Uluslararası Erdemliler Hareketi başlatılmalı

Onların en büyük düşmanları ne Müslümanlar ne de uydurdukları malûm şeytanî örgütlerdir. Kaliforniya’da çıkan -veya çıkarılan- ve bir türlü söndürülemeyen yangının arkasında da yine aynı failler var. O failler ve o milletlerin esas düşmanları “Uluslararası Siyonizm” ve bunun uzantısı olan İsrail’dir. Bu uluslararası çeteler, tarih boyunca ve bugün İslâm’ı ve Müslümanları hedef göstererek hem iktidarlarının devamını garanti altına alıyor hem de bu ülkelerin maddî ve manevî tüm kaynaklarını Siyonizm’e ve İsrail’e aktarıyorlar.

BİR yazımda şöyle yazmıştım: “ABD ve Avrupa ülkeleri liderleri ilk günden beri savaş gemileri, uçakları, tüm savaş makineleri ve tüm teçhizatlarıyla, İsrail bu zulmü daha iyi, daha çabuk ve daha kolay yapabilsin diye orada. Bütün maddî imkânlarını, bu zulüm olabildiğince kolay gerçekleştirsin diye İsrail’in emrine verdiler. Bunu gizleme ihtiyacı da duymuyorlar. Belki sadece kendi ülke halklarından saklamaya çalışıyorlar, o kadar. Orada olmalarının bir diğer en önemli sebebi de Gazze’ye insanî ve askerî herhangi bir yardımın gitmesini engellemek, yardım gönderenleri tehdit etmek, onlara gözdağı vermek. Yani İsrail’e gönüllü bekçilik yapıyor ve Gazze’yi ablukada tutuyorlar. Tabiri caizse Gazze halkının elini kolunu deli bağlar gibi bağlayıp İsrail’e kurban olarak sunmak için oradalar…” 

 

“Aslında bunda garipsenecek bir durum yok. Onlar için bu çok normal ve onlara göre bir hak. Ne hikmetse sadece biz Müslümanlar garipsiyoruz. Yoksa bunların her birinin tarihleri bu katliama rahmet okutacak binlerce olayla dolu.”

 

“Merkezi İstanbul olan bir konferans zincirinin yapılması gerekliliğinden bahsedeceğim.Evet, İstanbul’da bir konferans düzenlemeli. Dünyanın her yerinden Filistin’deki zulme tepki gösteren, ‘Hayır!’ diyen, yürekli ve vicdanlı insanları toplamalı. Amerika’dan Asya’ya, Rusya’dan Güney Afrika’ya, Avrupa’dan İslâm ülkelerine ve Türk Cumhuriyetlerine kadar insanî ve vicdanî hassasiyet ve değer taşıyan tüm insanları/ toplum temsilcilerini önce İstanbul’da, ardından öncelikle Avrupa’da ve devamında dünyanın pek çok şehrinde konferanslar, seminerler, paneller ve basın-yayın alanındaki çalıştaylarla uygun zaman ve zeminlerde ağırlamak, onlara konuşma/haykırma fırsatı vermek ve bu haykırışları dünyanın her zeminine böylece ulaştırmak mümkün olabilir. Organize bir tepki bu şekilde sağlanabilir.”

 

“Ayrıca boykot niyetiyle dünyanın her yerindeki basın yayın kuruluşlarından izzetleri, şerefleri ve onurları için görevinden ayrılan veya işine son verilen pek çok basın mensubu mevcut. Bu kimseler de mutlaka değerlendirilmeli. Böyle bir organizasyonun yapılabilecek en kısa zamanda yapılması hayırlı bir iş olacaktır.”

 

Yine başka bir yazımda şunları yazmıştım: 

 

“HAMAS, İsrail, Amerika ve başta İngiltere ordusu olmak üzere ‘Haçlı Devletleri’nin ordularına karşı savaşıyor. Bu orduların tamamı, HAMAS’tan aldığı darbelere karşılık veremiyorlar. Yapabilecekleri ve yıllardır en iyi bildikleri şeyi yani katliam yapıyorlar.”

 

“Doğrusu, ortada bir savaş yok. Savaş yok ki müdafaa veya meşru müdafaa hakkı olsun… Savaş, ordular arasında olur. İki ordu veya ordular karşı karşıya gelirse buna savaş denir. Buradaysa katliam yapan veya katliam yapılsın diye ortamı hazırlayan, etrafı kollayan, gözetleyen, katledilenlere hiçbir yerden yardım gelmesin diye bekçilik yapan ordular var. Bu ordular, İsrail katliam yapabilsin ve o bölgeye ekmek ve su dâhil hiçbir şey girmesin ki bölgenin tamamında yaşayan siviller ve hatta tüm canlılar açlıktan ölsün diye ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.” 

 

“Gazze vesilesi ile dünya halkları nezdinde Müslümanlar lehinde oluşan ve belki de dünya tarihinin en müsait bu dönemini hasada çevirecek ne ciddî bir faaliyet, ne de ciddî bir gündem var. Yaşanan katliamlar yönünden yüz yıl kullanılsa da bitmeyecek olay ve belgelerin arşivlendirilmesi yönünde ne ciddî bir arşivleme çalışması, ne de İslâm tarihinde nadir rastlanacak böyle bir ortamı değerlendirip dünya halklarının temsilcileri ile yapılacak seri konferans, seminer ve toplantılar yapılıyor. Bir fikir veya eylem göremiyoruz. Böyle bir ortam bugüne kadar ne yazık ki heba edildi, heba edilmeye devam ediliyor. Elinde imkân ve fırsat olanlar bakalım bunun hesabını tarihe nasıl verecekler?”

