tükürtmeyin. Bu ülkenin menfaatlerini savunmak sizin gibi kullanışlı İsrail aparatlarına mı kaldı? Bu ülke ayakları yere sağlam basan, bölgesinde ve dünyada ağırlığı olan, saygı duyulan, bu saygıyı fazlasıyla hak eden, özgüven sahibi ve hoşgörünün yoğurulduğu bir ülkedir. Siz kaynağı malumumuz olan o algı çalışmalarınızı alın, başınızda paralayın.

BİR kardeşimiz gruptan göndermiş; yüzleri maskeli, kafalarında bir metreden uzun kapüşonları, boyunlarında haçlarıyla birileri bir ayin yapıyor. Soruyor haklı olarak: “Bu görüntülere İstanbul’un göbeğinde nasıl izin verilirmiş?”


İstanbul’da yapılan bu gösteriler Fatih Sultan Mehmed Han’ın kemiklerini sızlatmıyor muymuş?


Papa’nın yaptığı ayinde birçok okült semboller kullanılmış. Kabul edilebilir değilmiş.


Altına yazılan yorumlar da aşağı kalmamış. Vermişler, veriştirmişler. Ben de bu manzarayı görünce ilk başta şok oldum, tepemin tası attı, “Yok daha neler!” dedim. Bu kadarı da fazla hani!


Sonra videoda görünen mekân garibime gitti, “Burası İstanbul olmayabilir sanki, işin aslını anlamaya çalışalım” dedim. Çok değil, sadece iki dakika şöyle bir araştırınca, İstanbul’da yapılıyor diye servis edilen bu görüntülerin geçmiş zamanda İspanya’da yapılan ne idüğü belirsiz bir ayine ait olduğunu anlayıverdim.


Bir “Ohhh” çekip, rahatlamadım desem yalan olur. Bu görüntüleri sanal ortamda yayanları incelediğimde gördüm ki, birçoğu Gazze konusunda atıştığım, laf soktuğum, İsrail aparatı hesaplar. Bunlardan birisi de Berna Laçin meselâ!


Sanki çok dinî hassasiyetleri varmış, başları secdeden kalkmaz, abdestsiz sokağa çıkmaz, dillerinden tesbihat ve salavat düşmezmiş gibi nasıl da ehl-i sünnet vel cemaatten oluvermişler hemen. Sevsinler!


Bu “kardeşlerimizi” din-i İslâm’a karşı böylesine hassasiyet içinde görünce “Keşke Papa ayda bir gelse memleketimize” diye geçiriyorum içimden. İki günde bize İslâm fıkhından bahseder hâle geldilerse, birkaç doz Papa ziyareti sonrası vaziyetlerini düşünemiyorum bile. Kurbanda yedi aile birleşip danaya bile girerler.


Döndüm bu sefer gruba yeniden. Benim için eziyet o andan itibaren başladı işte. Gel de anlat bizim “mütedeyyin” kesime işin aslını faslını. Vay arkadaş! Ve de vay Papa’nın çanağına!


Zehir iliklerine kadar öylesine işlemiş ki çıkarabilene aşk olsun.


Ayinin İspanya’dan bir görüntü olduğunu söylüyorum, bu yalanı yayanların kimliklerini deşifre ediyorum, “Bana mısın?” demiyorlar. Türkiye’de de aynısı yapılmışmış. Türkiye’de yapılan ayinden bir görüntü, bir video, bir fotoğraf paylaşmalarını istiyorum, yok! Ama kanaatleri kesin!


Ayinde Tapınakçıların sembolleri kullanılmış, durum çok vahimmiş. “Lütfen paylaşın elinizdekileri. Belki ben sizden daha fazla eleştiririm…” diyorum. Belli ki ellerinde bir görsel yok, ama böyle inanmışlar, inandırılmışlar bir kere. Kaçamak cevaplar. Sosyal medyaya bakaymışım. Bakıyorum, orada da benzer “fake” görüntüler dışında bir şey yok.


