Türkleri unutmayan Viyana

Avusturya, 83.871 kilometrekarelik alanı ile Avrupa’nın küçük ülkelerinden birisidir. Avusturyalılar, Alman’dır. Çoğunluğu Katolik’tir. Protestanlık, Avusturya’nın batı komşusu Almanya’da başlamış olmasına rağmen halkın yüzde 3,8 kadarı Protestan, 4,9 kadarı ise Ortodoks’tur. Muhtemelen Avrupa ülkeleri arasında en çok Müslüman nüfuslu yer Avusturya’dır ve nüfusun yüzde 8’i Müslümandır. Müslüman nüfusun önemli bir kesimi de Türklerdir. Viyana’da hemen her semtte Türklere ait lokantalar, marketler, kafeteryalar bunun işareti olmalıdır.

BUDAPEŞTE’den Viyana’ya uzanan yolculukta (14 Nisan 2025) sisli ve bulutlu bir gün yaşadık. Bu iki şehir arasında hiçbir kimlik, pasaport kontrolü yapılmadı. Zaten AB üyesi olan ülkeler arasındaki yolculuk, bir ülkede iki şehir arasındaki yolculuk gibidir. Başka bir ülkeye geçildiği, ancak dillerinin ve bayraklarının değişmesinden dolayı fark etmek mümkün olmaktadır. Tren yolculuğu 2,5 saat sürdü ve saat 15:00’te Viyana İstasyonu’na ulaştık. Trenin ahım şahım bir özelliği olmadığı gibi hızlı tren de değildi. Sıradan bir yolcu treniydi. Yol boyunca tepelik alanlar olsa bile çoğunlukla düz, yeşil bir araziydi. Türkiye’de rüzgâr güllerinin tepelere dikilmesine karşılık, burada yol boyunca düz alanlara dikilmesinden dolayı, tarlalara rüzgâr gülleri ekilmiş gibiydi. Binlerce rüzgâr gülünden oluşan bir orman manzarası vardı.

Kişi başına yıllık 57,5 bin avronun düştüğü Avusturya, bu hâliyle bir refah ülkesidir

Viyana’da yağmurlu bir hava bizi karşıladı. Viyana İstasyonu benzerlerinin aksine altında alışveriş merkezlerinin olduğu katlara sahiptir. Dünyada bilinen hemen her markanın mağazaları, bu merkezlerde de var. Tanınmamış mağazalar ve marketler de sıralanmışlar. Avusturya’da demiryolu çok gelişmiş, yolcu taşımacılığının önemli bir bölümü demiryolu ile yapılmaktadır. Bu yüzden Avusturya’nın hemen her tarafına Viyana’dan uzanan bir demiryolu ağı kurulmuş.

Avusturya Cumhuriyeti, dokuz eyaletten oluşmaktadır. Tarihi çok eski zamanlara uzanan Viyana, Avusturya’nın başkentidir. Avusturya’nın nüfusu 9,2 milyon iken Viyana’nın nüfusu 1,9 milyondur. Ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 20 kadarı Viyana’dadır. Kişi başına yıllık 57,5 bin avronun düştüğü Avusturya, bu hâliyle bir refah ülkesidir. Ancak Budapeşte’ye göre oldukça pahalı bir yerdir.

Avrupa’da hangi şehre gidilse, Türkiye’deki şehirlerin perişanlığını hatırlayıp üzülmemek mümkün değildir. Viyana’da tarihî binalar, semtler olduğu gibi korunmuş; parklar, yeşil alanlar önemli bir yekûn tutmaktadır. Caddeleri, sokakları, parkları son derece temiz ve bakımlıdır. Viyana’da hiçbir yerde müzik, korna ve egzoz borularından yayılan patırtıların sesi yoktur. Müzik dinlemek isteyenler, kulaklarına iliştirdikleri kulaklıkları ile bu isteklerini karşılamaktadırlar. Parklarında, piknik yerlerinde müzik sesi olmadığı gibi yerleri kirleten hiçbir atık yoktur. 

Oysa Türkiye’deki parklar birer çöp alanı görüntüsünde olduğu gibi, pişirilen ızgaraların yaydığı koku ve dumandan buralarda eser yoktur. Viyana gibi yerlerde parklara, pikniğe gidenler, temiz hava ve sessizlik içinde dinlenirken Türkiye’de duman zehirlenmesine uğramaları, müzik seslerinden oluşan şamatayla perişan hâlde gittiğine, gideceğine pişman olmaktadırlar. Üstelik Türkiye’de yaz ayları boyunca yapılan sokak düğünleri ile insanlar büyük eziyetlere maruz kalmaktadırlar. Türkiye’den buralara gelen mülki amirler, belediye başkanları işin bu kısmına belli ki hiç değer verip gözlemlememişlerdir.