***

 

Her akşam Gazze’de yaşananları televizyon ekranlarında yorumlamak, bu iş için yapılabilecek en kolay iş. Yarın başka bir gündem gelir, ona geçersiniz ve o yeni gündemi yorumlamaya başlarsınız, olur biter…

 

Gazze katliamı, sesli, görüntülü ve yazılı olarak İletişim Başkanlığı, TRT ve tüm medya kuruluşlarımızca, olayların tanıkları hayattayken ve yaşananlar tüm canlılığı ile ortadayken arşivlenmelidir. Her medya kuruluşu, sadece haber geçmek için değil, uzun yıllar belgeseller, dokümanlar, filmler, diziler, ansiklopediler, kitaplar hazırlamak için şu an bulunabilecek her materyali, her olayı ve her anıyı soğumadan arşivlemeli. 

 

Olaylar durulduğunda yapacak fazla bir şey kalmaz. Ben bunu özellikle TRT ve İslâmî hassasiyeti olan basın ve yayın kuruluşları ve İletişim Başkanlığı’ndan bekliyordum. Ne yazık ki olması gerektiği kadar bu konu üzerine eğilmiyorlar. 

 

Neredeyse Avrupa ülkelerinin duyarlı insanları bir araya gelip Gazze gündemi ve İsrail zulmü ile ilgili daha kalıcı faaliyetler başlatacaklar, ancak ne hikmetse bizde tatmin edici bir hareket yok. 

 

Gazze ve zulüm gören tüm Müslüman coğrafyalarla ilgili ne İslâm ülkelerinin yöneticileri ne de -birkaç istisna hariç- diğer dünya ülkelerinin yöneticileri kıpırdamıyor. Anladığımız kadarı ile sanki esir edilmişler. Ne doğruları söyleyebiliyorlar, ne de doğrunun yanında durabiliyorlar. 

 

Öncelikle Avrupa ülkeleri ve ABD yönetim kadroları öz be öz Siyonistler gibi veya bir şekilde isteyerek veya zorlanarak İsrail zulmünün yanında duruyor ve durmaya devam ediyorlar. Anlaşılan uzun bir süre daha bu böyle devam edecek.

 

Ancak takip ettiğimiz kadarıyla Batıların bazıları İslâm’a koşuyor veya hiç beklemediğimiz bir şekilde özellikle üniversitelerden başlayarak Gazze zulmünü protesto etmek için sürekli ve düzenli eylemlerine devam ediyorlar. Bu insanların vicdanları doğrulara, İslâm’a ve Müslümanlara Allah’ın izni ve inayeti ile yönelmeye başladı ve bu yöneliş devam ediyor. 

 

Bu vesileyle yukarıda bahsetmeye çalıştığım doğusundan batısına dünyanın duyarlı vatandaşları ile birlikte organize bir şekilde yapılacak seri konferanslar ve paneller veya gerçekleştirilebilecek diğer organizasyonlar öyle bir fırsatın da doğmasına sebep olacaktır. 

 

Evet, birilerine sürekli düşmanlar lazım, bunu anlıyoruz. Ancak bu ülkelerin halklarının şunu anlamalarını kolaylaştırmamız lazım: Onların en büyük düşmanları ne Müslümanlar ne de uydurdukları malûm şeytanî örgütlerdir. Güncel bir örnek vermek gerekirse Kaliforniya’da çıkan -veya çıkarılan- ve bir türlü söndürülemeyen yangının arkasında da yine aynı failler var. O failler ve o milletlerin esas düşmanları “Uluslararası Siyonizm” ve bunun uzantısı olan İsrail’dir. 

 

Bu uluslararası çeteler, tarih boyunca ve bugün İslâm’ı ve Müslümanları hedef göstererek hem iktidarlarının devamını garanti altına alıyor hem de bu ülkelerin maddî ve manevî tüm kaynaklarını Siyonizm’e ve İsrail’e aktarıyorlar.

 

Bu durumu tüm dünya ülkelerinin vatandaşlarına ulaştırmak için tarihte görüp görebileceğimiz en müsait zaman ve zemindeyiz. Anlamalılar ki düşman uzakta değil, kendi içlerinde ve kendi başlarında. Sadece Gazzellilere ve diğer Müslümanlara değil en büyük zulmü kendi halklarına da yapıyorlar. Kendi halklarının kaynaklarını da düzenli bir şekilde sömürüp bu çetelere aktarıyorlar.

Başlarındaki bu çetelerden kurtulabilirlerse daha müreffeh, daha huzurlu bir hayat yaşayacaklarını görürler. 

 

Acilen ama sabırla, bilgiyle ve emekle ilmek ilme dokunacak uluslararası bir “Erdemliler Hareketi”ne ihtiyaç var. Bu da önce düşünce, sonra organizasyon ve daha sonra başarı İnşaAllah… Sadece biraz daha gayret…