SYKES-Picot ve Lozan planlarının Türkiye üzerindeki etkisini yitireceği veya yenileyeceği bir döneme giriyoruz. Millet, göstereceği iradeyle ya zafere ya yüzyıllık yeni mağlûbiyete yönelecek. Bu denklemde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin işlettiği plansa ülkenin bağımsızlığına ve birliğine dayanan, bütünsel çapta barışa inanan ve tüm sorunlarını çözmüş vaziyette donanımlarını tamamlamış olarak yeni bir toplumsal yazılım geliştirmek yönünde.
Sedat Servet Hocaoğulları, dergimiz Haber Ajanda’nın uzun yıllar en etkili kalemlerinden biri olarak bu yeni toplumsal yazılıma uygun kodları toplamak üzere Anadolu ve Trakya’nın her karışında vatandaşlarla buluşuyor ve Türkiye’nin nabzını “Bu 100’den Türkiye” diyerek tutuyor. 6 Şubat Depremi’nin ardından bölgedeki 11 ilimizi “şehir ve kent” ekseninde enine boyuna ele almanın yanında Suriye’nin yeniden yapılanma sürecini deprem hattından inceleyen Hocaoğulları ile çok boyutlu bir söyleşi gerçekleştirerek yeni kitabı “Türkiye’nin Güney Raporu: Millî Cumhuriyet” hakkında konuştuk. İstifadenize arz ediyoruz…
***
“Babam, Türkiye’nin kaderinin Ortadoğu’daki gelişmelerin kalemi ile yazıldığını söylerdi”
Haber Ajanda ailesinin 19 yıldır yazarısınız. Son iki kitabınız “Yeni Türkiye Yeni Vizyon, Zamanı Geldi: Recep Tayyip Erdoğan” ve “2023 Kuşağı” HA Yayınları’ndan çıkmıştı. Şimdi de “Türkiye’nin Güney Raporu: Millî Cumhuriyet” kitabınız yine HA Yayınları aracılığıyla okurunuzla buluşuyor. İçeriğine baktığımızda, “Zamanı Geldi” ve “2023 Kuşağı” kitabı ile sanki bir “siyasetname külliyatı” serisinin üçüncü halkası gibi… Önceki kitapların yayın tarihleri, “strateji” kovalayan bir yazar olduğunuz izlenimi veriyor. Kitapların hikâyesi ile hayatınızda yaşadıklarınız arasında bir et-tırnak ilişkisi mi var?
Annem Siirt merkezden ve soyağacı Arap; babam ise Pervari ilçesinden Kürt kökenli. Siirt’in hafızası ise Anadolu Müslümanlığı üzere ve kurucu dil Türkçe. Kurucu halk olan Türkler ile hem kardeş, hem de tarihî yürüyüşte yoldaş. Dolayısıyla bu topraklarda Arap, Kürt ve Türk kardeşliğinin hamuru var aile sicilimizde.
“Kürt meselesi” ve “Suriyeliler” gündemli her konuda yazmak ve bu topraklarda barışı yaşatmak adına proje üretmek, “aile günlüğümüz” gibi. Rahmetli babam Hüseyin Bey, gençlik yıllarında “Sol-sosyalizm” ilgisi sebebiyle o dönem Arap sosyalizmin nabzının attığı Beyrut’ta “Genç Arap Subaylar Kongresi”ni takip etme fırsatı bulmuş biriydi ve bizi “Ortadoğu’nun geleceği İslâm sosyalizmi üzere olacak” öngörüsüyle Türkiye’nin kaderinin Ortadoğu’daki gelişmelerin kalemi ile yazıldığını söylerdi.
Gaziantep İmam Hatip Lisesi ve Bursa Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi mezunu olmam ve ülkemizde yakın tarihte Türk-Kürt ve lâiklik-İslâm üzere yaşananlara yönelik araştırmalara olan ilgim sebebiyle kitaplarım arasında “siyasetname külliyatı” bağı doğal. Haber Ajanda Ailesi’nden olmak ise aile günlüğünün kayıt altına alınması ve paylaşılmasında çok büyük rolü var. Tabiî sevgili Yavuz Selim ağabeyin rehberliği, desteği ve dergimizin uzun yıllar yayın yönetmenliğini yapmış kadim dostum Serhat Bıçak’ın verdiği emek hayatımın en önemli kazanımları.

