Turan, bir zarurettir

“Anadolu Ergenekonu”nda bir asır sabırla bekledik ve çok şükür ki milenyumun başından itibaren Devlet Sancağı’nı gafillerin elinden alıp önümüze bir hedef koyduk: “Türkiye Yüzyılı”… “Türkiye Yüzyılı”nın üç temel hedefi vardır: Turan, Umran ve Mazluman… Turan, Türklerin aynı hedef için bir araya gelmesini, Umran, Türklerle Müslümanların aynı hedef için bir araya gelmelerini, Mazluman da Türk ve Müslümanlarla ezilen diğer dünya milletlerinin aynı ideal için bir araya gelmesini ifade eder. Türkiye Yüzyılı, bu asır içerisinde bu üç hedefin gerçekleşmesini temel alan bir mottodur.

Türkiye’nin bütün gücü, düşmanlarının çokluğu ile dert ve sorunlarının bolluğundan kaynaklanır

TÜRKİYE, başından tipisi boranı eksik olmayan yüce bir dağa benzer. Bu demektir ki, bu ülkenin anı anını, günü gününü tutmaz. Ama Türkiye gibi ülkeler de bütün gücünü buradan alır. Zira başından tipisi, boranı, karı ve buzu eksik olmayan bir dağ, eteklerine hayat veren, bereket ve feyiz indiren bir dağdır. Böyle olmasa ne sinesinden çağıl çağıl sular akar, ne eteklerinden büngül büngül pınarlar kaynar, ne de etrafı yeşil zümrüt çayırlarla kaplanır.

Evet, Türkiye’nin bütün gücü, düşmanlarının çokluğu ile dert ve sorunlarının bolluğundan kaynaklanır. Dışta yel gibi düşmanları, içte sel gibi hainleri bu ülkenin itici gücüdür. Bu ülkede başınızı rahat yastığına koyup şöyle sırt üstü yatacağınız asude bir zamanınız yoktur. Rahat uykusuna yatmak ve gaflet göstermek, bize göre değildir. Uyuduğunuz an içeride tahtınız, dışarıda bahtınız anında değişir. Uyandığınızda bir de bakarsınız ki, yel götürmüş, su üfürmüş ve Devlet’in yerinde yeller esmeye başlamıştır.

Devletimiz milenyumla başlayan yeni yüzyılı yani 2000 ila 2100 yılları arasını “Türkiye Yüzyılı” olarak ilan etti. Çoğu insan bu mottoyu, bir an için sönüp parlayan bir yaldız yahut dışı hoş içi boş bir laf zannetti. Oysa bu motto, yeni Türkiye’nin ilanıydı. Yeni Türkiye rüyası ise Türk milletinin genetik hafızasının dışa vurumu olan bir başkaldırısıydı. 

Peki bu motto neyin başkaldırası ve hangi sancağın yükseltilmesi idi? Hemen söyleyelim: Yeni Türkiye’nin… 

Millete hafızasını unutturan ve onu bir mankurt hâline getiren rejim ve onun eğitim sistemi memnundu

“Yeni Türkiye”, eski Türkiye tabir edilen bir duruma isyan idi. Eski Türkiye, 600 yıllık bir imparatorluk bakiyesinden geriye kalan bir enkazdı. Zamanın şartları, bu aziz milleti düşmanlarının şartları doğrultusunda bir anlaşmaya itmişti. Yaşamak için buna mecburduk. Devlet ve millete ölüm gösterilmiş ve sıtmaya razı edilmişti.

Aziz milletin Peygamber Sancağı altında yürüyüşünün önü kesilmiş, o sancağın göstereni olan hilafet ilga edilmiş ve bir millet bin yıldır üzerinde şerefle taşıdığı İslâm medeniyeti kaftanını çıkarmaya zorlanmış; değerlerinden, inançlarından ve tarihinden koparılmış, zihnen ve ruhen köleleştirilerek düşmanların emellerini emel, fikirlerini fikir ve buyruklarını emir sayarak mankurtlaştırılmıştı.

