Uyku apnesi

Ani ölümlere alışıktım halbuki. Ama onun bana ulaşabilme ihtimalini hiç yakınlaştıramamıştım. Artık biliyorum ki O bana çok yakın…

KENDİMİ bildim bileli uyku ile bir meselem var. Meselemin olmadığı bir mesel bulmak da kolay değil. Hayat üstüme üstüme geldikçe ben de onun üstüne gittim biraz galiba. Okudum, büyüdüm, adam oldum. Hoş doktor olacaktım da nasibime kalabalık bir şehirde eskiden bir milyoncu denilecek bir dükkânın, hem de zincirleme şubeler açan bir dükkânın patronu oldum. İyi de oldu… Doktor olup birilerinin nazını çekecekken birileri benim krallığımda benim çizdiğim sınırlarda dolaşıyor. Çoluk çocuk tamam. Evi, arabası, yazlığı, kışlığı, darlığı ile gücü yerinde bir adamım. Özel okullarda okuyan iki kızım, bir oğlum var. Kızlarımdan Eda piyano, Esma keman, Kadir de ney kursuna gidiyor. Yüzmesi, futbolu, hentbolu, tenisi de yanına cabası. Bizim zamanımızda olacaktı böyle şeyler, hey hey, allâme-i cihan olurdum vallahi. Ama olsun, böyle de iyi oldu. Yaşayamadıklarımı yaşatıyorum aileme. İnanın, her hafta sonu olmasa bile çoğu hafta sonu hep dışarıda farklı farklı restoranlarda serpme kahvaltılar eşliğinde yerler yemeklerini. Böyle böyle aldık o kiloları. Serpme kahvaltı dediğime de bakmayın; köy kahvaltısı, organik ürünler deyince piyasa değeri artıyor malum. Bu dünyanın yeni dili. Ama ben biliyorum mis gibi köy kokusunu, sabah namazı sonrası nenem atmış tandıra ekmeği, almış ineğin altından taze sütü, kaymağı, çökeleği sofada bulmuş yerini. Çay başlamış tıkırdamaya, bal karşı komşudan imc usulü, domates ve salatalık bağdan gelmiş. Bilmez işte yeni nesil bunları, Bilmez azizim. Ayıptır, günahtır öğretmeyene bunu diye saysam da içimden ucu dokunur da bana olmaz işte olmaz. Eleştirmek iyidir; suçu hep başkasında aramak, insanî ilişkilerimizdeki felçli yanımız işte biraz.


“Öğretmedi ulu ulu hocalar bize” nasıl eleştirilir adabı usulü var mıdır? Yerine ikame etmiyorsan konuşma, dediler sadece. İyi de bu kolay bir şey değildi. Sonra fark ettik ki at geç kuralı her bedene uyuyordu. Hani bir kıyafet vardır standart yazılınca eleştirmesi olmaz, herkes alır, zayıfı şişmanı kendine güveneni güvenmeyeni. Standart kalıplarla yaşamak eleştiriyi zorlaştırmıyordu. Bazen yok etmek bazen kahretmek bazen de öylesine yorum yapıp durduk işte. Fark ettiyseniz birden çoğula geçti cümlelerim zira ortada yanlış varsa herkese, başarı varsa bana yakışıyordu en çok da. Hoca demişken bizim dükkânın aşağı sokağında tam köşeye yeni inci gibi bir camii yapıldı. Adını Settar koydular. Şaşırmadım değil. Bu muhitin gereği kim ne yaptırırsa önce adının tabelasını sonra hayratını yaptırırdı. Ama bu cami örteni hatırlatıyor gidene. Vakit buldukça gitmeye çalışıyorum ama malum bizim işler yoğun. Git gide büyüyoruz. Yurt dışından işçi getiriyoruz, onların işlemleri falan ama tabii ucuz işçi olsun diye değil hani insanlara sahip çıkmak derdimiz. Rahmetli dedem olsa derdi “Yalan yapmış ağzında yuva dön arkanı kime dayarsan daya”. Neyse o camiye bir imam atadılar. Ali Hoca. Geçen namaz sonrası iki lafladık, meğerse bizim köydenmiş dahası Halim Hoca’nın oğluymuş. Çok severdim Halim Hocayı. Allah var, has adamdı. Öğretmedi dedim ama çok yoğurdu hamurumu, ya tutarsa! Küçüktüm, giderdim camiye, gitmek yetmez bir de eleştirirdim cemaati. Hani ben geldim ya gelmeyenler utansın. Bir iki güldü geçti ama üçte baktı iş ciddi. Ben haddimle yarışıyorum, aldı beni karşısına. “Evlat” dedi “Yapacaksan konuş, yıkacaksan sus”. Anlamadım. Anlamak zor iş be hocam!