Son aylarda tanık olduğumuz Öcalan’ın çağrısı ve PKK’nın feshi süreci, Türk Devlet Aklı’nın yüz yılı aşkındır süren emperyalistlerin en temel oyununu bozmaya yönelik bir stratejisinin başlangıç ürünüdür. Ayrıca Suriye’yi Türkiye için “ikinci Yunanistan” yapma ara hedefi de vardı ve bu yan tuzak boşa çıkarıldı. Tüm bu olup bitenlerde Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Sayın Bahçeli’nin “millî adamlar” niteliğinde ve performansında olduğu çok açık.
“İkinci kitabımız üzere çalışmalarımız sürüyor”
Teşekkürler… “Türkiye’nin Güney Raporu: Millî Cumhuriyet” kitabı, “Türkiye’nin Kuzey Raporu”, “Türkiye’nin Batı Raporu” serisinin bir müjdesi mi?
Hayatımın “öz hikâyem” diyeceği seyri, Mersin-Hakkâri hattında Türkiye’nin güney illeri üzere yol aldı. Özellikle Kahramanmaraş merkezli depremde, birçok insanımızın yaşadığı gibi, amcamı ve kuzenimi ahirete yolcu ettiğimiz o süreçte, Mersin-Hakkâri hattında yer alan depremden etkilenen tüm illerde aylarca süren saha çalışmalarımın bende bıraktığı izlenimlerin motivasyonuyla, 15 Temmuz işgal girişimi sabahı karar verdiğim “Bu 100’den Türkiye: Türkiye’nin İkinci Yüzyılı” projeksiyonu ekseninde yürüttüğümüz çalışmaların öngördüğümüz üzere kitap serisinin ilk kitabını okurlarımızla “Türkiye’nin Güney Raporu: Millî Cumhuriyet” ismiyle paylaşma kararı aldım.
Nasip olursa ikinci kitabımızın üzerinde çalışmalarımız sürüyor. Hatta, “Türkiye’nin Batı Raporu: Millî Seçmen” adını taşıyacak. Tabiî ardından muhterem eşim Emine Hanımefendi’nin Trabzonlu olması sebebiyle üçüncü kitabımızı “Türkiye’nin Kuzey Raporu: Millî Adam” niyetiyle aklımızda ısıtıyoruz.
“Millî Adam” vurgunuzu kuzeyden yapmanız Sayın Erdoğan’a da atıf sebebiyle mi, yoksa her bölge için yapacağınız “millî” vurgusu o bölgelerde “gayr-i millî” gelişmelerin olmasından mı? Bir de yeri gelmişken kitabınızda da belirttiğiniz üzere, “Bu 100’den Türkiye: Türkiye’nin İkinci Yüzyılı” projeksiyonu kapsamında saha çalışmalarınıza “15 Temmuz işgal girişimi” sabahı karar verdiğinizi belirttiniz, sizce tam da 15 Temmuz’da ne oldu? İşgalciler başarılı olsalardı sizin bölge bölge ele aldığınız millî cumhuriyetin yerine nasıl bir Türkiye olacaktı?
Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nın galipleri, Osmanlı coğrafyasında tek dil üzere olan topluluklara “butik”; çok dilli ancak dengeli bölgelerde “federatif”; çok dilli ancak bir kurucu dil ve halkın tarih boyunca liderlik yaptığı topraklarda ise “ulus” devlet modeli öngördüler. Üstelik siyâsî sınırları öyle çizdiler ki üç devlet modelinin birbirine geçiş koridoru olacak sorunsal yapılar bıraktılar. Dolayısıyla ulus devlet olan Türkiye’de her zaman “ayrılıkçı Kürtçüleri” organize ederek bir federatif veya butik devlet gündemi her zaman var oldu. 15 Temmuz girişimi de ulus devleti tartışmalı hâle getirip söz konusu hedeflerden birini gerçekleştirme plânı taşıyordu.