Evet, “umran” adıyla sosyolojiyi kuran üstadımız İbni Haldun’un efendi ve köle asabiyeti tanımıyla bu millet bir köle, Batılı da efendi yapılarak Türkiye ile Batı arasında azat kabul etmez bir efendilik ve kölelik ilişkisi kurulmuştu. Tarih sahnesine çıktığı günden beri tarihe damga vuran ve tarihin öznesi olan bir millet, günün sonunda tarihin bir nesnesi hâline getirilmiş; kimliksiz, kişiliksiz sıradan bir tarih figürüne dönüştürülmüştü. Bu durumdan efendileri adına çalışan gafil iktidarlar memnundu. Medresesi yıkılarak üniversite adı altında ilmî vakarından uzaklaştırılarak devşirilmiş üniversite hocaları memnundu. Mecellesinden koparılarak hukuku, efendilerinin arzularına göre eğip bükerek onlar adına karar veren yargı mensupları memnundu.  Kanije’de, Plevne’de Çanakkale’de kan ve baruta bulanarak devletin namus ve haysiyetini koruyan paşaların yerine, orduevlerinin koyu gölgeliklerinde demlenen çıtkırıldım paşalar memnundu. Para musluklarının başına geçip haram helal demeden milletin kanını sülük gibi emen bürokratlar memnundu. İş adamıyım diye mensup oldukları sermaye kulüplerinin çıkarları için en ufak bir yerli ve millî sermayenin filizlenmesine müsaade etmeyen sermaye sahipleri memnundu. Millete hafızasını unutturan ve onu bir mankurt hâline getiren rejim ve onun eğitim sistemi memnundu. Sam, Martin ve Yorgo olan adlarını, Sami, Metin ve Yusuf’a çeviren ve okumuş yazmış oldukları için bu Devlet’in en kritik kurumlarının başına geçerek ensemizde boza pişiren gizli kimlikliler memnundu. 

“Türkiye Yüzyılı”nın üç temel hedefi vardır: Turan, Umran ve Mazluman

Ancak durumdan memnun olmayan bir kesim vardı. Canını ve kanını vererek Kurtuluş Savaşı’nı yapıp Anadolu’daki çiftine çubuğuna dönen cahil ama ârif, yoksul ancak imanlı, fakir fakat cömert, mütevazı lakin vakur bir kesimdi bu… Devletinin kendisini ötekileştirmesine rağmen Devletini kutsal bilen bir kesimdi bu… Bu kesim, bu ülke için büyük bedeller ödedi, çok çetin imtihanlardan geçti, kıt imkânlar içerisinde yaşadı ama umut ve imanını kaybetmedi. Çocuklarını okutup iş güç sahibi yapmaya çalıştı. İşte bu kesime mensup Anadolu çocukları, önlerine çıkarılan engelleri birer birer aşarak Devlet mekanizmasına doğru yürümeye başladılar ve bir de baktılar ki sahibi olduklarını sandıkları Devlet yapısının her köşesinde emperyalistlerin çıkarına çalışan bir mankurt oturuyor. Memleketi bu felaketten kurtararak tarih ve medeniyetiyle yeniden buluşturma fikri yüreklerine bir köz gibi düştü. Tekrar iki cihan serdarının kutlu yoluna düşme fikri, bir mücadeleye dönüştü. Bu mücadele uzun sürdü, çetin geçti, ağır bedeller ödendi ama 15 Temmuz 2016 ihanetinden sonra tam anlamıyla olmasa da Devlet’in “Kutlu Sancağı” emin ellere geçti.  “Türkiye Yüzyılı”, işte bu sancağın gerçek sahipleri tarafından yükseltilmesinden sonra boşlukta atılmış bir nara olmaktan çıkarak memleket sathındaki her boşluğu doldurmaya çalışan kolektif bir gayrete dönüştü.

Aziz okuyucu… Seni, 100 yıldır mahkûmu olduğumuz nahoş bir tarihin entrikalarla dolu labirentlerinde gezdirmeye niyetim yok. Yüzyıllık bir arızadan ibaret olan bu maziyi benim Ergenekon metaforuyla adlandırdığımı yakinen bilirsin. Evet, kolumuz kanadımız kırılarak “Anadolu Ergenekonu”nda bir asır sabırla bekledik ve çok şükür ki milenyumun başından itibaren Devlet Sancağı’nı gafillerin elinden alıp önümüze bir hedef koyduk: “Türkiye Yüzyılı”… İşte bu yeni yüzyılın ilk çeyreğini büyük badireler atlatarak geçmiş bulunuyoruz. Bu süreci ben de yaşadım, sen de yaşadın. Yaşadığımız şeyi tekrar tekrar anlatmaya gerek yok.