Muhtemelen Avrupa ülkeleri arasında en çok Müslüman nüfuslu yer Avusturya’dır

Avusturya, 83.871 kilometrekarelik alanı ile Avrupa’nın küçük ülkelerinden birisidir. Avusturyalılar, Alman’dır. Çoğunluğu Katolik’tir. Protestanlık, Avusturya’nın batı komşusu Almanya’da başlamış olmasına rağmen halkın yüzde 3,8 kadarı Protestan, 4,9 kadarı ise Ortodoks’tur. Muhtemelen Avrupa ülkeleri arasında en çok Müslüman nüfuslu yer Avusturya’dır ve nüfusun yüzde 8’i Müslümandır. Müslüman nüfusun önemli bir kesimi de Türklerdir. Viyana’da hemen her semtte Türklere ait lokantalar, marketler, kafeteryalar bunun işareti olmalıdır. Viyana’da yerleşik, oturma izni olan ya da vatandaşlığı olan Müslümanlardan sonra en kalabalık Müslüman nüfus Afganlı, Suriyeli mültecilerdir. Şehrin her tarafında rastlamak mümkündür.

Viyana’da Merkez, Yunus Emre, Kuba, Mescidi Aksa gibi adları taşıyan camiler vardır. Camiler az çok şehrin içindedir ancak şehrin en uzağına, Tuna nehri kıyısına Merkez Camisi yapılmıştır. Bu kadar uzak mesafedeki camiye neden merkez adının verildiğini anlamak zordur. Caminin cemaatinde Türkler çok görünmektedir (benim olduğum salat vakitleri için de olabilir) ancak camiyi Suud Hükümeti yaptırmıştır. Giriş tabelasına açıkça yazmışlar. Zaten cami duvarlarına, Allah adından başka Resul, Sahabe adlarının yazılmamış olması da Suud hükûmetinin (belki Vehhabi anlayışının demeli) tercihini göstermektedir.

Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki ilerlemesine, dönemin bütün Avrupa krallıkları bazen tek başlarına, bazen toplu hâlde haçlı İttifakı kurarak engel olmaya çalışmışlardır. Osmanlının ilerlemesini önce Sırplar, Macarlar ve en son Avusturyalılar durdurmak istemişlerdir. Osmanlılar, Sırp ve Macar engelini aşarak ilerlemişken Avusturya engelini aşamamışlardır.

Kanuni, Eylül 1529’da Macaristan seferinden dönerken Viyana’yı kuşatmış, önceden Viyana Kuşatması’nı planlamadığı için, hazırlıksız olması ve kış mevsiminin yaklaşmasından dolayı kuşatmayı kaldırmak zorunda kalmıştır. Bu sonuç, Avusturyalılar için bir övünme kaynağı olmuştur. İkinci kuşatmayı ise 14 Temmuz 1683’te Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa yapmıştır. Viyana’nın Çamlıcası sayılan Kahlenberg dağı eteğinde, 12 Eylül 1683’te Osmanlı-Avusturya Savaşı sürerken, Polonya (Lehistan)-Litvanya Kralı III. Jan Sobieski komutasındaki birliklerin (Kırım Hanı Murat Giray’ın ihanetinden dolayı) Tuna nehrini geçerek Avusturya kuvvetlerine katılması ile Osmanlılar, ihanete dayalı olarak tarihlerinin en büyük yenilgilerinden birisini yaşamış, Osmanlılara karşı 16 yıl süren bir Haçlı-Kutsal İttifak Savaşları başlamıştır. Kahlenberg’e eskiden Sauberg (Domuz dağı), Tuna’yı gören komşu tepeye ise Leopoldsberg denilmiştir. 

Viyana Kuşatması hakkında, her ne kadar doğruluğu teyide muhtaç olsa bile malumat veren kaynaklardan birisi de Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sidir. Kuşatma esnasında tercümanlık amacıyla gidip gelen Lehistan Yahudisi Kolschitzky, herkesin deve yemi zannettiği çuval içindeki çekirdeklerin kahve çekirdeği olduğunu tanıyıp satın almış, süt ve şeker ekleyerek Melange adını verdiği dünyaca tanınan Viyana kahvesini geliştirmiş ve şehirdeki ilk kahvehaneyi açmıştır. 

Almanların kipferi (hilal) diye bildikleri kruvasan, Viyana kuşatmasından sonra pastacıların Türklerden öğrendikleri milföy hamuruyla hilal şeklinde yaptıkları çöreğin Viyana kahvesiyle birlikte yenilmesi gelenek olmuştur. Zamanla Fransa’ya götürülen bu çörek, kruvasan (mukaddes haç) adıyla tanınıp dünyaya yayılmıştır. 