Bu sefer konu Papa’nın huzurundaki koroya geliyor. Kilise korosu gibiymiş, kadınlar da rahibe gibi giyinmişler. Sanırsınız havalı orglarla “Halaluya” çalıp söylüyor Rahibe Teressalar.


Dönüp görüntülere bakıyorum, kilise korosunda rastlayamayacağınız geleneksel çalgılarımız ve kıyafetler. Enstrümanları çalan erkekler hâkim yaka gömlek ve cepken giymişler. Kadınların kıyafetlerinin rahibe kıyafetleri ile uzaktan, yakından yahut orta mesafeden bir alakası yok. Gayet muhafazakâr kıyafetler var üzerlerinde.


“Rahibelerin böyle giyinmediğini hepimiz biliyoruz arkadaşlar. Kilise korosuna benzediğini de nereden çıkardınız?” diyorum. Yeni bir itiraza muhatap oluyorum bu kez de. “Papa’ya neden Taleal Bedrü Aleyna çalınmış, Salavat-ı Şerifeler okunmuş? Caiz miymiş?”


Allah’ım sen aklıma mukayyet ol. Pekâlâ. Tekrar araştırıyorum. Meğer bunlar da Papa gelmeden önce orada bekleyen haziruna icra edilmiş. Velev ki Papa’ya okunsa ne olacaktı acaba? Papa’nın imana gelmesinden mi korkuyorsun arkadaş?


Asıl mesele oradaki başı açık kadınların ilahi okumasıymış. Kadın sesi harammış. Tamam abartmadan, aşırıya kaçmadan, dolduruşa gelmeden baştan bunu söyleyin, bunu tartışalım o zaman. Beni neden yoruyorsunuz?


Evet, haklısınız. Keşke o sahnede hiç kadın olmasaydı. İlle olacaksa da hanımlar çalgıları çalabilir, erkekler icra yapabilirdi. Kesinlikle daha şık olabilirdi. Kesinlikle kabul! Mezkûr koro da Hatay’dan gelmiş, üç semavi dine mensup üyelerden oluşan Hatay Medeniyetler Korosu imiş.


Sanırsınız koroyu izleyip dehşete kapılan kardeşlerimiz hayatlarında hiç Sezen Aksu yahut Muazzez Abacı dinlememişler. Maalesef ülkemiz böyle bir yer arkadaşlar. İlk taşı hiç Sezen Aksu dinlememiş birisi atsın bari.


Sahneye neredeyse çıplak çıkan kimi sanatçı(!) yahut grupları eleştirdiğimiz için bizi tefe koyup çalan, ultra laik Atatürkçü hesapların, bu koro hakkındaki zokalarını yutmuşuz haberimiz yok.


Ellerimize verdikleri sopaları, birbirimizin sırtında kırıyoruz. Tam da istedikleri gibi o sopanın bir ucu da Erdoğan’ın sırtına kadar uzanıyor. Saldıkları zehir sayesinde biz birbirimize verip veriştirirken onlar bizi izleyip kıs kıs gülüyorlar!


Ne büyük başarı, ne büyük hizmet… Ne kadar alkışlasak azdır! Dini, diyaneti, vatanı, milliyeti Papa’nın şerrinden kurtarıyoruz. Kim tutar bizi?


Papa’nın Haçlı Seferlerinin ilan edildiği günün yıldönümünde ülkemizde ne işi varmış? “Hayır, Haçlı Seferlerinin değil, İznik Konsülünün yıldönümü…”


Papa, Türkiye’ye kutsal hazineleri teslim almaya gelmiş! “Yapmayın arkadaşlar. Kutsal hazineler İstanbul’a yapılan 1202 yılındaki Haçlı istilası esnasında, hem de Katolik Haçlılar tarafından sonuna kadar yağmalandı zaten. Velev ki elimizde kutsal hazineler olsa bunları Erdoğan verir mi yahu?”


Papa’yı Türk askeri neden selam durarak karşılamış? Türk askerine ne büyük hakaret! “Arkadaş, beğenirsin, beğenmezsin. Papa Vatikan Devleti’nin başkanı. Her devlet başkanı nasıl karşılanıyorsa, Papa da öyle karşılandı. Ne eksik, ne fazla. Kaldı ki Papa daha önce de Türkiye’ye geldi ve aynı şekilde karşılandı hep.”


