“Türkiye Futbol Cumhuriyeti”

Hiç kimse AK Partili ve Erdoğancı olmak zorunda olmadığı gibi CHP’li ve Kemal Paşacı olmak zorunda da değildir. AK Partililer için Erdoğan bir parti lideri olma sınırını çoktan aşmıştır. Ancak bu, AK Partililerin görüşüdür, AK Partili olmayanları bağlamaz. CHP’liler için de Kemal Paşa bir parti lideri olma sınırlarını aşmıştır. Bu da CHP’lilerin görüşüdür. CHP’li olmayanları asla bağlamaz. Kışlada, camide, okulda siyaset olmayacağı ve olmaması gerektiği gibi, futbolda ve tüm spor branşlarında da siyaset olmamalıdır.

FUTBOLU icat eden Batı ülkelerinin futbol takımları, taraftarlarını elde ettikleri başarılarla sevindirip maçlardaki başarılarıyla haberlere konu olurken, Türkiye’deki futbol takımları ise başarılarıyla değil, hangi kulübün daha çok “Atatürkçü olduğu” ile haber olmaktadırlar.

Sporun, bu arada futbol sporunun siyasetin dışında olması kuralı, Türkiye’de acaba neden hükümsüzdür? Oysa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “dört büyükler” olarak bilinen futbol takımlarının SGK ve Maliye’ye olan borçlarını defalarca sildirerek onlara özel kıyaklar yapmıştır. Kendisi de Fenerbahçeli olduğunu gizlemeyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı İstanbul takımlarının ve bu arada onların taraftarları olan seyircilerinin inatla CHP çizgisinde olmalarının nasıl bir toplumsal açıklaması olabilir?

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün tüzüğünün 3’üncü maddesine göre, kulübün amacı şöyle açıklanmıştır:

“Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği hedef ve ilkeler, zeki, çevik ve ahlâklı sporcular yetiştirmek ve sporun evrensel değerleri olan sevgi, dostluk, eşitlik ve barış ilkeleri çerçevesinde gençleri spora yönlendirmek ve gençlerin spor yapma olanaklarını geliştirmek, çağdaş yaşama uygun olarak üyelerin ve sporcuların beden ve ruh sağlığını geliştirecek sosyal ve kültürel olanaklar yaratmak, fizik ve normal eğitimleri ile ilgilenmek, kulübün tesis ve faaliyetlerinden yararlandırmaktır.”

Fenerbahçe Spor Kulübü tüzüğünde bu uzun cümleyle açıklanan amaç için Galatasaray Spor Kulübü elbette geri kalacak değildir. Galatasaray’ın tüzüğünün 4/1’inci maddesinde ise amaç daha kısa ve yalın bir cümleyle özetlenmiştir:

“Vatansever Atatürk gençleri yetiştirmek.”

Bunun tarifi nasıl mümkün olabilir?

Gençler Atatürkçü değil de Karabekirci ya da Rauf Orbaycı olurlarsa vatanseverlikleri ne olacaktır? Elbette o zaman gençler vatansever sayılmayacaklardır. Vatanseverlik Kemal Paşacı yani CHP’li olmakla sınırlandırılmıştır.

3S: Sermaye, spor ve siyaset

Bir futbol kulübünün amaçları arasında CHP’nin altı oku ve sporcuların çağdaş yaşama uygun hâle getirilmesi başlıklarının olması, oldukça komik ve dünyada ancak Hitler Almanya’sında benzeri görülebilecek türden bir iddiadır.

Siyasetin dışında, spor için kurulduğu varsayılan bu spor kulüpleri, görüldüğü gibi bir siyâsî parti lideri olan Kemal Paşa’ya taraftar toplamak için futbolu bir araç olarak kullanacaklarını tüzüklerine yazmışlardır. Gelmiş geçmiş hiçbir siyâsî iktidar, bu arada AK Parti de bu takımlara “Haddinizi bilin, siyaseti bırakın ve faaliyetlerinizi, amaçlarınızı yalnızca spor ile sınırlandırın” dememiştir.

Aynı durum elbette Beşiktaş Jimnastik Kulübü ve diğer takımlar için de geçerlidir.

Bu futbol takımlarına başkanlık için genellikle büyük sermaye sahipleri yarışmaktadırlar. Sermayeleri/servetleri her ne kadar şaibeli olsa da bu yarışın sporseverlik ya da hayır hasenatla ilgisini bugüne kadar kimse bulamamıştır. Çünkü ömürlerinde sporla uğraşmamış olanlar, söz konusu futbol takımlarının başkanlığı olunca yarış atı gibi davranmaktadırlar.

Futbol takımlarına başkanlık edenlerin, zamanında takımların borcu artarken kendi sermayelerinde bir azalma olmamaktadır. Sadece şöhret ve kişisel reklâmları için bu işlere heveslendiklerini söylememeye imkân yoktur. Aynı kişiler neden meselâ Kızılay başkanlığı ile ilgilenmezler? Kızılay başkanlığı da onların reklâm heveslerini karşılayabilir. Ancak görünen odur ki, bu kirli/şaibeli sermaye sahiplerinin beklentileri çok başkadır. Yarışın devam ettiğine bakılırsa, beklentileri boşuna değildir.