Türkler tarafından kuşatılan şehirlerde, Türk tehdidini haber vermek için “Türk Çanı” çalınır, dualar okunurdu

Avusturya’nın en parlak dönemi, Osmanlıların duraklama dönemine tekabül etmiştir. İkinci Viyana Seferi de (1683) bu duraklama döneminde yapılmıştır. Viyana’yı fethetmek, Osmanlılar için uzun yüzyıllar bir “Kızılelma” olmuştur. Ancak Viyana bozgunu, Osmanlılar için Viyana’yı Kızılelma olmaktan çıkarmıştır.

Viyana’da bazı evlerin girişinde kapı üstünde çatık kaşlı, pala bıyıklı sakallı Türk başı heykeli bir aksesuar olarak asılmaktadır. Belki bu tür heykeller ile Viyanalılar, Türkleri yenmiş olmakla teselli bulurken aynı zamanda Türkleri unutamadıklarını da göstermektedirler.

Viyana kuşatması, Türkler için oldukça hüzünlü bitmiştir. Türkiye’nin girişimleri sonunda Viyana’da tesis edilen Türk Tabyası Parkı’nda, namsız, nişansız bir şekilde piposunu içer vaziyetteki heykel, muhtemelen bir Osmanlı komutanının temsilidir. Türkçe bir tanıtım levhası bile yoktur. Buna karşılık heykelin yakınında 1991’de yapılan Yunusu Emre Çeşmesi’nde ise çeşmenin kenarları Yunus Emre’nin şiirleri ile bezenmiştir. Oysa madem Avusturya hükûmetinin rızası ile bu park inşâ edilmiştir, Türklerin, Osmanlıların tarihi hakkında açıklayıcı fotoğrafların, yazıların orada bulundurulması daha makuldür. Viyana’daki Türk Büyükelçiliği bunun yerine daha önemli hangi işlerle meşgul olabilir?!

XII. yüzyıldan kalan Viyana’daki ünlü Aziz Stephan Katedrali’nde, Viyana’nın kuşatılması günlerinde “Türklerden Kurtuluş Ayinleri” yapılmıştır. Günümüzde bu katedral şehrin en çok ziyaret edilen yerlerinden birisidir. İhtişamlı bir mimarisi vardır. Deve büyüklüğünde kocaman iki atın çektiği arabalar, katedralin önünde bekleyip, meraklı turistleri para karşılığında gezdirmektedirler. Viyana trafiği için atlı arabalar her ne kadar sorun olsa da muhtemelen tarihî katedralin çevresi için varlıkları sürdürülmektedir. 

Türklerden kalan 200 kadar top ve diğer metal eşyalar eritilerek yapılan büyük çan, Stephan Katedrali’ne asılmıştır. Türkler tarafından kuşatılan şehirlerde, Türk tehdidini haber vermek için “Türk Çanı” çalınır, dualar okunurdu. Stephan Katedrali’nin kuzey duvarında Capistrankanzel adlı heykelde Türklerin gazabı hakkında bilgi veren Johannes von Capistranol’un ayakları altında ezilen bir yeniçeri resmedilmiştir. 

Stephan gibi katedralleri görenler, ister istemez Türkiye’deki Selatin (Sultanlar) camilerinin daha sade, daha mütevazı olduğu fikrine kapılırlar. Selatin camilerinde duvarlarda ve kolonlarda güzel yazılar (hatlar) olmasına karşılık katedrallerde yazı yerine Hz. İsa, Meryem ve havarilerin temsili resimleri yer almaktadır. Stephan Katedrali’nde, Viyana kuşatmasının 200. yıl dönümünde yaptırılan mermer bir anıtta, kuşatmada Türkleri yendiğini kabul ettikleri kahramanların adlarını yazmışlardır.

Prensin böyle bir heykelinin Viyana’da olması, Türkiye-Avusturya ilişkileri bakımından bir ayıptır

Viyana’da “Kahramanlar Meydanı” diye bir meydan tesis edilerek, Avusturya tarihinde önemli saydıkları pek çok kişinin heykelini dikip, o kişiler ve yaptıkları hakkında tabelalar asmışlardır. Avusturya meydanları bir kişinin heykellerine tahsis edilmek yerine önemli saydıkları yüzlerce kişinin heykelleri ile doldurulmuş durumdadır. Kahramanlar meydanında heykeli olanlardan birisi de Prens Eugene’dir. Prens heykelinde çok sayıda hilal atın ayakları altında ezilmektedir. Elbette o ezildiği gösterilen hilaller, Osmanlı/ Türk ordusunun taşıdığı bayraklar/ hilallerdir. Prens Eugene, İkinci Viyana Kuşatması’ndan sonra 16 yıl süren savaşlara da katılmıştır. Ne yazık ki Prens, 1736’da Avusturya’nın Osmanlılara yenildiğini göremeden ölmüştür. Prensin böyle bir heykelinin Viyana’da olması, Türkiye-Avusturya ilişkileri bakımından bir ayıptır. Viyana’daki Türk Büyükelçiliği için de utanç vericidir.