15 Temmuz işgal girişimini “Hükümet’i devirmek” ile sınırlı bir yasa dışı terör eylemi olarak görmek veya göstermek, operasyonun küresel ayaklarını gözden uzak tutmak gayreti olacaktır. Son aylarda tanık olduğumuz Öcalan’ın çağrısı ve PKK’nın feshi süreci, Türk Devlet Aklı’nın yüz yılı aşkındır süren emperyalistlerin en temel oyununu bozmaya yönelik bir stratejisinin başlangıç ürünüdür. Ayrıca Suriye’yi Türkiye için “ikinci Yunanistan” yapma ara hedefi de vardı ve bu yan tuzak boşa çıkarıldı. Tüm bu olup bitenlerde Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Sayın Bahçeli’nin “Millî Adamlar” niteliğinde ve performansında olduğu çok açık. Ancak CHP’nin başta tezkere konuları olmak üzere son yüzyılda Türk-Kürt ve lâiklik-İslâm üzerinden yürütülen operasyonlarda küresel güçlerin “ideolojik karakol” misyonunu üstlenmesi ve 23 yılı aşkındır var olan AK Parti iktidarını sandıkla, başarılamazsa sokak eylemleriyle yıkma çabaları, beraberinde şu kritik soruyu da getiriyor: CHP kuruluş felsefesine ve köklerine neden ihanet eden bir yere savruldu?
“CHP’nin açılımında yer alan ‘halk’, hiçbir zaman var olmamıştır”
CHP’ye geçmeden önce, konuyu netleştirmek adına ara bir soru soralım: Cumhuriyet’in ilânı sonrası bir devlet politikası olarak yürütülen her ne varsa o politikanın devlet bürokrasisi ve toplum mühendisliğinin ideolojik programını üstlenmiş olan CHP’nin 2023 yılında yüzüncü yılını kutlama başarısı ile CHP karşısındaki bütün partilerin çeyrek asır içinde erimesi ve tarih sahnesinden çekilmesi gerçeğini nereye oturtacağız?
Bu ara soru aslında bizim yayınlanmış kitaplarımızın ve “Bu 100’den Türkiye” projeksiyonumuzun da ana eksenini, etkinleşme gerekçesini oluşturmaktadır. Çünkü geçen yüzyıla ilişkin tespitlerimizden biri şudur: CHP, doğası ve misyonu gereği “devlet partisi” olarak kurulmuştur. Devletin toplum mühendisliğinin yüzüdür. CHP’nin Devlet’in sahibi olarak kendisini görmesi ve halkı sürekli “eğitilmesi gereken ve kontrollü baskı altında tutulması öngörülen kalabalık” olarak tarif etmesi, kuruluş felsefesinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla CHP’nin açılımında yer alan “halk”, hiçbir zaman var olmamıştır. Bir benzetme yaparsak; bazı tabelalarda harfin düşmesi sonucu bir anlam kayması ve bir harfin eksikliği sebebiyle kalan harflerin de okunuşunda zorlanılması gibi…
Nitekim elli yıldır iktidar yüzü görmüyor CHP. Ancak “Devlet Partisi” olmasının avantajı ile yüz yıldır tüzel kişiliği yaşıyor ve en önemlisi de Devlet üzerinde hesabı olan toplumun önemli bir kesiminin de siyasallaşma adresi durumda. Ancak “Devlet” dediğimiz mekanizmada çok büyük değişiklikler oldu ve tabiatı gereği CHP’nin Devlet ile etkileşimi zayıfladı, hatta son dönemde karşı karşıya geldi. CHP ne zaman politik daralma yaşasa, “Millete emanetiz” propagandasına sarılsa bile halka karşı tutumu üzerinden “sicili şüpheli” durumunu aşamadığı için istediği sonuçları alamamaktadır.
