Tramp’ın söylediği ile yaptığı birbirini tutmuyor

İran nükleer çalışmaları yüzeyde yapmıyor ki. Nükleer tesisler, yerin 200 ila 500 metre derinliğinde kurulmuş. Sığınak delici bombalar en fazla 90 metre kadar inebiliyor. Toprak üstünde bulunan binaları bombalarla tahrip etmek, yıkmak neye yarar? Zaten üç ay önceden saldırıdan haberdar olmuşlar ve uranyumu güvenli yere taşımışlar. İran, ABD ve İsrail’e dönüp “Boşuna uğraşmayın, bu elimizdeki uranyum değil, iranyumdur” dese, latife sanırlar. Hâlbuki en makul açıklama budur. “Korkmayın, size zarar vermez” diye bir ek yaparak noktayı koymalılar cümlenin sonuna.

ÜÇ beş gün önce “İran’da rejim neden değişmesin?” diyen Tramp, bu defa başka türlü konuştu: “İran’da rejim değişikliği, bölgede kaos demektir.”

Haydaa rinna… Nereden nereye geldi koca Başkan? 

Bölgede kaos olsun olmasın… Hatta İran’da kaos olsun veya olmasın… Önemli olan dış müdahalede bulunulmaması. Rejim değiştirmek maksadıyla bombaların sağanak hâlinde yağmaması. 

Tramp’ın bir başka sözü de şu: “İran ile İsrail, o kadar uzun zamandır ve o kadar şiddetli çarpışıyorlar ki ne halt ettiklerini bilmiyorlar.”

Tramp, Neto’ya kızgın. 

Nasıl kızmasın ki? Ne verdiği sözü dinliyor, ne tavsiye kabul ediyor. Hep bildiğini okuyor. Dahası, koca ABD’ye yular takmış sürüklüyor, istediği şekilde savaşın içine çekiyor. 

Yine de İsrail’i üzecek, İran’ı memnun edecek sözler söylemekten geri durmuyor. 

“İsrail ile İran’dan memnun değilim. Fakat İsrail’den gerçekten memnun değilim.” 

Fakat lâfla peynir gemisi yürümez. 

Söylenen sözler İran’a şirin gelir. Yapılan işler ise İsrail’e. Hangisi makbuldür? İşe mi bakalım, söze mi? 

Buyurun bir başka haber başlığı: “Tramp Netanyahu’ya bağırdı.”

Ee, sonra? Keşke Pezeşkiyan’a bağırsaydı da bombaları Neto’nun tepesine atsaydı. 

On iki günlük çatışma boyunca İran’da acı bir tablo çıktı: 606 can kaybı, 5.332 yaralı. 

Tramp, savaşın ilk günlerinde saldırıları pek beğenmişti. 

“Mükemmel” diye tanımlamış ve kendi verdiği mühimmatın kullanıldığını söyleyerek kendine pay biçmişti. Aynı zamanda bir rol de seçmiş oluyordu. Tarafını da elbette. 

Zaten konuşmaya başlayınca beğendiği kişi ve olaylar için hep aynı sıfatları kullanıyor. “Mükemmel, harika, şahane, olağanüstü, çok iyi, muhteşem…”

ABD ve İsrail’in ihlal etmediği kırmızı çizgi kalmadığını belirten İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İstanbul’da yaptığı açıklamada ABD’nin diplomasiye ihanet ettiğini söylemişti. 

Tramp iki hafta içinde karar vereceğini söyleyip ikinci gün bomba yağdırdı çünkü. 

Bütün bunlar İsrail’in keyfi uğruna. 

Yoksa Tramp’ın asıl düşüncesinin “Bizim buralarda oyalanmamıza gerek yok” şeklinde olduğunu biliyoruz. “İçimize dönelim, rahatımıza bakalım, büyüyelim, zenginleşelim…”diyerek seçim kampanyası yürüttü ve bu söylemle seçimi kazandı. 

Amerikan halkının “zenginlik” denilince gözleri parlıyor. (Parlamayan da vardır belki.) 

Bay Tramp şu son beş aya dönüp baksa, söylediklerinin tersine hareket ettiğini görecek ama o hep ileriye bakmayı seçiyor. Hızla ileri gitmekten yana olduğu için geride kalanları da unutuyor. 

İran kaç defa söyledi, dinlemediler, inanmadılar. “Elimizde nükleer bomba yok. Nükleer bomba yapmıyoruz. Yapmak da istemiyoruz.”  

En son Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, “Nükleer bomba peşinde değiliz” dedi. Enerji ihtiyacı için nükleerden faydalanmak herkesin hakkı. 

Haydi diyelim İran yetkililerinin sözlerine güvenmediniz. Uluslararası Atom Ajansı var. Onlar düzenli denetleme yetkisine sahip. Müfettişler evlerinden daha fazla vakti o tesislerde geçiriyor. 

Ve Ajans yetkilileri açık açık beyan ediyor: “İran’da nükleer silah yok.”

Onu da kimse ciddiye almadı. Çünkü hedef konulmuş, rota oluşturulmuş, yöntem belirlenmiş. 

Saddam’ı da böyle devirmişler ve bir milyondan fazla insanın canına kıymışlardı. 

Kaddafi de aynı gerekçeyle yahut bahaneyle diyelim indirilmiş ve öldürülmüştü. 

Azgın düşman için dönüş yok. 

Rota belliyse, ona göre yürünecek. Hedefler yok edilecek. Zaten hava sahasında karşısına çıkan bir savunma gücü yok. 

O hâlde gönder bombayı. Vursun, patlasın, ne varsa havaya uçsun. 

Fakat İran nükleer çalışmaları yüzeyde yapmıyor ki. 

Nükleer tesisler, yerin 200 ila 500 metre derinliğinde kurulmuş. Sığınak delici bombalar en fazla 90 metre kadar inebiliyor. Toprak üstünde bulunan binaları bombalarla tahrip etmek, yıkmak neye yarar? 

Zaten üç ay önceden saldırıdan haberdar olmuşlar ve uranyumu güvenli yere taşımışlar.

İran, ABD ve İsrail’e dönüp “Boşuna uğraşmayın, bu elimizdeki uranyum değil, iranyumdur” dese, latife sanırlar. Hâlbuki en makul açıklama budur. “Korkmayın, size zarar vermez” diye bir ek yaparak noktayı koymalılar cümlenin sonuna.