Büyük sermaye sahipleri Türkiye’de dokunulmaz bir hayat yaşamaktadırlar. İşte Koç Grubu! Gezi Olaylarına destek verdiği hâlde Koç Holding’in Afrika’daki ihale işlerini doğrudan Fethi Gülen’in takip edip Rahmi Koç’u müjdelediğinin haberlerini Cumhurbaşkanı Erdoğan defalarca paylaşmasına rağmen, ne Gezi Olayları, ne de FETÖ konusu için Koç Grubu hakkında hiçbir soruşturma açılmamıştır.

Son olaylar da göstermiştir ki, futbol kulüplerinin yalnızca tüzüklerine değil, idarî yapılarına da bir çekidüzen vermek kaçınılmaz hâle gelmiştir.

Riyad’da olan ne?

Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Suudi Arabistan’da (Riyad) yapacakları maçı, kulüp yöneticileri Türkiye için hayâlî bir mesele hâline getirmeyi başarmışlardır.

Sahaya Kemal Paşa tişörtüyle ve darbecilerin sloganları olan “Ne mutlu Türk’üm diyene” ile “Yurtta sulh, cihanda sulh” pankartlarıyla çıkmak akıllarına düşmüştür. Türkiye’de maç esnasında olmayan görüntüleri Riyad’da tekrarlama isteğinin kaynağı nedir?

Kemal Paşa Türkiye’yi temsil ediyormuş, onsuz maç yapmazlarmış. Oysa bir yıl kadar önce, Kıbrıs Rum kesiminde, Larnaka’da yapılan maçta Türkiye ve Kıbrıs Türk kesiminin bayraklarının yer almayacağını Ali Koç’un Fenerbahçe’si kabul ederek ona göre maç yapmıştır.

Yine bu iki takım, Galatasaray ve Fenerbahçe, Avrupa ülkelerinde yaptıkları maçlarda böyle bir istekte bulunmazken, Arabistan’da böyle bir nöbet yaşamalarının bir hin oğlu hinliği olmalıdır.

Kemal Paşa, 1923’ten beri Türkiye içinde, Türkiye’nin sembolü ya da AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in iddia ettiği gibi Türkiye’nin ortak bir değeri olmamışken, Riyad’da nasıl olacaktır? 1923’ten beri Kemal Paşa’yı çok beğenip yere göğe sığdıramayanlar olduğu gibi, tam aksini düşünenler de her zaman olmuştur. Hatta çoğunluk böyledir. Paşa da bunu bildiği için kendi zamanında hiçbir seçim yaptırmamıştır. Dolayısı ile kendisi hiçbir seçime katılmadan Türkiye’yi mutlakıyet ile yönetmiştir.

Nitekim çok partili özgür seçimlerin başladığı 1950’den beri de Paşa’nın partisi hiçbir seçimi kazanamamıştır. Seçim sonuçlarına bakılırsa Paşa’nın bütün Türkiye’yi temsil etmesi, bütün Türkiye’nin değeri olması mümkün değildir.

Ancak bu maç tartışması ile birlikte ortalama üç gün, İsrail’in Filistin’de yaptığı katliamlar Türkiye’de gündemden düşmüştür. Üç gün boyunca Türkiye’de birinci mesele, Riyad’daki hayâlî problem olmuştur. Bu İsrail için önemli bir kazançtır. Zaten Türkiye ile Arap ülkeleri arasındaki tartışma ve sorunlar daima İsrail’in işlerini kolaylaştırmaktadır. TÜSİAD çevresindeki büyük sermaye, Türkiye’deki İsrail lobisinin hâmisidir. Bu sermayeden dolayı “İsrail, Türkiye’deki İsrail’den daha güçlü” durumdadır.

İhanet kimin?

Riyad’daki tartışma Türkiye’yi fazlası ile etkiledi. “Arap ihaneti” edebiyatı yeniden başladı. Suudilerin Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusuna ihanetleri tefrika edilmeye başlandı. Oysa Osmanlı’ya isyan eden Şerif Hüseyin ve ailesiydi; o da Suud Ailesiyle iktidar mücadelesi içindeydi. Bu yüzden Şerif Ailesinin Osmanlı’ya karşı yaptığı ihanet ile Suud Ailesinin bir münasebeti yoktur.

Ayrıca Osmanlı’ya karşı ihanet eden Şerif Hüseyin’in iki oğlu Abdullah ve Faysal, savaştan sonra Ürdün ve Irak’ın kralı olmuşlardı. CHP Genel Başkanı Kemal Paşa ile her zaman iyi ilişkileri olmuştu. Her iki kralı da Kemal Paşa Ankara’ya davet edip dost olarak ağırlamıştır. Elbette sadece o iki kralı değil, Türkiye’nin batı bölgesini işgal ederek yakıp yıkan, yüz binlerce savunmasız Türk’ü katlettiren Venizelos da Ankara’da “dost” sıfatıyla ağırlanmamış mıdır?

