GÖREVE geldiğinden bu yana her ay bir savaş bitirdiğini söyleyip “Nobel Barış Ödülü”nü alması gerektiğini düşünen ve bunu her fırsatta dile getiren ABD Başkanı Tramp, bu ay durdurduğu bir savaş olmayışının üzüntüsünü derinden yaşıyor olsa gerek.
Sona erdirdiği savaşları kendinden başka bilen yok ama olsun.
Dünyanın neresinde bir karışıklık varsa, nerede bir darbe hazırlığı veya tamamlanmış bir darbe varsa, orada mutlaka ABD’nin parmağından söz edilir.
Parmak dedik ama bazılarında el, bazılarında koldan bahsetmek gerekir ve hiç de abartı sayılmaz.
En kolay bitireceğini düşündüğü savaş, Rusya-Ukrayna Savaşı’ydı.
Putin ile olan yakınlığı dolayısıyla -esasen yakınlıktan ziyade Putin’e duyduğu hayranlık diyebiliriz- bir telefon görüşmesiyle oradaki çatışmalar şak diye kesilecekti. Tramp böyle sanıyordu.
Putin’in kendisini kırmayacağına kafası iyice yatmıştı. “Seni mi üzeceğim? Aşk olsun! Seni kıracağıma dişimi kırarım daha iyi. Savaşı hemen durduruyorum. Başka bir arzun varsa bildir, derhâl yerine getirelim…” diyeceğine kendini iyice inandırmıştı.
Fakat öyle olmadı. Durdurmak bir yana, savaşı yavaşlatmadı bile. Çatışmalar bütün hızıyla devam etti.
Putin telefon görüşmesine bile kolay kolay yanaşmadı. Tramp’ın “Putin ile görüşüyoruz, görüşeceğiz, her an görüşebiliriz. Aramızdaki mesafe bir telefon uzaklığında… Bir alo dememe bakar…” şeklindeki açıklamalarına bıyık altından gülüyordu. Bıyığı yok ama bıyık altından gülmeyi başarabilen biri o. Cevap mahiyetinde bir açıklama yapmayı bile gerekli görmüyordu.
Tabii bu arada Ukrayna’ya gece gündüz bombalar yağmaya devam ediyordu.
Putin bu! Kaçın kurası? Kafasında kırk tilki dolaşır da hiçbirinin kuyruğu birbirine değmez. Aynı zamanda kırk tane de ayı birbiriyle dalaşır ve hiçbirinin pençesi birbirine temas etmez.
Tramp bunlardan ne kadar haberdardır, bilinmez.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’yi Beyaz Saray’da azarlaması, terslemesi, kovmaktan beter etmesi, unutulacak cinsten değildir.
“Her şeye rağmen o savaşı bitirmenin bir yolu olmalı” düşüncesinden vazgeçmeyen Tramp, bir plan hazırladı.
Öyle bir plan ki tek cümleyle özetlemeye niyetlensek “Ver kurtul” demek yeterli.
Putin o planı görünce, yanındakilere “Ben hazırlasam bundan iyi olmazdı” demediyse siyaset yorumcuları bir şey bilmiyor demektir.
Tablonun özeti ise şöyle: Batı ülkeleri Ukrayna’yı Rusya’ya yem etti.
NATO’ya girmek, ham hayale dönüştü. Topraklar gitti. Ölenler öldü, kalanların bir kısmı ülkeyi terk etti.
Ukrayna yönetiminin ve halkının, alelusul hazırlanan o plana itirazı üzerine şimdi üzerinde çalışılması gerektiği ortaya çıktı.
İstedikleri kadar çalışsınlar, giden topraklar geri gelmeyecek. Ölenler zaten gelmez. (Misal, dedem…) Başka ülkelere gidenleri döndürebilirlerse ne âlâ.
Rusya, görüşmelerde Türkiye’nin önemli bir rolü olduğunu, bundan sonraki müzakerelerde de yer alması gerektiğini bir kez daha dile getirdi.
Tramp istediği kadar rol çalmaya, başrolde olmaya çabalasın, Türkiye’siz barış görüşmesi yapılamaz. Yapılsa da olumlu bir sonuç alınamaz. Masanın kurulacağı yer İstanbul olur, Ankara olur, fark etmez.
Reis isterse masayı Van gölünün kenarına da kurabilir. “Gelin, paçaları sıvayın, ayaklarınızı suya daldırın ve şartlarınızı masaya koyun” dese kim reddedebilir?
Önemli olan, İstanbul Boğazı veya Ankara manzarasında müzakere etmek değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yol göstermesiyle, tarafların kucağındaki taşları dökmesi ve savaşı bitirecek şartların ortaya konulmasıdır.
Tramp da görüşmeye gelirse gelir. Paçaları sıvarsa sıvar. Ayaklarını suya daldırır ve biraz da kollarını sallayarak dans ederse kimse itiraz etmez. Ardından, talip olduğu ödülü tekrar hatırlatırsa, hatta ödülü alırsa da alsın. Biz ödül peşinde değiliz. Her ne kadar daha fazla lâyık olsak da…