Kılıçdaroğlu’nun “helâlleşme” çağrısı aslında bu politik daralmayı genişletme amacı taşıyordu. Bizimse tam da bu bağlamda bir tespitimiz, daha doğrusu gözlemimiz var: CHP karşısında halkın destek verdiği her parti, aslında milletin (halkın siyasal ve kültürel hayâllerinin vücut bulmuş hâli anlamında) yüzüncü yıl kutlamasını hedeflediği, siyaset etmenin farklı isimlerle fakat aynı çizgide varoluşunu ifade ediyor.
Dolayısıyla Demokrat Parti (Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi), Millî Nizam Partisi (Millî Selâmet Partisi, Refah Partisi geleneği), ANAP ve hatta DSP, CHP karşısında “halkın partisi” misyonlarını ifade etmektedir. Nitekim 23 yıldır iktidarda olan AK Parti de bu çizginin “genişletilmiş halk partisi” etkisinde olduğundan, bu kadar uzun süre iktidarda kalabilmiştir. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçişte “Cumhur İttifakı” çatısı, CHP karşısındaki tüm partileri kuşatıcı ve etkinleştirici bir ittifak olma fırsatı bulmuştu. Ancak bu CHP’yi ve onun geleneğinden gelen Devlet içindeki bir vesayet dokusunu o kadar rahatsız etti ki hem AK Parti, hem de MHP içeriden bölünerek adeta CHP’ye can suyu verildi.
Biraz uzattım, kusura bakmayın; işte bizim kaleme aldığımız “Zamanı Geldi” ve “2023 Kuşağı” kitaplarımızın yanında okurla yeni buluşan “Türkiye’nin Güney Raporu: Millî Cumhuriyet” çalışması, CHP karşısında yüzüncü yılını kutlamayı öngören halkın siyâsî geleneğine katkı ve durum değerlendirmesi çalışmalarıdır. Tabiî Sayın Erdoğan’ın bizim için sürpriz olmayan ve yedi yılı aşkındır bizim de üzerinde çalıştığımız “Türkiye Yüzyılı” projeksiyonuna eşlik etme gayretimizdir.

“Zamanı Geldi” ve “2023 Kuşağı” kitaplarımızın yanında okurla yeni buluşan “Türkiye’nin Güney Raporu: Millî Cumhuriyet” çalışması, CHP karşısında yüzüncü yılını kutlamayı öngören halkın siyâsî geleneğine katkı ve durum değerlendirmesi çalışmalarıdır. Tabiî Sayın Erdoğan’ın bizim için sürpriz olmayan ve yedi yılı aşkındır bizim de üzerinde çalıştığımız “Türkiye Yüzyılı” projeksiyonuna eşlik etme gayretimizdir.
“Onlarca ilde yürüttüğümüz çalışmalarda çok şeye tanık olduk”
CHP’siz bir Türkiye mümkün mü? Tabiî aynı bağlamda “Türkiye Yüzyılı mümkün mü?” merakı da devreye giriyor. Kitabınızda ısrarla “Sosyolojik analizi yapılmamış ve sosyolojik altyapısı tamamlanmamış her ne varsa reel politik taktikten ibarettir” uyarısında bulunuyorsunuz. Oysa tarihin akışı ve yönü, sosyolojik tedbiri beklemeden birçok değişim ve gelişimi kaydetmiş. Ayrıca iktidar adeta “Türkiye Yüzyılı sosyolojik verileri beklemeyecek kadar acil bir programdır” pratiğinde. Dolayısıyla yıllardır süren bu çalışmada anlaşılmak ve karşılık bulmak noktasında neler yaşandı, bize aktaracağınız tanıklık notları neler?