Geçen gün bizim oğlan geldi. Çok yoruluyormuş oradan oraya gitmekten. Annesi deseniz ayrı bir çoşmuş. Yetemiyorum ben bu çocuğa diyor. Eve gelen yardımcı abla da eşime destek. Bu kadın hangisine yetişsin diyor. O kadın benim anneme asla benzemesin diye dualarla bulduğumdu. Bizimkisi el iyisi. Anneme benzemeyen tek yönü yüzünde ona ait olmayan dokunuşlar. Annem Nazmiye Hanım cevval kadındı, merhametli. Tek sıkıntısı hep çok yorgun ve hep çok işi vardı. Gelen gideni eksik olmaz, söylense bile içinden misafiri asla aç göndermez. Kafasında kurdukları hiç bitmez. Kalp krizinden gitti annem, babam gibi. Babam desen… Diyemedim…


Kadir bir köşede çırpınıyor, hâlâ “Beni anlamıyorsunuz!” diyor.


Uyku ile bir meselem var demiştim en son değil mi? Çok değil birkaç yıldır işte. Geceleri bu uykusuzluk altında ezilince sabahlarım kendine gelemiyor. Sürekli bir yorgunluk hâli. Geçenlerde üç tır çiçekli bulaşık fırçası siparişi vermişiz. Müdür cingöz fark etti hemen. Tabii bozuntuya mı vereyim “Kampanya yapacağız” diyorum. İnanmış gibi yapıyor. Yapmayıp ne yapacak, el mahkûm, ekmeğini ben veriyorum. Heh işte gene durdu solunum. Hanım bu durumdan şikâyetçi, aşırı horluyormuşum. Zaten uyuyamıyorum, kazara uyusam bu sefer dürtülerek uyandırılıyorum. Güç bela ikna oldum. Aslında hanım sen gitmezsen ben gideceğim doktora dedi yeni bir yeniliği kaldıramam diye ben de kabul ettim gitmeyi. Bir sürü tetkik yaptılar. Özel hastane belki ama git gel delik deşik oldum. Uyutacağız seni burada dediler. Canıma minnet, hemen dedim. Ama öyle hayal ettiğim gibi olmadı. Her yerime cihaz taktılar. Sağdan soldan kablolar. 95 model masa üstü bilgisayara döndüm bir anda.


Kaç saat uyudum, bilmiyorum. Toparlandıktan sonra doktor geldi yanıma, bir şeyler eveleyip geveliyor. Tanıyorum bu üslubu, müşteri kaçırmak istemeyen müdür modeli. Dedim açık ol, kestirmeden gel. İyi dedi, o zaman şöyle söyleyeyim, durum vahim. Nasıl, dedim. Sizde uyku apnesi sendromu var dedi. Sendromlara alışımda bu neyin nesi bilemedim. Yani uyku düzeniniz bozuk. Vay be ne teşhis, dedim. Bozuldu, haklıydı ama bence ben de haklıyım. Solunumun geçici olarak durmasına apne denir. Uyku esnasında solunum durunca kanda oksijen seviyesi düşer ve karbondioksit seviyesi yükselir. Normalde insanların uykuda solunumları bir saatte belli aralıklarla durur. Fakat bu durma süresi otuzun üzerinde olursa buna uyku apnesi denir. Benim kaçmış bu durumda peki dedim, işin ciddiyetini henüz çözememiştim. Elli dedi doktor tüm ciddiyetiyle. Ne olur böyle olursa? Tedavi edilmezse kalp krizi, felç ve ani ölüm!


Evde bir matem havası. Bazı komşular henüz yaşayan bana taziyelerde bulunmaya geldi. Biri sakız çiğnemenin apneye iyi geldiğini söyledi. Önce güldüm aradım doktoru sordum dolaylı yoldan olabilir solunum yolunu nemli tutup daha rahat nefes almayı sağlıyormuş. Öteki teselli verdi. Artık tıp çok gelişmiş, bir akrabası CPAP cihazı kullanmış ki doktor da bunu anlatmıştı. Uykuda takıp pozitif hava basıncı veriyor ve nefes almayı kolaylaştırıyormuş. Ama işin ilginç yanı bu cihazı kullanan akraba bir ay sonra vefat etmiş. Beriki göğsüne vicks sür dedi, diğeri tuzlu suda gargara. Acı başkasının olunca teselli vermek de o denli vitrinde duruyordu sanki. Herkes kendi başına gelmediği için mutluyken bazıları geleceğe yönelik kaygılara gömülüyordu. 

***


Bundan sonrası yok! Muhtemelen kahramanımız ani bir hâl ile emanetini teslim etti. Sonu olmayan bir hikâye mi olur demeyin. Birçok hikâyenin sonu en sona saklanıyor. İyisi mi günün kârı da bize olsun diye kahramanımızın son sözlerini şöyle bir farkındalıkla hayal edelim.

***


Ne yaşadığımı henüz ben de bilmiyorum. Düşünüyorum günlerdir. Bu solunum dediğimiz şey vücudun enerji elde etmek için havadan oksijeni alması, zararlı havayı geri göndermesi demek ya, ben aslında bunu yapamamakla yüzleşiyorum. Asıl ihtiyacım olan solunumdan habersiz, ruhumun apnesi ile yaşadığımı sanarken meğer solunum yetmezliği çekiyormuşum da farkında değilmişim.


Ani ölümlere alışıktım halbuki. Ama onun bana ulaşabilme ihtimalini hiç yakınlaştıramamıştım. Artık biliyorum ki O bana çok yakın…