Daha bin türlü terane. Sinirden stresten deli oldum resmen.


Sosyal medyada ne kadar Papa yemi, zokası varsa sektirmemiş hepsini yemişiz. Ne diyeyim, afiyet olsun! Berna Laçin gibi birisi bile seni yemleyebilmişse, yazık! Çok yazık! Sök at o beyni kafatasının içinden!


Dinini, diyanetini, örfünü, adetini ne derse kategorik olarak karşı olman gereken Berna Laçin gibilerden öğreneceksen vay senin hâline!

***


Peki ne oldu da ultra laik, müzmin muhalif, çoğu İsrail destekçisi, istisnasız Erdoğan düşmanı, İslâm’a (ama sadece İslâm’a) aşırı mesafeli ve sair zamanlarda her türlü millî ve manevî duygularını aşağılayan bu zevat birdenbire tek ses oldu, aynı görseller ve neredeyse birbirinin tıpkısının aynısı cümlelerle tekmili birden harekete geçti?


Kim düğmeye bastı da bu aparatları aktif hâle getiriverdi?


Şimdi önyargılardan ve Siyonist aparatların yönlendirmelerinden sıyrılarak Papa’nın ziyaretini serinkanlı bir şekilde değerlendirelim dilerseniz.


Papa XIV. Leo, Katolik dünyasının ruhanî lideri olarak seçildikten sonra, ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye’ye yaptı. Dolayısıyla tüm Hıristiyan dünyasının gözü bu ziyarette. Doğru mu? Evet, doğru!


Papa’yı havaalanında Devletimiz adına Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy karşıladı. Bu karşılamaya Erdoğan’ın bizzat gitmemiş olması da önemli bir mesajdır. Erdoğan bir ev sahibi gibi ve Devlet kurumunun ağırlığına yakışır şekilde Papa’yı Külliye’de bekledi. Bu şimdilik cebimizde dursun.


Tüm dünyanın canlı olarak izlediği bu ziyarette, Erdoğan’ın en önemli gündem maddesi Gazze idi. Özel görüşmelerde daha nelerin konuşulduğunu hiçbirimiz bilmiyoruz. Zaten Erdoğan’ın konuşmasının en geniş ve en can alıcı noktası bölümü Gazze’de yaşanan soykırım ve katliamlarla alakalı kısımdı.


Erdoğan bu ziyaret vesilesiyle bir kez daha tüm dünyanın dikkatlerini Gazze’ye çekti. İsrail’in Gazze’de iki yılı aşkın bir süredir sistematik olarak sürdürdüğü vahşeti tüm dünyanın gözüne, hem de canlı yayında yeniden soktu.


Erdoğan, öteden beri bulduğu her fırsatta Gazze meselesini dile getirip, bu konuyu gündemde ve sıcak tutmaya gayret eden bir lider.


Papa XIV. Leo da yaptığı konuşmasında Gazze hakkında Erdoğan’la paralel görüşler serdetti. Problemin çözümünün bağımsız bir Filistin devleti şartına bağlı olduğundan bahsetti. İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırımı kabul etti.


Peki, Türkiye ile Vatikan’ın sırf bu konuda bile olsa yakınlaşmasından, ortak kaygılar taşımasından, benzer öneriler sürmesinden kim rahatsız olur? Bu sorunun tek cevabı var elbette: İsrail.


Kim ne derse desin, bu ziyaretten ve bu ziyaretin gündem maddelerinden katil İsrail son derece rahatsız.


Zira, bu ziyaretten öncesinde bile özellikle de İtalya, İspanya gibi Katolik ülkelerde İsrail’e karşı tepkiler had safhadaydı. İsrail’in futbol ve basketbol takımlarına hatta konser için giden orkestralarına yönelik tepkiler şehirleri, ülkeleri karıştırıyordu, on binleri sokağa döküyordu.