15 Temmuz gecesi Başkan Erdoğan’ın “Meydanlara inin!” çağrısından önce meydanlara inenler vardı. Tıpkı Atatürk’ün Kuvva-i Milliye çağrısında bulunduğunda bu çağrıdan önce zaten örgütlenip kendi bölgelerinde mücadele edenler gibi... Tıpkı Alparslan’ın Anadolu’ya giriş müjdesi verdiğinde çoktan Anadolu’ya girmiş hâlde onu bekleyenlerin olması gibi… Ya da Balkanlara giden Hüdevandigâr’a “Geciktin Murad!” diyenlerin varlığı gibi… İşte biz de “İnin!” denmeden inenlere, “Girin!” denmeden girenlere, “Örgütlenin” denmeden örgütlenenlere “Anadolu Devrimcileri” diyoruz. Dolayısıyla iktidar referanslı veya Hükümet’in refakatçisi olduğu hesapların içinde olmadan, inandığımız yol üzere ve iktidarı sadece millî birlik ve dirliğin en önemli şemsiyesi olsa da tek unsur görmeyen, hatta kalıcı olanın sosyolojik altyapının bizzat “etkin ve sivil” bireylerin çabalarında büyüdüğüne inanan birçok insanımızla beraber yıllardır “Bu 100’den Türkiye: Türkiye’nin İkinci Yüzyılı” çalışmalarını sürdürdük, sürdürmeye de devam edeceğiz.
Kuşkusuz onlarca ilde yürüttüğümüz çalışmalarda çok şeye tanık olduk; ancak bir serzeniş, sitem veya şikâyet iklimine girmeden, insanı, hayatı, toplumu ve Devlet’i bilenler olarak, “Durmak yok, yola devam!” diyoruz. Ayrıca bir açıdan, kişisel hedefler bağlamında, “Acele” repliğimiz de yok. Sakin, emin, kararlı ve istikrarlı kalma çabasındayız.
“‘Bu 100’den Türkiye’, şehirlerin kendi yüzyıllarına ilişkin bir yol haritası içeriyor”
Biraz da çalışmalarınızın sahadaki durumuna, saha raporlarınıza ve en önemlisi de bu çalışmalara katkı sağlayan çevrelere ilişkin konuşalım… İktidarın yıprandığına, hatta dönemini kapattığına yönelik muhalefet propagandalarını dikkate aldığımızda, özellikle pandemi ve deprem gibi maddî ve manevî hasarı yüksek süreçlerden sonra Devlet’in ve halkın çalışmalarınıza yönelik desteği oluyor mu? Şehirlerde nasıl bir yöntemle, kimlerle çalışıyorsunuz?
Aslında çok sade bir projeksiyon çizdik. Türkiye’yi dünyada konuşturacak, etkin, bağımsız ve güçlü Türkiye için “Türkiye’nin gelecek 100’ü” diyeceğimiz imkânlarımızı listelemek istedik. Ancak bu listeyi “dünyanın önem verdiği konular” veya “Türkiye’ye özgü 100 özellik” eşiğinde tutmak istemedik. Bir bakıma millî seferberlik tadı verecek ve sosyolojik örgüsü de etkin olsun dediğimiz bir millî projeksiyon kurguladık. O nedenle listeye alacağımız 100 konunun 81 adedini bizzat 81 ilimiz, Türkiye’nin geleceği adına lokomotif olacak ve kendisi için de öncelikli, en güçlü olduğu alanı armağan etsin istedik.
Örneğin Bursa bir otomotiv şehri. Hatta “Cumhuriyet ödevi” misyonunda yüz yıldır otomotiv alanında varlık gösteriyor. Yerli ve millî markamız TOGG’da Bursa Gemlik’te üretiliyor. Dolayısıyla Bursa zaten var olan ve güçlü olduğu alanda “Türkiye Yüzyılı adına otomotiv ödevi Bursa’da!” derse, aynı bağlam ve misyonda örneğin Ankara “Savunma sanayii ödevi bende!” diye ses verir; Gaziantep ise “Çok özelliğim var ancak gastronomi ve mutfak bende!” diye koroya eşlik ederse, böyle böyle 81 ilimizin her biri bir Cumhuriyet ödevi alır ve bunu ikinci yüzyılda taşıma sorumluluğu üstlenirse, üstünde çalışacağımız 100 konunun 81 adedini illerimiz üzerinden çözmüş oluruz. Kalan 19 adedini de ortak-kesişme konusundan seçmeyi düşündük. Bir bakıma “Bu 100’den Türkiye”, özünde bir şehirler projeksiyonu olarak şehirlerin kendi yüzyıllarına ilişkin bir yol haritası içeriyor.
