“Türkiye’yi suçla!”

Türkiye’nin son yıllarda “Savunma sanayiinde çok ilerledik” şeklinde kullandığı sözün adeta her alanda iyi bir pozisyon elde edilmiş gibi her başlık altında kullanılması yanlıştır. Ya bu yanlış görülmeli ya da aynı ifadenin her yerde kullanıldığı bir zeminde bu kopyala-yapıştır tercihinin kimlerce yapıldığı sorgulanmalıdır. Değilse, ileride görünen hamle araçlarımızın karşı tarafın beklediği hata anında geriye koşup savunma yapacak imkânı olmaz.

KÜRESEL yürütme birimi hedefine tek başına Türkiye’yi aldığından beri global anlamda her işlem için kullandıkları parola, “Türkiye’yi suçla!”.

Büyümesini ve liderliğini kaldıramadıkları ve hazmedemedikleri Türkiye hakkında uluslararası bir hukuk süreci başlatmak için en dipten en zirveye bütün aşamalarda, adeta atari oyununda bütün tuşlara basarak seviye geçmeye çalışan oyuncu gibi yükleniyorlar.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kimyasal silah kullandığı iftirasıyla uluslararası çapta başlatılan saldırı kampanyası, ardından Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bizzat cari açığını kapatmak üzere uyuşturucu ticareti yaptığı iftirasıyla hiçbir ülkenin görmediği ve göremeyeceği bir düzeye erişti. Bu ülkeyi 15 Temmuz gecesi ele geçiremeyip bir de takım elbiselerini giyinmiş vaziyette televizyon karşısında kahve yudumlayarak olanları izleyenlerin son 6 yılda bu ülke insanının nelerle boğuştuğunu unutması ilginç değil mi?

Peki, ya Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti’nin birileri tarafından Sayın Erdoğan’ın mücadelesine engel olmak istenircesine küresel çetenin ayak oyunlarına figüran yapılmasına ne demeli? Küresel iklim, karbon ayak izi, küresel toplum ve sürdürülebilir çevre mizansenlerinde Türkiye hakkında aynı iftira kampanyalarını yürütmek adına nasıl canhıraş çalıştıklarına şahit oluyoruz.

Bu yıl Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nde, küresel iklim sorununa en çok katkıda bulunan ülkeler hakkında çeşitli tazminat cezalarıyla yaptırımlar uygulanmasına dair teklifler sunuldu. Bu tekliflerin karara bağlanarak uygulanması için birileri oldukça heyecanlı. Zira hiç olmayacak yerden çıkarak içinde bulundukları buhrandan kurtaracağına inandıkları paralar bu şekilde yeniden akmaya başlayacak.

Hatırlayınız, bundan iki sene evvel İsveçli sözde aktivist, özde drama yıldızı bir ergen kızı, Z kuşağı sınıflandırması altında gelecekten bugüne hesap sorar bir nutukla parlatmışlar, o kıza bir de ABD, Çin, Hindistan, İngiltere, Almanya ve Fransa yerine Türkiye, Brezilya ve Rusya’yı andırarak küresel iklim sorununu bu üç ülkenin çıkardığını söyletmişlerdi. Yani akıllarında, bugün dünyanın gelecek, enerji ve gıda adına mahkûm olduğu üç özel ülkeyi cezaya bağlayarak insanlığın gözünde mahkûm ettirmek var. Hem de ABD, Çin ve Hindistan’ın başını çektiği karbon emisyonu sıralamasına rağmen…

İklim felâketi, uyuşturucu ticareti ve kimyasal silah kullanımı… Bu üç insanlık suçunun ithamıyla aynı anda muhatap olmak, yalanın ve iftiranın aynı merkezden aynı çaresizlik döneminde başka hamlesinin kalmadığının görülmesi adına yeterlidir.

Evet, küresel çetenin dünyanın geleceğine dair plânı kalmamıştır. Ümitleri de solmuştur. Bundan sonraki her hamlesi, Türkiye başta olmak üzere yeni dünya düzenini yerleştirecek başrol oyuncularının eksiklerini aramak ve hatalarından pozisyon çıkarmak olacaktır.

Peki, Türkiye bu tür hatalara düşeceğine dair işaretler vermekte midir?

Örneğin küresel iklim konusuna dair Türkiye’nin defansif önlemleri vardır. Fakat küresel iklim konusunda açılan başlıkların politika anlamında işletilmesi için Türkiye Yüzyılı vizyonu hangi ana kanalda yürütülecektir? Yani konu sadece savunma tedbiri almak değil, orta alanda strateji kurmak, hamle araçlarını sürekli elinde tutmak ve atak yapıcı taktiklerle ilerlemektir.

Türkiye’nin son yıllarda “Savunma sanayiinde çok ilerledik” şeklinde kullandığı sözün adeta her alanda iyi bir pozisyon elde edilmiş gibi her başlık altında kullanılması yanlıştır. Ya bu yanlış görülmeli ya da aynı ifadenin her yerde kullanıldığı bir zeminde bu kopyala-yapıştır tercihinin kimlerce yapıldığı sorgulanmalıdır. Değilse, ileride görünen hamle araçlarımızın karşı tarafın beklediği hata anında geriye koşup savunma yapacak imkânı olmaz.

Tüm bu vatan, millet ve devlet derdiyle, Aralık ayında, Türkiye’nin yüzüncü yaşına basacağı 2023 yılına gireceğimiz 2022’nin son günlerinde sizleri düşündürmek istiyoruz. Vesselâm…