İNSANIZ ve nefes almayı bile unutuyoruz ki, düşünün kim bilir daha neler unutuyoruz? Yaşadığımızı unutuyoruz…
Unutkanlık, bellekte depolanan bilgiler hatırlanmadığı zamanlarda ortaya çıkan uzun ya da kısa süreli bir durumdur. Uykusuzluk, yetersiz beslenme, vitamin eksikliği, ilaçların yan etkisi ve stres yanı sıra alzheimer ve demans gibi hastalıklar unutkanlığın yaygın nedenleridir. Unutkanlık nedenleri genel olarak şunlardır: Uykusuzluk, vitamin ve mineral eksikliği, beyindeki tümörler, kan pıhtıları veya enfeksiyonlar, düşme veya kaza sonucu beyin sarsıntısı gibi kafa travması, alzheimer ve demans gibi hastalıklar, dehidrasyon (susuzluk), ilaçların yan etkisi, alkol tüketimi, stres ve kaybı, depresyon, tiroid problemleri gibi tıbbi süreçler...
Tıbbi konular da önemli lakin bu yazımızın konusu, unutmanın biyolojik etkenlerinden ziyade unuttuğumuz bazı şeylerin hayatımıza etkilerini ele almaktır.
Unutmalıyız ki taşıyabilelim… Sonsuz büyüklükte bir kâinatta bir nokta bile olamayacak kadar küçük bir yer kaplayan ve yine bu dünyada çok küçük bir alan ve çok kısa bir zaman dilimi işgal eden bir canlı olduğumuzu, insan olmanın bazı ağır yüklerini, sonsuz bir oluş okyanusunun ortasında kaldığımızı, kul olarak acizliğimizi ve umursamazlığımızı zaman zaman unutmalıyız ki taşıyabilelim…
Hayat ve insana ait sistem ve süreçler Allah’ın üstün ilmiyle yaratılmış, oldukça teknik ve karışık dizaynlardır. Bizler insan olarak kendimizi tam olarak tanıyamayan canlılarız. Bizi biz yapan beden, akıl, ruh, nefs, irade, hayat ve Yaratıcı ile ilişkilerimiz konusunda çok az bilgilere sahibiz. Çoğu zaman çok bilmiş bir hâlde ego ile dolaşıyor olsak da şurası kesindir ki bu konularda sağlıklı bir gelişim ve eğitim almadıkça sağlıklı bir hayat ve farkındalık da asla mümkün olamayacaktır.
İnsanda unutmak üzerine kurulu sistemlerden biri de beş duyu ile algılanan şeylerin işlem yoğunluğudur. Gün içinde beş duyunun bombardımanına o kadar çok maruz kalıyoruz ki, bilinçte her şeyi tek tek ayrıntıları ile tutmak mümkün olmuyor. Bir de binlerce düşünceye maruz kalırız ki bu konuda da çoğu zaman elimizden hiçbir şey gelmez ve çoğu birbirine benzeyen düşünceler bizi baya oyalar. Bunca yaşanan şeyin altında kalan insanın adeta canı çıkar. Unutmasın da ne yapsın deriz bu aşamada…
En ilginç unutkanlıklardan birisi de kötülük unutkanlığıdır. Olmaz olmaz demeyin, oluyor işte… Bu dünyada öyle insanlar var ki, kalplerinin karardığını, insanlara ve nefslerine zulmettiklerini, insanların nasıl da onlara lanet edip kaçtıklarını unutanlar var. Başkaları ezildikçe, küçük, güçsüz, zayıf, hasta ve fakir oldukça kendilerinin yükseldiğini ve yüceldiğini sanan, akıl ve kalp gözü kirlenmiş unutkanlar var. Bunlardan da bazıları işi daha da ilerleterek insan olduklarını unutmakta ve insanlığı ortadan kaldırmaya ve yaşadığı dünyayı ateşe vermeye çalışmaktadır. Rabbim bu derece bir unutkanlıktan bizi muhafaza eylesin.