Kuşkusuz illerin ana lokomotif özelliği dışında, ayrıca “Bu 100’den Edirne”, “Bu 100’den Kars”, “Bu 100’den İzmir”, “Bu 100’den Van” diyerek bütün illerimiz için ayrıca bir alt proje üzerinde durduk. İllerimize özgü belirlenmiş 100 alanın her biri için de “Bu özelliğin istihdam durumu nedir? Akademik çalışmalar ne aşamada? Bu alanda gelenekli etkinlik-şölen-organizasyon var mı? Ve farkındalık yaygın mı?” gibi dört sağlama yapma yönüne dair kodlarımız oldu.
Tabiî çok büyük bir proje ve sabır gerektiriyor. Saha çalışması yaptığımız onlarca ilde önce tatlı bir şaşkınlık, ardından ucundan tutma gayretleri ve derken valilik, belediye, üniversite ve ticaret odası başta olmak üzere yerel dinamiklerle temaslar, müzakereler, tartışmalar, polemikler, heyecanlar, yorgunluklar… Tam bir hayat fırtınası denizinde Türkiye Yüzyılı gemisi için günlük tutmalar… Kuşkusuz birkaç kitap olacak kadar hatıra da biriktirdik. Fakat şikâyetçi değiliz, pişman değiliz. Sadece ısrar, sabır, etkin ve sürdürülebilir gayret isteyen bir çalışma. Hamdolsun, yolumuz üzereyiz ve seyir hâlindeyiz.
81 il, yüzlerce konu ve dört yönlü raporlama... Büyük bir organizasyon gerektiriyor. Tabiî ciddi bir finans desteği ve yerel dinamiklerden eşlik ediş icap ediyor. Doğrusu Devlet ilgisi, iktidar desteği, yerel yönetimlerin refakatçiliği olmadan böylesi büyük bir projeyi sonuçlandırmak zor görünüyor. Sahi, nasıl çözüyorsunuz ihtiyaçları ve destekleri?
Evet, hissettikleriniz ve tahminleriniz doğru. Biz de yola çıkarken bunları öngördük. Ancak iki avantajımız vardı: Halk ve metot... Halkımız inanılmaz misafirperver, kadirşinas ve kendi lehine olduğunu gördüğünde her türlü imkânını seferber ediyor. O nedenle “halkın katkısını iktidarın referansına tercih etmek” düsturunu hiç elden bırakmadık. Bir de iktidarın referansı oldukça karmaşık ilişkiler, dengeler ve ince ayar gerektiren “İyi için lobicilik” yapmayı gerektirdiğinden, görünenin aksine zor ve yıpratıcı. Ancak halk öyle değil. Zaten halkın inanmadığı ve destek vermediği bir şeye iktidar-siyasal destek alıyorsanız, projeyi “politik proje” olarak algılıyor. Oysa bizim bu projeksiyonumuzun namusu diyeceğimiz bir karakteri var: Etkin ve sivil.
Kuşkusuz, Devlet bizim. Projeksiyonumuz Devletimizin etkin, bağımsız, güçlü olmasına karınca misali katkı. Tabiî ki her fırsatta ilgili, yetkili makamları ziyaret ettik, çalışmamızdan söz açtık. Tekliflerimiz dahi oldu. Ancak bunu projemizin omurgası olmadı/oldurtmadık. Bunun birçok nedeni var ama röportaj sınırlarını zorlamamak adına bahsetmeyeyim. “Malûmu ilâm” kabilinden çok hatıramız var. Günü geldiğinde “hatırat” tadında paylaşırız. Ancak bir nükte olarak şu cümleyi cesaretle paylaşabilirim: “Proje, sürdürülebilir model, kurumsallaşma, kuşatıcı etkinleşme, isimsiz faydacılık, çoklu paydaş gibi etkin-sivil kalmayı da sağlayacak edinimler, huylar konusunda ülke olarak kat etmemiz gereken ciddi mesafeler var.” Tabiî dozajı kaçmış, orantısız bir politikleşme var ve bunun sonuçlarını her konuda, her ilişkide yaşıyoruz. Ancak hayat devam ediyor ve ülke bizim!