Türkiye-Avusturya ilişkileri, savaşlardan ibaret değildir. Viyana, Osmanlıların ilk defa elçi gönderdiği başkentlerden birisidir. III. Selim döneminde 229 yıl önce (1796) Ebubekir Ratip Efendi, elçi olarak Viyana’ya gönderilmiştir. Tosyalı olan Elçi Ebubekir Ratip Efendi’ye göre “Viyana, Avrupa’nın merkezidir”. Bugün Viyana’ya gelseydi, muhtemelen yine Viyana’yı beğenirdi, ancak bu sözünü geri alması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü Viyana, günümüzde hiçbir bakımdan Avrupa’nın merkezi değildir. Belki taşrası demek daha gerçekçidir. Osmanlı Padişahı Abdülaziz, 1867’de Viyana’yı ziyaret eden ilk ve son padişahtır. 

Viyana’da 1856’da kurulan Arsenal Askeri Tarih Müzesi, Türkiye dışında en çok Türk eserinin sergilendiği bir müzedir

Nisan ortasında Viyana’da baharın bütün işaretleri tamamlanmıştır. Bir şehirde aranacak her şey Viyana’da vardır. Viyana, mimarî açıdan zengin bir tarihe sahiptir. Viyana’daki parlamento, üniversite ve belediye binası bile tek başlarına Viyana’nın tarihteki önemli yerini gösteren şaheser örnekleridir. Viyana mimarî eserlerinin göz kamaştırıcılığı kadar, müzelerinin çokluğu ile ünlüdür. Şehir merkezinde dolaşırken, hemen her konuyla ilgili bir müze binasına rastlarsınız. Yine de Kahramanlar Meydanı’nın batı kesimindeki alan üç büyük müzenin toplandığı önemli bir yerdir.

Viyana’da 1856’da kurulan Arsenal Askeri Tarih Müzesi, Türkiye dışında en çok Türk eserinin sergilendiği bir müzedir. Müzede sancaklar, tuğlar, çeşitli silahlar ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’ya ait olduğu tahmin edilen otağ bulunmaktadır. 

Bu eserlerin kaynağı İkinci Viyana Kuşatması bozgunundan sonra ele geçirilen Osmanlı askerî malzemeleridir. Daha sonraki dönemlerde savaşlarda elde edilen eserler ve kaçakçılık yoluyla temin edilen eserler bu müzede teşhir edilmektedir.

Viyana’da önemli müzelerden birisi de Belvedere Sarayı’dır. Çünkü Osmanlılara karşı savaşan Prens Eugene elde ettiği büyük servetle oldukça geniş bir alan içinde bu sarayı yaptırmıştır. Saray günümüzde ziyaretçilere açık bir müzedir.

Viyana’da turistlerin hediyelik eşyalar aracılığı ile en çok görüp tanıdığı kişi, müzisyen Mozart’tır (Ö. 1791). Hediyelik eşyaların çoğunda Mozart’ın adı, fotoğrafı, bazı eserlerinin adları bulunmaktadır. Mozart, adeta Viyana’nın dışa açılan yüzüdür, yaptığı iş nedeniyle belki dışa açılan sesi gibidir. Türkiye’de her nasılsa böyle bir gelenek oluşmamıştır. Samsun’un Ali Fuat Başgil ile Orhan Gencebay, Sivas’ın Pir Sultan Abdal, Erzurum’un şair Nefi ile Hüseyin Avni Ulaş, Kırşehir’den Neşet Aktaş ile Rıza Silsüpür Bey gibi isimler şehirlerin kimliklerinin korunmasında, tanıtılmasında, genç kuşaklara örnek olmalarında faydalı olabilirler. Türkiye’de hediyelik eşyalar daha çok Nasreddin Hoca gibi bazı isimlerle sınırlıdır.

Günümüz şartlarında Türkler için Viyana gibi yerlerin “Kızılelma” özelliği kalmamıştır. Ancak bu tür yerlerde varsa Türk eserlerinin korunmasıyla, yoksa sanat, müzik gibi bazı faaliyetlerle tanıtılması, temsil edilmesi kaçınılmazdır. Bu temsilcilik işini yapacak görevlilerin Prens Eugene heykeli örneğinde olduğu gibi Türkleri aşağılayan, inciten kışkırtıcı görüntülerin diplomasi yoluyla engellenmesi, barış içinde iyi ilişkilerin devamı için kaçınılmazdır.