Suudi Arabistan’a karşı Kemal Paşalı tişörtleri savunma mücadelesinde CHP de gecikmeden aceleyle yerini almıştır. CHP’li Beşiktaş Belediyesi, Suudi Arabistan İstanbul Konsolosluğunun bulunduğu Akasya Sokağı’nın adını hemen “Fahreddin Paşa Sokağı” yaptığı gibi, bu sokağa baştan sona Kemal Paşa posterleri asmıştır.

Ancak CHP idarelerinde yüz kızartıcı bir cehalet hâkimdir. Taammüden cehaleti seçtikleri için bir çaresini de bulmak mümkün değildir.

Bir defa Fahreddin Paşa, Medine’de Suud Ailesine karşı değil, Şerif Hüseyin ve ailesine karşı savaşmıştır. Bunu bile anlamaktan aciz bir CHP zihniyeti, Beşiktaş Belediyesi’ni idare etmektedir. Hem madem Fahreddin Paşa bu kadar önemli bir isimdi, şimdiye kadar neden akıllarına gelmemiştir?

Riyad Olayı’ndan sonra Türkiye’de İsrail lobisi büyük taarruz başlatmıştır: İslâmî kesim ve AK Parti iktidarı “Arap sevicisiymiş”.

Onların taarruzuna karşılık AK Parti yönetimi ise “Kemal Paşa’yı ne kadar sahiplendiklerini, Türkiye için nasıl bir değer saydıklarını” anlata anlata bitiremedi. Karşı tarafın yine de bir şey anlayıp anlamadığı şüphelidir. AK Parti yersiz, savunmacı ve kendi seçmeninin rağmına olan bu tür çıkışları ile Kemalizm’i hiç olmadığı kadar tahkim etmektedir. Kemal Paşa, Türk bayrağı gibi değildir. Bütün halkı temsil etmemektedir. CHP’liler için elbette yeri çok önemli ve ayrıcalıklıdır. Ancak CHP’li olmayanlar için “ortak değer olduğu, Türkiye’yi temsil ettiği” iddiası hiçbir şekilde inandırıcı değildir.

CHP ile “Yok, biz sizden daha çok Atatürkçüyüz!” ya da “Siz bilmiyorsunuz, aslında Atatürk bizim de değerimiz!” gibi çıkışların hiç kimseye bir faydası geçmişte olmadığı gibi bugün de yoktur. Çünkü bu çıkışlar doğru ise, o zaman CHP’nin dışında başka bir parti olmanın ya da başka bir parti faaliyeti yapmanın hiçbir esbab-ı mucibesi de yoktur.

CHP dışındaki partiler, genellikle CHP kesiminden kaynaklanan saldırılardan korunmak için 70 yıldan beri bu çıkışları yapmaktadırlar. Ancak bu süre içinde kimse bu çıkışların bir faydasını görmemiştir.

Futbol takımlarının tüzükleri gibi maalesef Siyâsî Partiler Kanunu da parti tüzüklerini birbirinin kopyası ve Kemalizm’in farklı versiyonları durumuna düşürmektedirler. AK Parti şimdiye kadar bu Siyâsî Partiler Kanunu’nu değiştirmeliydi.

CHP’liler, kendilerini ülkenin sahibi gördükleri gibi futbol takımlarının, hatta siyâsî partilerin bile hakemi ve meşruiyet beratını veren kimseler olarak görmektedirler. Türkiye giderek daha çok bir “futbol cumhuriyeti” durumuna gelmiştir. Hukuk kuralları futbol kulüpleri için geçersiz durumdadır.

Hiç kimse AK Partili ve Erdoğancı olmak zorunda olmadığı gibi CHP’li ve Kemal Paşacı olmak zorunda da değildir. AK Partililer için Erdoğan bir parti lideri olma sınırını çoktan aşmıştır. Ancak bu, AK Partililerin görüşüdür, AK Partili olmayanları bağlamaz. CHP’liler için de Kemal Paşa bir parti lideri olma sınırlarını aşmıştır. Bu da CHP’lilerin görüşüdür. CHP’li olmayanları asla bağlamaz. Kışlada, camide, okulda siyaset olmayacağı ve olmaması gerektiği gibi, futbolda ve tüm spor branşlarında da siyaset olmamalıdır. Futbol takımı başkanları CHP’nin yan kuruluşu, hatta Kemalist birer siyâsî parti başkanı gibi afra tafra havaları, had bilmezlikleri bırakmalı, siyasetin dışında yalnızca sporla ilgilenen kimseler olmalıdırlar. Türkiye'nin bir futbol cumhuriyeti olmadığını herkes bilmelidir.