Unutulan “Er-Rezzâk” ismi ve geçim darlığı (1)

Bu dünyada da, ahirette de güzel bir geçim ve huzurlu bir hayat isteyen, Rabbine hakkıyla iman etsin ve imanının gerektirdiği gibi hareket etsin. Kendisini yaratıp yaşatan ve gökten de, yerden de nimetleriyle rızıklandıran Rabbinden yüz çevirense meşakkatli bir hayata hazırlansın.

“YERYÜZÜNDEKİ her canlının rızkını Allah üstlenmiştir.” (Hûd, 6)

Yukarıdaki ayet, evrende rızka muhtaç her türden canlıyı içine alacak bir anlam enginliğine sahiptir.

Bu calib-i dikkat olan “yeryüzündeki” ifadesi, sadece insanların kolay anlamalarını sağlamak için konulmuş bir kayıttır. Yoksa havada veya denizde yaşayan canlıların bu İlâhî teminât ve garantiden mahrum oldukları anlamına gelmez. Hatta yeryüzünde herhangi bir şekilde beslenme imkânı bulamadan ölen canlıların da ana rahminde rızıklandırıldıkları düşünülecek olursa, ayetin asıl anlatmak istediği mânâ kavranmış olur.

Yüce Rabbimiz her canlının rızkını vermeyi üstlenmiştir. Bu, O’nun bir lütfudur. Yoksa O’na hiçbir şeyi görev olarak vermek, O’nun bazı şeyleri yapmaya mecbur olduğunu söylemek asla mümkün değildir. Ancak Kendisi, canlıların rızkını vermeyi üstlendiğini bildirmektedir. Yukarıdaki ayet-i kerime bu anlatım tarzıyla insanların Allah’a tam olarak güvenmelerini istemektedir.

İnancımızın istikametine gelince…

Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun geçiminde bir darlık olur. Kıyamet gününde de onu kör olarak diriltiriz. O, ‘Rabbim’ der, ‘Niçin beni kör olarak dirilttin? Oysa ben görüyordum’. ‘Öyleydin’ buyurur Allah”...

Yine başka bir irşad-ı İlâhî şöyle: “Fakat ayetlerimiz sana geldiğinde sen onları unuttun. Bugün de sen böyle unutulursun.” (Tâ-Hâ, 124-126)

Her meselede olduğu gibi Kur’ân ışığında ve Risâlat-i Peygamber’den, sırât-ı müstakîmden ayrılmayalım.

Bir başka irşadî kelâm da şöyle: Mal mülk insanın gözünü doyurmaz, kalp zenginliğine çalış.” (Hazreti Ali)

Hayat şartlarından yakınmak, zamanımızın yaygın bir âdeti hâline geldi. Kime “İşler nasıl?” diye soracak olsanız, alacağınız cevap aşağı yukarı aynı. Hayat pahalılığından, müşteri yokluğundan, piyasanın cansızlığından ve daha akla gelebilecek ne varsa hepsinin olumsuzluklarından şikâyet eder olmuş durumda.

Bu yakınmalarda hiç kuşkusuz bir gerçeklik payı var. Yakınan insanlar daima darlık içinde yaşarlar. Bunun yanında asıl mesele ise mutlaka maddî anlamda bir darlık olmayabileceğidir. İnsanın kasası ağzına kadar dolmuş, karnı tıka basa doymuş, sırtında en pahalı elbiseleri taşıyor olmuş, en lüks konutlarda oturmuş fakat hayatın yükü yine ağır, geçim yine dar, yaşamak yine zor, yine zor böylesine.

Lâkin yakınmakla kişi bu dertlerinden hiçbirini hafifletmiş olmaz. Çünkü içine düşmüş olduğu darlığın sebebi, onun görmediği yahut görmek istemediği yerdedir. Gerçi sebepler, bu âleme Allah tarafından konulmuş kanunlardır; hayatımızı devam ettirebilmek, bu kanunlara uygun şekilde çalışıp çabalamakla mümkün olur. Ancak kanun koyucunun kudret ve iradesini unutur, sebepler perdesi arkasında yaşatan ve rızıklandıranın kim olduğundan habersiz davranırsak, imanımızın gerektirdiği şekilde bir hayat yaşamış olmayız.

Hele bu durum bize dünyaya geliş amacımızı unutturacak bir dereceye varmışsa, o hayattan genişlik ve huzur beklemek için bir neden de kalmamış demektir. İşte ayet, bizi bu konuda uyarıyor ve diyor ki, “Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun geçiminde bir darlık olur”.

Zikir “Allah’ı anmak” anlaşılabileceği gibi, Kur’ân’ın birçok yerinde geçtiği üzere bizzat Kur’ân olarak da anlaşılabilir. Her iki hâlde de sonuç aynıdır: Kim Allah’ı anmaktan uzaklaşırsa, kim Âlemlerin Rabbinden kendisine gönderilmiş olan o yüce kitaptan yüz çevirirse, kendi eliyle hayat şartlarını zorlaştırmış olur.

Bunun zıddı olan durum ise, daha başka ayetlerde şöyle açıklanmıştır: “Erkek olsun, kadın olsun, kim mümin olarak güzel işler yaparsa, Biz ona huzurlu bir hayat yaşatır, yaptıklarının daha güzeliyle de ödüllerini veririz.” (Nahl, 97)

“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu nasip eder. Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.” (Talâk, 3)

Bu dünyada da, ahirette de güzel bir geçim ve huzurlu bir hayat isteyen, Rabbine hakkıyla iman etsin ve imanının gerektirdiği gibi hareket etsin. Kendisini yaratıp yaşatan ve gökten de, yerden de nimetleriyle rızıklandıran Rabbinden yüz çevirense meşakkatli bir hayata hazırlansın.

Gariptir ki, insanlar hayat şartları ağırlaştıkça, kendilerine asıl ferah kapılarını açacak olan çözüme yönelecekleri yerde, problemi ağırlaştıran sebeplere daha fazla hırsla sarılıyor, Allah’ı anmaktan ve Allah’ın kitabına kulak vermekten daha da uzak düşüyorlar. Bu ise, insanın başına dünyayı daha da çok darlaştırıyor.

Bir hadis-i kutsîde bu durum haber verilmiş ve Allah’ın şöyle buyurduğu bildirilmiştir: “Ey Âdemoğlu! Kendini ibadetime ver ki gönlünü zenginlikle doldurayım, ihtiyaçlarını gidereyim. Böyle yapmazsan ellerini meşguliyetle doldurur, ihtiyaçlarını kapamam.”

Allah’ın zikrinden yüz çevirmenin dar bir hayattan başka ahirette körlüğe yol açması da ibret vericidir.

(Devam edecek…)