Üniversal boşlukta zıplamak

Nedendir bilinmez ama meslek liselerini tercih etmiyoruz. Hepimizin hedefi ve beklentisi aynı: Doktor olsun, hâkim olsun, mimar olsun, mühendis olsun, genel müdür olsun… Olsunlar elbet, ancak hastabakıcı da lâzım, tıp teknisyeni de, mübaşir de, gardiyan da, kalıpçı da, elektrik teknisyeni de, işçi de, vardiya âmiri de… Hele şu yangınları ve selleri yaşayan bir ülke olarak, itfaiye eri de lâzım, ormancı da… Velhasıl, âmirin olduğu yerde memura, ustanın olduğu yerde de çırağa ihtiyaç var!

ÖNCEKİ gün ÖSYM tarafından açıklanan sonuçlarla on binlerce gencimiz, hayâlini kurduğu üniversitelere yerleşti. Ebeveynler, çocuklarının bu başarısını sosyal medya mecralarında paylaşarak gururlandılar. Kazanan gençlerimizi biz de tebrik ediyoruz.

2021 yılı Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda (YKS) tercih yapan adayların yüzde 85’inin yükseköğretim programlarına yerleştiği dağılımda; tercih yapan adayların yüzde 52’sinin ilk üç tercihinden birine, yüzde 27’sinin 1’nci tercihine, yüzde 14’ünün 2’nci tercihine, yüzde 10’unun da 3’ncü tercihine yerleştiğini görüyoruz.

Bugün “sevinç” ve “gurur” günü; ancak 2 yıllık MYO’ların hâricinde 4 ilâ 6 yıllık eğitimin ardından mezun olanları bekleyen kep fırlatma törenine ait heyecanın yanında verilen bir de “istihdam” bonusu var. Bugün sevinenler o gün üzülmeseler de, mezuniyet sonrasında bir iş alanı ve meslek dalıyla buluşması geciken gençler strese girebilir ve umutsuzluğa düşebilir.

Bu haftaki yazımızı işte bu konuya dair birkaç alt ya da üst başlık atmak için ayırdık. 

Güçlü ekonomilerin bel kemiği hükmünde olan ve bacası tüten her fabrika; istihdam, ihracat ve döviz girdisi demek. Üretilen mallar için pazar oluşturulamamışsa şayet, başta depo giderleri olmak üzere onlarca gelir kaybını da beraberinde getirecektir. Piyasaya sürülen ürünler arz ve talep dengesini sağladığı ölçüde ise, dişliler durma noktasına gelmeyecektir.

Anadolu topraklarına 205 üniversite

Ülkemizde son çeyrekte, üniversite sayısında yüzde iki yüz oranında bir artış olduğu görülmektedir. Yükseköğrenim alanında yapılan yatırımlar gurur kaynağımız, ama fabrika örneğinde olduğu gibi kendi pazarını oluşturamadığı için istihdam alanında daralma yaşıyoruz. Örnek, atama bekleyen öğretmen adaylarının her geçen sene sayılarının ve seslerinin artması… Bu anlamda kendi ayağımıza sıktığımızı söyleyebiliriz. Eskiler, “Az olsun, öz olsun” derlerdi. “Doğru demişler” diye teyit etmemize de hacet yok.

1453 yılında kurulan “Sahn-ı Semân Medresesi”nin beş asır sonra “Darulfünun-u Şahane” adını almasıyla başlayan yolculuk, 1481 yılında Sultan İkinci Bayezid tarafından Galata Sarayı (bugünkü adıyla Galatasaray Üniversitesi, 1971) adıyla kurulan Enderun Okulu ile devam etmiş, bu üniversiteleri 1773 yılında Mühendishane-i Bahr-i Hümayun adıyla Üçüncü Mustafa döneminde kurulan İstanbul Teknik Üniversitesi, Osmanlı bünyesinde Amerikan usulü eğitim vermek için görevlendirilen Cyrus Hamlin ve Christopher Rhinelander Robert imzalı ve 1863 doğumlu Robert Koleji bünyesinde 1971 kurulan Boğaziçi Üniversitesi, Ressam Osman Hamdi Bey tarafından 1882’de Sanayi-i Nefise Mektebi adıyla kurulan Mimar Sinan Güzel Sanatlar (Akademisi) Üniversitesi ile Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından 1903’te yılında yaptırılan ve ilk tıp okulu olma özelliğini barındıran Sağlık Bilimleri Üniversitesi takip etmiştir.

Bugün Anadolu topraklarında 129’u devlet, 74’ü vakıf, 2’si Millî Savunma ve Polis Akademisi olmak üzere toplam 205 üniversite var.