Aziz okuyucu… Şimdi Türkiye Yüzyılı mottosunun ne anlama geldiğini ve Devlet’in bu ilke doğrultusunda nereye doğru yürümek istediğini sana ana hatlarıyla bir aktarayım da gör bakalım, bu Devlet dağında esen tipi ve boranlar beyhude miymiş değil miymiş! 

“Türkiye Yüzyılı”nın üç temel hedefi vardır: Turan, Umran ve Mazluman… Turan, Türklerin aynı hedef için bir araya gelmesini, Umran, Türklerle Müslümanların aynı hedef için bir araya gelmelerini, Mazluman da Türk ve Müslümanlarla ezilen diğer dünya milletlerinin aynı ideal için bir araya gelmesini ifade eder. Türkiye Yüzyılı, bu asır içerisinde bu üç hedefin gerçekleşmesini temel alan bir mottodur.

Turan’ın geleceğinden ümitsiz olmak için hiçbir neden yok. Türk Devletleri Teşkilatı, günün sonunda Türk Devletleri Birliği’ne mutlaka evrilecektir. Türklerin bir ve bütün hâline gelmesi, bölgedeki bütün dengeleri değiştirecek bir mahiyet arz etmektedir.  


Türklerin batısında AB ve ABD diye adlandırılan “Haçlı İttifakı” vardır

Şimdiki adı “Türk Devletleri Teşkilatı” olan ve “Türk Devletleri Birliği” hâline gelince nihai adı “Turan” olacak olan bu yapı, Türklerin bir araya gelerek yekpare bir bütün hâlinde aynı hedefe yürümelerini ifade eder. Turan, bu milletin kökleriyle buluşması anlamına gelir. Tarihi süreç içinde Çin Seddi’nden Adriyatik denizine kadar olan bir coğrafyaya bidayetten beri yerleşmiş olan Türkler, Turan ideali etrafında bir araya gelerek hem kimliklerini hem de birliklerini ancak birbirine dayanarak muhafaza edebileceklerdir. Zira Türklerin yaşadığı coğrafyalarda bölük pörçük devletler hâlinde bulunmaları sürdürülebilir bir şey değildir.

Türk devletleri, doğuda, ağzından ateşler saçarak gelen Çin ejderhasının iştahını çeken bir lokmacık gibi durmaktadır. Bir gün Çin, önündeki o seddi aşarsa bu durum Türkler için tam bir felaket olur. Kazak, Kırgız, Özbek ve Türkmen’i toplasanız elli milyon eder ya da etmez. Yarın Çin bu coğrafyayı istila edip yüz milyon nüfus sevk etse Hazar denizine kadar olan coğrafyayı bir hamlede yutmuş olur. Tıpkı Doğu Türkistan’ı yuttuğu gibi…

Türklerin kuzeyinde ise iki asırdır onların harim-i ismetine giren ve bugünkü perişan hâlini yaşatan Ruslar vardır. Bu devletler daha otuz yıl evvel Rus boyunduruğundan çıktılar. Turana ihtiyaç bizde birse, onlarda bin olmalı. Türklerin batısında ise AB ve ABD diye adlandırılan “Haçlı İttifakı” vardır. Güney ve güneydoğumuzda ise bütün düşmanlarımızla müşterek çalışarak üzerimize gelen bir Fars ve Arap dünyası vardır. O hâlde küçük küçük ve sıradan devletler olmak yerine bir ve beraber olarak Çin Seddi’nden Adriyatik’e kadar olan bölgede kendimizi muhafaza etmek durumundayız.

İşte Türklerin bir araya gelme ihtimali, doğuda Çin, kuzeyde Rusya, batıda haçlı ruhuyla donanmış batı ittifakı, güney ve güneydoğuda ise Türklere düşman hâline getirilmiş Fars ve Araplar tarafından hedeftir. Orta Asya’daki Türk devletleri, henüz devletleşme sürecini içselleştiremediler. Bunun için zamana ihtiyaçları var. Bir asırdır boyunduruğu altında yaşadıkları Rusya’nın bunların kılcal damarlarına kadar sirayet ettiği malumdur. Bu kardeşlerimizin kendilerini bir anda bu badireden çekip çıkarmaları kolay bir iş değildir.