Nimeti unutuyoruz… Yediğimizi, içtiğimizi, sindirdiğimizi, giydiğimizi, kazandığımızı ve sahip olduklarımızı unutup sahip olamadıklarımızın derdine ve şikâyetine düşüyoruz. Olan için şükretmezken olmayan için bin ağıt yakıyor, hırs yapıyor hatta Yaratıcı’ya isyan bile ediyoruz. Unutuyoruz az önce kullandığımız ve faydalandığımız onca nimeti. Elbette her insan ve her coğrafya rahat ve bereketli nimetlere ulaşamayabiliyor ama yaşayan herkes birçok nimet sahibi. Güneşinden, yağmurundan, havasından ve toprağından istifade ediyoruz hayatın. Kıyaslamaya gittiğimiz zaman haklı olarak zenginlere kızıyor ve “Bizim suçumuz ne?” diyoruz. Ağır hasta olan birisi sağlıklılara sitem edebiliyor; güçsüz güçlüye, personel amirine sitem edebiliyor. Geçenlerde çocuklarımın küçüklük fotoğraflarına bakıyordum, daha bir tatlı göründüler ama sonra içimi bir hüzün kapladı. Neden daha fazla sarılıp daha fazla iletişimde ve sevgi iletiminde bulunmadım ki… Unutmuşuz gözümüzün önündeki ailemizi. Çok acı bir şey bu… “O anlar hayatı sevgiyle paylaşmaktan daha önemli ne vardı da onun için gitti zaman sermayesi” diye düşünmeden edemiyorum. Elbet şimdi de vakit varken yapılabilir bunlar ama kaybolan yıllar var yine de…
Farklı bir unutkanlık durumundan daha bahsedeyim. Ahireti unutuyoruz… Bu öyle derin bir unutkanlık ki ölümü, cennet ve cehennem kelimelerini, hesaba çekilmeyi ve nice ahiret yurdu uyarısını duyduğumuz, okuduğumuz ve düşündüğümüz hâlde hatırlayamıyoruz. Ne garip değil mi, uykudasın ve uyan diyen birinin size bağırdığını idrak ediyorsunuz ama uyanamıyorsunuz. Ölüm yaklaşmakta diyor her bir cenaze ama yine de hatırlayamıyoruz. Cehennem bas bas bağırmakta, imtihanlar sarsmakta, cennet davet etmekte ve daha nice oluş bizi Hakk’a davet edip uyarmakta ve uyandırmaya çalışmakta ama her seferinde yine unutup yine derin bir uykuya dalıyoruz. Sahi biz nasıl uyanacağız bu derin uykudan?
Ve bazı şeyleri unutmak iyidir, sevaptır. Geçmişin negatif anılarını, travmalarını, düşmeleri, başarısızlıkları, borucunu ödemeyecek durumda olan bir ihtiyaç sahibinin bize olan borcunu, nefsin başa kakmaması ve menfaat beklememesi için yaptığımız iyilikleri…
Unutmak ilginç bir kavram, unuttuğumuz için düzelemiyoruz bazen, bazen de unutabildiğimiz için yaşayabiliyoruz.
İnsan olmak sorumluluk sahibi olmak demek ise bu konuda da sorumluluğu almalı ve neleri unutup neleri unutmamamız gerektiğinin listesini yapmaya çalışmalı ve farkındalığına sahip olmalıyız. Kulluğun gereklilikleri gibi ağır ve zarurî konuları ön planda ve önem derecesinde yüksek tutup unutmamaya çalışırken, bizi yoldan alıkoyacak, güçten düşürecek, korkutacak, nefsimizi besleyecek şeyleri ise unutmaya çalışmalıyız düşüncesindeyim.
Bana insanı nasıl tanımlarsınız diye sorsalar, unutkanlık en başlarda kullanacağım kelimelerden birisi olurdu. Yeryüzünün halifesi olarak seçilen ama unutan canlının adıdır derdim. İnsanın unutma olayı da Hakk’ın yaratışı içinde olan bir şey. Yüce Yaratıcı unutkanlığı var etmese zaten böyle bir şeyden bahsedemezdik. Diğer yandan varlık da denge esastır. Her şeyin fazlası zarardır. Müslüman kimse diğer tüm sorumlulukları gibi unutma olayını da ciddiyetle ele alacak ve üstüne düşen çalışmayı yapacaktır.
Buraya kadar unutma üzerine konuştuk, peki nasıl hatırlayacağız? Gelişim denen genel bir kavram var ve kişi düzenli ve disiplinli bir hayat ve çalışma içerisine girdiğinde neredeyse her alanda gelişim gösterir. Tek tek konuya odaklı gelişim çalışmaları da olabilir ama çok geniş bir alanı kapsayacağı için en uygun olanın genel gelişime odaklanmak olması gerektiği kanısındayım. Genel gelişim araçlarını ben şöyle özetlemek istiyorum:
Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, çok yönlü eğitim, okur yazarlık gelişimi, dinî konulardaki uygulama ve gelişim hassasiyeti, vatandaşlık sorumluluklarına hassasiyet… Kişinin güzel ve faydalı anlamda kendine yapacağı her yatırım aynı zamanda çevresine ve geleceğine yaptığı yatırımdır. Bu tür bir yatırım ve gelişimin çok fazlası artısı ve çıktısı olacağı kesindir. İşte bunlardan birisi de unutma kavramını her aşamada daha dengeli kullanım olacaktır. İyilik yaparken bir elinin verdiğini diğer el unuturken, sorumluluklarını asla hafife almayacak, unutmayacak ve gereken hassasiyeti gösterecektir.
Son olarak benim için çok ilginç bir kelime olan unutmak kelimesinin kullanıldığı bazı söz ve ayetleri paylaşmak istiyorum. Zira olumlu ya da olumsuz anlamda farklı duygu ve düşüncelere dikkat çekmek için başvurulan özel bir yer sahiptir bu kelime.
- “Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar yoldan çıkanların ta kendileridir.” (Haşr, 19)
- “Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu.” (Tevbe, 67)
- “Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma…” (Bakara, 286)
- Affetmek ve unutmak iyi insanların intikamıdır.
- Unutulmak istemiyorsan ya okunacak şeyler yaz ya da yazılmaya değer şeyler yap.
- İnsan her şeyi unutur da, en çok unutulmayı unutamaz.
- Unutmak alışmaktır.



