Türkiye’nin yolsuzluk sınavı, ne yapılmalı?

Eğer bu mesele sadece CHP ya da başka bir partinin meselesi gibi görülürse, hiçbir yere varamayız. Yarın iktidar değişirse, bu kez başka partilerin belediyeleri hedef olur. Bu kısır döngüden çıkmanın tek yolu, tüm partilerin uzlaşacağı yeni şeffaf, denetime açık ve kontrol altında bir belediyecilik sisteminde.

SON aylarda ülkenin gündemindeki en önemli konu, belediyelere yapılan yolsuzluk operasyonları. Adana’dan Antalya’ya, İstanbul’dan Adıyaman’a kadar birçok belediye başkanı, yardımcısı, yetkilisi gözaltına alındı, ev hapsi kararları verildi.  

Son dokuz ay içinde 500 kişiyi aşan CHP’li yetkili hakkında gözaltı, ev hapsi ya da tutuklama işlemleri gerçekleştirildi.  

Operasyonlar yeni gözaltı kararları ve tutuklama haberleriyle hız kesmeden devam ediyor.

Ortaya atılan iddialar oldukça ciddi nitelikte. Tanık beyanları, belgeler, rüşvet pazarlığına ilişkin görüntüler, ifşalar, itiraflar ve bitmek bilmeyen ihbarlar, büyük çaplı yolsuzlukların yapıldığı yönündeki iddiaları güçlendiriyor. Elbette davalar sürmekte ve süreç tamamlandığında gerçekler daha net ortaya çıkacak.

Ancak belediye başkanlarının ve özellikle üst düzey yetkililerinin malvarlıklarını incelediğinizde o maaşlarla milyonluk ve hatta milyarlık hesap hareketlerinin nasıl olduğu, aynı şekilde milyonluk ve hatta milyarlık gayrimenkullerin “sonradan” nasıl elde edildiği düşünüldüğünde matematik bilimi bize bazı acı gerçekleri söylemiyor mu?

Kamuoyunun bu operasyonlara bakış açısı ise çok farklı.

CHP ve CHP’li muhalif kesim ilk günden beri bu operasyonların siyâsî olduğunu ve faillerin tamamen suçsuz olduklarını iddia ediyorlar. Onlar da işin bir ucunda oldukları için kabul edecek değiller elbet ancak, ortaya çıkan belgelere, itiraflara ve görüntülere rağmen “hâlâ bunlara inanan”, en azından “hâlâ acaba mı demeyen?”, “bu değirmenin suyu nereden geliyor?” diye sormayan, “olanı biteni düşünmeyen” muhalif kesimin ibretlik fanatik durumu hakikaten düşündürücü. 

İşin enteresanı bu süreci başlatanların, yani fitili ateşleyenlerin yine kendi partilerinden birileri olması. Pastayı paylaşamama kavgasının sonucunda kendi ihbarları ve itirafları ile bu operasyonlar başladı. Ama sorsanız, onlara göre olay sadece siyâsî... 

Normal bir ülke olsa bu iddiaların yüzde biri ile bu adamların bırakın miting yapmaları, sokağa çıkmaları mümkün değildi. Ancak Türkiye’de siyaset maalesef bir kesim tarafından anormal bir yüzsüzlükle üstelik balçıklaştırdıkları bir zemin üzerinde yapılmaya devam ediyor.

Belediyeler adeta “ranthane” olmuş!

Operasyonlar gösteriyor ki belediyeler mevcut yapıları, işleyişleri ve sistemleri ile yolsuzluklara çok açık ve müsait. Belli ki, belediyeler yeterli denetim ve kontrol mekanizmalarına sahip değil. 

Operasyonların CHP’li belediyelere yapılması, yolsuzlukların sadece bu partide yapıldığını göstermiyor. İktidar partisi de dahil olmak üzere her belediyede bu tür yolsuzluklar yaşanabilir. Olayı sadece yolsuzluk olarak da sınırlamamak lazım. Haksız işten çıkarmalar, eş-dost-akraba kayırmaları, torpil ve rüşvetle yürütülen işler, adaletsizlikler ve parti ya da şahıs ayrımcılığına dayanan tüm uygulamalar, yolsuzluklar kadar yanlış ve aslında suç sayılması gereken davranışlar. Ve bu düşünüldüğünde temiz belediye var mı ben bilmiyorum…

Çözüm, daha çok operasyon yapmakta değil, tüm bu sistemi kökten değiştirmekte.. .