Türk kamuoyunu, bu devletlerin Kıbrıs Rum kesimini tanımalarına bakarak birdenbire amacını aşan suçlamalarla tahrik etmek normal bir durum değildir. Bu durumdan birilerinin yararlanmak istedikleri de açıktır. Türk devletlerinin birliği bir zarurettir. Bundan ne biz kaçabiliriz ne de diğer Türk devletleri kaçabilir. Aradaki bu tip küçük oynamalar ve kaymalar, işin tabiatında olan hususlardır. O yüzden Dışişleri Bakanı Fidan’ın “Biz aile içi meseleleri kamu yönünde tartışmayız” demesi, yerinde bir tavır ve doğru bir teşhistir.

Gazze’deki müminlerin kutlu direnişi, mutlak surette bir zaferle taçlanacaktır

Aziz okurlar… Turan’ın geleceğinden ümitsiz olmak için hiçbir neden yok. Türk Devletleri Teşkilatı, günün sonunda Türk Devletleri Birliği’ne mutlaka evrilecektir. Türklerin bir ve bütün hâline gelmesi, bölgedeki bütün dengeleri değiştirecek bir mahiyet arz etmektedir.  

İşte bundan dolayı düşman ve rakiplerimiz, Türklerin şu andaki en temel zaafı olan ekonomik zaafı kullanma peşindedirler. Çinliler bir taraftan, Batılılar bir taraftan, Araplar da el altından ve Batılılarla müşterek hareket ederek bu devletleri kuşatmaya, baskı altına almaya ve asla vermeyecekleri para vaatleriyle onları hedeflerinden saptırmaya çalışmaktadırlar. Bu oyunu görmemek için ahmak olmak gerekir. Turan hedefinden endişe etmeye ve gönülleri karartmaya gerek yoktur. Emin olun, her şey kendi rayında muazzam bir kararlılıkla hedefine doğru yürümektedir.

Şimdi gelelim “Umran”a yani Türklerle beraber Müslümanların birlikteliklerine… Bu konuda yüreklerimizi dilhun eden bir Gazze meselesi vardır. O küçücük kara parçası aslında ümmetin geleceğinin nasıl şekilleneceğine dair önemli bir noktadır. Oradaki müminlerin kutlu direnişi, mutlak surette bir zaferle taçlanacaktır. İsrail’in Amerika’ya dayanarak onları bu kadar zulüm ve baskı altında tutması, İlâhî merhamet yasasına aykırıdır. Önünde sonunda İsrail, kazdığı zulüm kuyusuna kendisi düşecektir.

Bakınız Sevgili Okurlar, dün de Suriye böyleydi değil miydi? 20001’den 2024 sonuna kadar oradaki kardeşlerimiz vatanlarından cüda düştüler, namuslarını, çoluk çocuklarını ve geleceklerini koruyamadılar. Ama ne oldu? Türkiye’nin samimi ve sabırlı desteğiyle bu kara günleri geride bıraktılar ve yeni bir geleceğe doğru İnşallah kararlı adımlarla ilerliyorlar. Biz de bu kardeşlerimizi, askerimizle, silahımızla ve imanımızla koruyoruz. Gazze’nin de yakın zamanda Suriye gibi olacağından hiç şüphem yoktur. Değil mi ki Türkler Şam’a ulaştı, Kudüs’te doğum sancıları başlamış demekti. Kudüs’te 1917’de indirdiğimiz sancağı inşallah uzun olmayan bir zamanda tekrar yükselteceğiz.

Aziz Okurlar… Ümran’ın en önemli halkası olan Pakistan, muazzam bir kuşatma altındadır. Emperyalistler Pakistan’ı Hindistan eliyle vurmak, dağıtmak ve parçalamak peşindedirler. Türkiye’nin Azerbaycan’ı da yanına alarak Pakistan’ın arkasında durması, bu oyunları bozacaktır. Ümmetin vahdeti için Pakistan’ın birlik ve dirliği, olmazsa olmazdır. Türkiye içindeki hainleri temizledikçe güçlenecek, önce kendine kurulan tuzakları bozacak sonra da Turan’ın, Umran’ın ve Mazluman’ın önündeki engelleri kaldıracaktır. Cenâb-ı Allah bu milleti bu görev için yaratmıştır. Bundan kuşku duyanlar bizden değildir. Vesselam…