TRAMP, günde ortalama üç saat konuşan bir başkan. İleri yaşına rağmen durmadan konuşuyor.
Sözlerinin yarısını eski Başkan Baydın’a çatmak için kullanıyor. Diğer yarısını da kendini övmek için.
Göreve başlamasının üzerinden yedi ay geçti, neredeyse ilk seneyi dolduracak fakat hâlâ Baydın’a laf sokmadan konuşamıyor Tramp.
Onun gibi elini boşluğa uzatıp tokalaşmaya çalışmadı… Uçak merdiveninde tökezlemedi ama yaşlı bilinen Baydın’la aralarında sadece üç yaş var.
Gittiği bir yerde yemek siparişi vereceği zaman “Baydın olsaydı şunu tercih ederdi ama ben ötekini istiyorum” dese, kimseye farklı gelmez. Kimse için sürpriz olmaz.
Yapısı böyle.
Ne diplomatik dilden haberi var, ne diplomasiden.
Nezaketten hep uzakta.
Beyaz Saray’a gelen devlet liderlerini de hoşlanmadığı bir soru soran basın mensuplarını da kafasına göre azarlayıp gönderiyor.
İleri sürdüğü bir fikri, en fazla bir gün savunabiliyor. Ertesi gün tam tersini söylemesine bütün dünya alıştı. Çünkü herkes farkında ki üç gün sonra başka türlü söyleyebilir, yine ilk sözüne dönebilir.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski’yi paspasa çevirdi.
Güney Afrika Devlet Başkanı Ramaphosa’ya çıkıştı. Sahte fotoğraflar gösterdi ve beyazlara karşı ırkçılık yapmakla suçladı. İtirazları da kabul etmedi, savunmaya hak tanımadı. Yüz kişiyi öldüren bir idam mahkûmuna bile savunma hakkı verilir hâlbuki. Ama Tramp’ın öyle bir derdi yok. Suçlar, geçer. Söylediği neyse odur. Başka türlüsü düşünülemez ona göre.
Ürdün Kralı Abdullah’ı zora soktu. Adamcağız Tramp’ın karşısında kıvrandı durdu. Renkten renge girdi. Nefes almaya çekindi.
Çeşitli ülkelerin liderleriyle görüşme yaptığı dikkate alınırsa, başka örnekler de olduğunu tahmin etmek zor değil.
Tramp’ın en göze çarpan numarası, tokalaşmak için elini tuttuğu kişiyi kendine doğru çekmek. O anda parmaklarını mengene gibi sıkıyor da olabilir. Kamera çekiminden orası tam anlaşılamıyor. Maksat üstünlük kurma çabası olsa gerek.
Bu numarayı bir kişiye karşı yapamıyor. O liderin kim olduğunu söylemesek de az çok ilgilenen, ekrana göz ucuyla bakanlar bile doğru cevabı bulacaktır. Biz ona kısaca “Reis” diyoruz. Karşısında Reis’i gören, tokalaşmak için elini uzatan kim olursa olsun, kendine çeki düzen vermek, hareketlerine dikkat etmek mecburiyeti hisseder. Şımarıkça davranamayacağını bilir.
Son günlerde Tramp’ın sağ elinin dış kısmında renk değişikliği tespit edildi. Koyuluk günden güne büyüyor. Saklamaya çalışsa da bir sıkıntı olduğu belli. Birkaç gün önce krem sürerek görüntüyü gizlemeye çalıştılar ama basın mensuplarından kaçmadı.
Elindeki o koyulaşma için doktorlar seferber olmuştur muhakkak. Belki yakında geçecek. Fakat asıl soru, niçin öyle olduğu.
İşte size cillop gibi bir komplo teorisi.
Problemin, tokalaştığı elinde olduğu dikkate alınırsa, azarladığı liderlerden birilerinin âhı tutmuş diyebiliriz.
Yahut her konuşmasında çatmaktan vazgeçmediği Baydın’ın.
O da değilse, İsrail’e büyük bir cömertlikle gönderdiği bombalarla şehit olan Gazzeli masumların âhıdır belki. Toprağa verilen minicik bebeklerin… Açlıktan kıvranan çocukların…
Yahut azarladıklarından birinin tepesi atmıştır da cilde temas eden minicik bir mikrop aktarmıştır. Neden olmasın!
Öyle bir şeye niyetlenen kişi, kendi elini korumayı da hesap edecektir herhâlde.