İsrail’in spor takımları gittikleri her Avrupa şehrinde çok büyük tepkilerle karşılanıyorlardı.


Artık Avrupa kıtasının halkları, başlarındaki İsrail destekçisi yönetimlere rağmen İsrail’i lanetliyorlar, hiçbir turnuvada, organizasyonun içerisinde İsrail’i görmek, duymak bile istemiyorlar.


İsrail’in gözü dönmüş bu vahşiliği yeryüzü üzerinde İsrailliler için güvenli ve huzurlu bir yer bırakmadı. Gittikleri her yerde aşağılanmayla, hakaretlerle ve tepkilerle karşılanmaya da devam edecekler. İnsanlık vicdanı, dünyanın son gününe kadar İsrail’i lanetli bir kavim olarak görecek bundan sonra.


Dünya’da ve özellikle Avrupa’da İsrail’e yönelik tepkiler bu boyutlara ulaşmışken, bir de Papa’nın ziyaretinde tüm dünyanın canlı izlediği Gazze gündemi İsrail’i son derece rahatsız etmiştir. Net!


Oluşan bu suni tepkilerin kaynağı İsrail’in ta kendisidir. Zaten bir kaşıklık sosyal medyada fırtına koparanlara bakınız, hepsinin istisnasız İsrail aparatı olduğunu görürsünüz.


Sakin olun arkadaşlar! Papa İznik’te, İstanbul’da ayin yaptı diye Türkiye’nin resmi dini Hıristiyanlık olmadı, olmaz da! Ha, Allah muhafaza olacak olsa bile buna en çok sevinen yine o görselleri sosyal medyaya pompalayanlar olacaktır.


Papa, sonuçta Katolik dünyasının ruhanî lideridir. (Keşke Hilafet kaldırılmasaydı da İslâm aleminin de bir başı, bir lideri, bir imamesi olsaydı.)


Papa, Vatikan’ın balkonundan halkı selamlamaya çıktığında bile San Pietro (Aziz Petrus) Meydanı’na yüzbinlerce Katolik toplanıyor. Onlar için Papa’yı görmek hacı olmak kadar kıymetli bir şey. Beğenseniz de böyle, beğenmeseniz de.


Papa, Türkiye’ye gelince -çoğu Türkiye Cumhuriyet’i vatandaşı- Hıristiyanlarla ayin yapması, ülkemizi Katolik yapmaz.


Bu ülkede her gün, yüzlerce kilisede ayin yapılıyor zaten. Bu topraklar hoşgörünün ana vatanıdır. Ve Papa’nın yaptığı bu ayinin, mesela Diyanet İşleri Başkanı’mızın Üsküp’te Cuma namazı kıldırması ve hutbe okumasından teorik ve pratik olarak bir farkı yoktur.


Konuya gereğinden fazla anlam yüklemek ve bir kaşık suda fırtınalar çıkarmak tam da İsrail’in isteyeceği bir sonuçtur.


Kaldı ki bu ziyaretin tüm aşamaları Devletimiz tarafından izlenmektedir. Sanki Devletin Diyanet, İstihbarat, Emniyet, İçişleri, Dışişleri makamları gaflet içinde, olan bitenden habersiz de, ülkeyi, Devleti, milleti, dini, diyaneti savunmak ve “Haçlı İstilasından” korumak bu İsrail aparatlarına kaldı.


Ulan, öyle bir şey olacak olsa camlardan, balkonlardan sarkarak ilk siz alkışlarsınız o Haçlı şövalyelerini. Babanızın da, Papa’nızın da çanağına tükürtmeyin. Bu ülkenin menfaatlerini savunmak sizin gibi kullanışlı İsrail aparatlarına mı kaldı?


Bu ülke ayakları yere sağlam basan, bölgesinde ve dünyada ağırlığı olan, saygı duyulan, bu saygıyı fazlasıyla hak eden, özgüven sahibi ve hoşgörünün yoğurulduğu bir ülkedir.  Siz kaynağı malumumuz olan o algı çalışmalarınızı alın, başınızda paralayın. Vesselam!


Kalınız sağlıcakla efendim.