1980 yılına gelindiğinde 19 olan üniversite sayısı, Özal’ın ölümüne kadar geçen sürede kurulan 36 yeni üniversite ile 55’e ulaşmıştır. 1994-2001 yılları arasında tam 20 yeni üniversiteye kavuşan Türkiye için Erdoğan liderliğindeki hükûmetler, her alanda yapılan yatırımlara yeni üniversiteleri de dâhil etmiş, 2003-2015 yılları arasında tam 95 yeni üniversite kurularak Osmanlı’dan Cumhuriyet dönemine kadar kurulan üniversite sayısını ikiye katlamıştır. 2016’dan günümüze kadar ise 35 yeni üniversite eklenmiştir yatırım kervanına. Bu sayıya, 15 Temmuz darbe girişimin ardından Gülhane Askerî Tıp Akademisi ile Harp Akademileri hâricinde kapatılan ve 16’sı vakıf kuruluşu olan toplam 18 üniversite dâhil değildir.

AK Parti iktidarı, 20 yıllık karnesinde 75 olan üniversite sayısına 130 yeni üniversite ekleyerek, kırılması imkânsız bir rekora imza atmış oldu. Bu, gurur tablosunun ön yüzüydü. Şimdi arka yüzüne göz atalım…

Eğitim sisteminin yeni kurbanları

Otuz yaşını aşmış yüz binlerce gencin feryâd u figân ile atama beklediği dönemde onlara katılan/katılacak olan on binlerce gencimiz, fakültelerin ilgili bölümlerini önümüzdeki yıllarda da doldurmaya devam edecek gibi görünüyor.

Hatırlanacağı üzere, geçen ay açıklanan YKS sonuçlarında 1 milyondan fazla adayın barajı geçemediği görülmüş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın müdahalesi ile taban puanlar aşağıya çekilerek bu öğrencilerin yerleştirilmesinin önü açılmıştı.

Görünen bir gerçek var ki, o da barajı geçerek sevinen 1 buçuk milyon öğrencinin yüzde 10’u istediği bir fakülteye, yüzde 30’u ise “Boş kalmaktan iyidir” fehvasınca hedef tahtasının dışındaki fakültelere giriyor. Boşta kalanların ekser kısmı, “seneye kalsın, çok çalışırsam kazanırım” umuduyla, hâleye katılacak olanlarla birlikte yeniden sınav maratonuna dâhil oluyor.

Koronavirüs Salgını ile sağlık alanındaki doktor, hemşire, biyolog, laborant, ATT ve diğer personelden oluşan talep listesinde yer alanlar hâriç, çoğu mezunun ne yazık ki iş garantisi yok.

En çok mezun verdiğimiz fakültelerin başında gelen hukuk, ziraat, mühendislik ve eğitim bilimlerinden mezun olanların şansı ise, diğerlerine oranla oldukça az. İlginçtir, bu fakültelere rağbet de fazla.

Galiba tercih ve istihdam dengesini modüler hâle getirmemizin vakti geldi de geçiyor bile. Öğrenciyi ilkokuldan liseye kadar takip ettikten sonra bilgi ve yeteneklerine göre yönlendirmemiz lâzım. “Hangi alanlarda açığımız yahut hangi alanlarda fazlalığımız var?” sorusuna cevaplar bulmalıyız.

Nedendir bilinmez ama meslek liselerini tercih etmiyoruz. Hepimizin hedefi ve beklentisi aynı: Doktor olsun, hâkim olsun, mimar olsun, mühendis olsun, genel müdür olsun… Olsunlar elbet, ancak hastabakıcı da lâzım, tıp teknisyeni de, mübaşir de, gardiyan da, kalıpçı da, elektrik teknisyeni de, işçi de, vardiya âmiri de… Hele şu yangınları ve selleri yaşayan bir ülke olarak, itfaiye eri de lâzım, ormancı da… Velhasıl, âmirin olduğu yerde memura, ustanın olduğu yerde de çırağa ihtiyaç var!

Altyapı seferberliği

2002 ve 2008 yıllarında alınan başarılardan sonra beklentisi yükselen A Millî Futbol Takımımızın ertelenen 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda yaşadığı hayâl kırıklığına, 11 bin sporcunun katıldığı Tokyo 2020 Yaz Olimpiyat Oyunları’nda okçuluk, boks, jimnastik, tekvando, karate ve güreş branşlarında elde ettiğimiz 13 madalyanın yanı sıra “Filenin Sultanları” olarak hâfızalarda yer edinen A Millî Kadın Voleybol Takımımızın ilk sekizde yer alması, aynı takımımızın Avrupa Voleybol Şampiyonası’nda 7’de 7 yaparak yarı finale yükselmesi… Bu zâviyeden bakınca, konuyu ülkemizin önümüzdeki yıllarda spora daha fazla yatırım yapacağının sinyali olarak algılamamız gerekir.