Neler yapabiliriz, diye internette de araştırma yaptım. Yurt dışındaki belediye uygulamalarına göz attım. Madde madde sıralayacak olursak, “Yeni Belediyecilik Sistemi”nde…

1. Şeffaflık olmalı

İhale süreçleri şeffaf olmalı. Bütün belediye ihaleleri, canlı yayınlanan ve arşivlenen dijital platformlarda yapılmalı. Estonya ve Danimarka gibi ülkelerde kullanılan “açık ihale portalları” model alınabilir.

Harcamaların anlık takibi sağlanmalı. Belediyelerin gelir-gider tabloları, proje bazlı bütçe kalemleri ve yapılan ödemeler, halka açık “Şeffaf Belediye Panosu” uygulamasında belirli dönemlerde herkesin görebileceği şekilde yayınlanmalı.

İhale ve ödeme işlemleri, dijital kayıt sistemleriyle güvence altına alınabilir. Böylece geriye dönük manipülasyon riski azalır.

2. Güçlü bir iç denetim ve bağımsız kontrol olmalı

Belediye içi bağımsız denetim birimleri oluşturulmalı ve bu birimler belediye başkanına değil, doğrudan belediye meclisine rapor vermeli.

Personelde rotasyon sistemi getirilmeli. Mali işler, satın alma ve imar gibi kritik birimlerde uzun süre aynı kişilerin görev yapması engellenmelidir.

Dış denetim sağlanmalı. Belediyeler yılda en az bir kez Sayıştay dışında bağımsız denetim firmaları tarafından denetlenmeli ve raporları halka açık olmalı. 

E-imza ve dijital kayıt zorunluluğu sağlanmalı. Her resmi evrak elektronik imzayla kayda alınmalı, böylece kimin hangi kararı hangi tarihte aldığı netleşmeli.

Belediyelerin mali verileri, yapay zekâ destekli sistemlerle taranarak olağan dışı harcama ve işlem kalıpları tespit edilebilir.

3. Yolsuzluk ihbarı mekanizmaları özendirilmeli, çalıştırılmalı

İhbar hattı ve platformları olmalı. Belediyelerde yolsuzluk şüphesini bildirmek için gizli, güvenli ve kimlik gizliliği garantili sistemler kurulmalı.

İhbarcı koruması sağlanmalı. İhbarcı çalışanların işten çıkarılması ya da baskı görmesi engellenmeli. Örneğin, ABD’deki kamu kurumları için oluşturulan “Whistleblower Protection Act” benzeri bir yasal düzenleme Türkiye’ye uyarlanabilir.

Ödüllendirme sistemi getirilmeli. Gerçekleştirilen ihbarlar sonucunda kamu zararı önlenirse, ihbarcıya belirli bir maddi ödül verilmesi sağlanabilir.

4. Yargılama süreçleri tarafsızlık

Belediye başkanları ve yöneticiler hakkında yapılacak soruşturmalar için bağımsız bir yerel yönetim yargı heyeti oluşturulmalı. Bu heyet hem siyasetten hem de belediye yönetimlerinden bağımsız çalışmalı.

Siyâsî tarafsızlık kriteri sağlanmalı. Denetim ve soruşturma süreçlerine katılan uzmanların, son 10 yıl içinde herhangi bir siyâsî partide aktif görev almamış kişiler arasından seçilmesi sağlanabilir.

5. Vatandaş ve sivil toplum katılımı

Katılımcı bütçe uygulamalarına geçilmeli. Bütçenin belirli bir yüzdesi doğrudan vatandaşların öneri ve oylarıyla projelere aktarılmalı. Bu yöntemin Brezilya’nın Porto Alegre kentinde 1989’dan beri uygulandığı söyleniyor.

6. Mal varlığı kontrolü

Belediye başkanlarının ve önemli görevlerde bulunan belediye yetkililerinin göreve başlamadan önce mal varlığı beyanını halka açık şekilde duyurması yasal zorunluluk olmalı.

Görev süresi sonunda mal varlığı tekrar açıklanmalı, aradaki farkın gerekçesi kamuoyuna sunulmalı.

7. Personel seçimi değerlendirilmesi

Temel görevlerde çalışan belediye çalışanlarının haklarının korunması ve iş sürekliliğinin devamı sağlanmalıdır

Personel alımı, seçimi, personel değerlendirmesi, performans ölçümü şeffaf ve halka açık şekilde adil bir şekilde yapılmalıdır. 

Sonuç, eğer bu mesele sadece CHP ya da başka bir partinin meselesi gibi görülürse, hiçbir yere varamayız. Yarın iktidar değişirse, bu kez başka partilerin belediyeleri hedef olur. Bu kısır döngüden çıkmanın tek yolu, tüm partilerin uzlaşacağı yeni şeffaf, denetime açık ve kontrol altında bir belediyecilik sisteminde.