Son olarak, kitapta özellikle “Kürtler”, “Suriyeliler (Araplar)” merkezli millî cumhuriyet için yol haritası üzere raporlar olduğu gibi, Türkiye Yüzyılı’nın lokomotifi iller olacağı öngörüsüyle “Şehir ve kent, farklı oluşumlardır” ekseninde insan-şehir etkileşimine ilişkin felsefî ve kültürel analizler de var. “Her şeyi toptan anlatayım” aceleciliğiniz var gibi, sizce çok mu geciktik?
Samimiyetle söylüyorum, bu algı gerçekçi. Hatta kitabın adını “Gitmeden Önce” koysak yeridir. Evet, hem gecikme var, hem de dünyadaki gelişmeler adeta deprem tsunamisi gibi. Kıyımıza vardı ve artık çok geç. Kıyıda kalmışları süpürüp gidecek. Hatırlarsanız, geçmiş yıllarda Endonezya açıklarında büyük bir deprem olmuş, dev dalgalar hızla kıyıya doğru ilerlerken uyarılmamış halk, ufukta çizgi hâlinde dev deniz köpüğünü merakla izliyordu. Dalgalar yaklaştığında ve gerçek fark edildiğinde artık geç idi ve on binlerce insan kıyıya vuran dalgalarda boğuldu. Maalesef dünyada her alanda depremler yaşanıyor ve oluşan dev dalgalar hızla hayat kıyımıza yönelmiş durumda. Ufuktaki riski göremeyip meraklı bakışla bekleyenlerin sonu belli: Yok oluş...
Yüksek yerlere çıkanlar hayatta kalabildi. Onun için yüksek siyaset, yüksek fikir, yüksek strateji, yüksek yol haritası oluşturmak veya olanları görüp çıkmak gerekiyor. Kitabımızda bu “yüksek” rakımları konu ettiğimiz için burada detaylandırıp kitabı röportaj hâline dönüştürmüş olmamayım. Ancak son bir şey söyleyeyim: Türkiye’nin Türk-Kürt ve lâiklik-İslâm gibi iki ana sosyolojik fay hattı, tıpkı jeolojik gerçekliğimiz gibi. Fay hatlarını yok edemeyebiliriz ancak tedirgin olmadan yaşayacak şekilde tedbirli olabiliriz. Türkiye Yüzyılı Türk-Kürt ve lâiklik-İslâm fay hatları üzere kurulacak sağlam yapılarla var olabilir. Değilse, geç yüzyılda olduğu üzere bu fay hatları sürekli kırılmakta, maddî ve manevî büyük hasarlar almakta ve açılan yaraları iyileştirmek birkaç kuşak gerektirmektedir. Oysa bu topraklarda muazzam bir medeniyet ve devlet geleneği var. “Bu 100’den” diye sıralayabileceğimiz nice 100 kalemlik özelliklerimiz daha var. Ayrıca projemizde olduğu üzere “portre/yüz” anlamında da binlerce millî kahramanımız var. Yeter ki “Bu 100’den bu hâldeyiz!” dedirten zaaflardan, küçük hesaplardan, rövanşist rollerden arınalım.
Bu vesileyle Haber Ajanda Ailesine ayrıca verdiği katkı ve destek için teşekkür ederim Zaten “Bu yüzden bu ailedeyim!” diyecek kadar zengin kazanımlarımız var. Teşekkür ederim…
Biz teşekkür ederiz. Türkiye Yüzyılı adına her çabanın yanında yer alan Haber Ajanda Ailesi olarak bizler de bu çabalarınız sebebiyle sizi ve projeye destek veren, eşlik eden herkesi tebrik ediyoruz.