Örneğin, Türkiye’nin dört büyüklerinin taraftarı Ronaldo’yu, Messi’yi, Mbapbe’yi hayâl ediyor. Eskiden ünlü futbolcuları ileri yaşlarda, jübilelerine yakınken bir tatil cenneti olarak gördükleri ülkemizde görebiliyorduk, şimdi o imkân da kalmadı. Ama kimse hayâl dahi etmesin, çünkü gelmezler, getiremeyiz. Zira bonservis bedelleri tahayyül ettiğimizin de üzerinde. Kabul etmeliyiz ki, o klasmandaki futbolcular nadiren yetişir, bir veya iki takımda oynayabilir ve o takımlar da aşağı yukarı bellidir.

Bize düşen, transfer etmeyi arzuladığımız futbolcuların Türk sürümlerini altyapı takımlarında yetiştirmek, yeni Metin Oktayları ve Lefterleri futbola kazandırmak.

Bunun için yol ve yöntem bellidir: Altyapıya ağırlık vermek ve uzun vadede sonuç almak… Temeli sağlam attığımız her şey, yüzyıllarca ayakta duruyor, tıpkı Selimiye gibi…

“Türkiye Devlet Üniversitesi” ya da “Millet Üniversitesi

Şimdi çokluğuyla iftihar ettiğimiz üniversitelerden; Farabî’den Erzurumlu İbrahim Hakkı’ya, Hoca Ahmed Yesevî’den Mevlâna’ya, Şeyh Edebali’den Akşemseddîn’e, Osman Gazi’den Fâtih Sultan Mehmed Han’a, Hacı Bektaş-ı Velî’den Hacı Bayram-ı Velî’ye, Kaşgarlı Mahmud’dan Yusuf Has Hacib’e, Mimar Sinan’dan İbni Sinâ’ya, Kâtip Çelebi’den Evliya Çelebi’ye, Ömer Hayyam’dan Yûnus Emre’ye, Hazerfan Ahmed Çelebi’den Vecihi Hürkuş’a, Ahmed el-Birûni’den El-Cezerî’ye, Ali Kuşçu’dan Pîrî Reis’e, Köroğlu’ndan Ercişli Emrah’a, Âşık Veysel’den Çobanoğlu’na, Feza Gürsey’den Aziz Sancar’a, Halil İnalcık’tan İlber Oltaylı’ya, Mehmet Âkif Ersoy’dan Necip Fazıl Kısakürek’e, Halide Edip Adıvar’dan Müfide Küley’e, Gazi Yaşargil’den Fuat Sezgin’e,  Ali Fuat Başgil’den Cemil Meriç’e ve Afet İnan’dan Özlem Türeci’ye varıncaya kadar iftihar yelpazesine isimlerini yazdıran Müslüman ve Türk bilim insanları, devlet adamları, hekimler, mutasavvıflar, mütefekkirler ve filozoflar, gök ve dilbilimciler, astronomlar, matematikçiler, mütercimler, şairler, yazarlar, halk ozanları, tarihçiler, coğrafyacılar, gezginler, denizciler, mimarlar, mühendisler, din bilginleri, sosyologlar, hukukçular, siyâsetçiler, eğitimciler ve müzisyenler yetişsin diye gayret gösterelim…

Yeri gelmişken, yukarıda zikretmeye çalıştığımız isimleri yetiştirmek üzere, mevcut üniversitelerimizden birini “Türkiye Devlet Üniversitesi” ya da “Millet Üniversitesi” adı altında yeniden dizayn edebileceğimizi; azimli ve yetenekli gençlerden oluşan, her yıl, 1923 yahut 2023 seçkin öğrencimize “özel” bir eğitim sunabileceğimizi teklif ederek bir kamuoyu oluşturmak istiyorum.

Nasıl ki ata tohumu kıymetliyse, atayurttan anayurda yerleşen bu son toprak parçasında yarının umudu olan bir nesil de aynı oranda geçmişteki kodlardan aldığı güçle değerli hâle gelecektir.

Bu vesile ile üniversite kazanan gençlerimiz ve ailelilerini bir kez daha kutlarken, 6 Eylül’de başlayacak olan yeni eğitim-öğretim döneminin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.