Tramp haddini aşmadan konuşamıyor

İlgilenmeyenler için burada bahsettiklerimiz “sıkıcı konular” olabilir ama bu tür görüşmeler, bu tür açıklamalar iyidir. Tramp keşke hep böyle konuşsa, bu alanların sınırında kalsa. Varsın kendini herkesten akıllı, herkesten zeki görsün. Ziyanı yok. Fakat öyle değil. Maalesef çoğunlukla haddi aşıyor ve boyundan büyük laflar ediyor.

JAPONYA Başbakanı İşiba ABD’yi ziyaret etti, Tramp ile görüştü. Tramp o ziyaretten çok memnun. Aradaki ticareti 300 milyar dolardan 800 milyar dolara çıkaracaklarını, güzel bir iş birliği içinde olduklarını söyledi. İki katından fazlasını hedeflemişler. 

“Atom bombalarıyla nasıl da sizi dümdüz etmiştik” demedi ama bol bol övgüler yağdırdı, misafirinin çok iyi başbakan olduğunu söyledikten sonra Japon medeniyetinden bahsetti. Japonya’nın savunma harcamalarını yükselteceğini, Toyota ile Nissan’ın ABD’de yatırım yapacağını, onlara ABD’nin likit gaz ve petrol satacağını zevkten dört köşe olarak anlattı. Ticarî açıklarını kapatmak için önemli bir fırsat olarak gördüğü belli ki bunu da açıkça dile getirdi. 

Japon Başbakan da benzer açıklamalarda bulundu.

“Görüşlerimiz ortak. Caydırıcı güçlerimizi artırmayı düşünüyoruz. Japonya güvenlik imkânlarını artırmak istiyor. ABD çok iyi bir müttefik. Yaptığımız anlaşma, Çin’le aramızdaki problem olan adaları da kapsıyor. Birlikte çalışarak Hint Pasifik bölgesinde özgür ve refah içinde bir topluluk oluşturmakta hemfikiriz. İşbirliğimizle hem ekonomik özgürlük hem de ekonomik güvenlik sağlamak istiyoruz. 

Japonya ABD’deki en büyük yatırımcı. 1 trilyon dolar boyutunda yatırıma karar verdik. Kuzey Kore’nin nükleer gücü tehlike. Nükleerden uzak kalmasını sağlamak gerekiyor. Başkan da bu konuda kararlı görünüyor. Japonya-ABD ilişkilerinin altın çağı başlıyor.”

Onlar konuşurken ben de üşenmedim, not aldım. 

Tramp 800 milyar dolardan bahsetmişken, beş dakika geçmeden İşiba 1 trilyona yükseltti. Görüşme yarım saat daha sürse, herhalde açıklanan ticaret hacmi de artacaktı. Üç katını da aşıyor bu hesapla. 

Japon Başbakan açıkça diyor ki: “Siz bizi Kuzey Kore ve Çin’e karşı koruyun, güçlendirin; biz de size beklediğinizin de üstünde yatırım yapar, kazandığımız dolarları ABD’ye yağmur gibi yağdırırız.” 

O sözlerin başka türlü açıklaması olamaz. 

Sonra Tramp tekrar aldı sazı eline, aradaki görüşmeyle alakası olmayan bir konuya temas etti ve ABD’nin eğitimde 40’ıncı sırada olduğunu açıkladı. 

Doğrusu, ben bu kadar geride olduklarını bilmiyordum. İyi oldu, bu sayede öğrendik. 

Ardından yine ortak konulara temas etti. 

“Pasifik’i korumak istiyorum. Ekonomide agresif büyüyeceğiz. Japon ordusu Çin’den de güçlü olacak. Japonya’ya yaptırımları uygulamaya devam edeceğiz. Bunlar basit vergiler olacak. Karşılıklı vergi uygulamaya devam edeceğiz. Baydın, Japonya istese de LNG satmıyordu, biz petrol ve gaz ihracında Suudi’yi geçmek istiyoruz.” 

Japon misafir de bu sözlere mukabele etti ve Tramp’ı övmeyi ihmal etmedi. 

“Tramp, ABD’nin ve bütün dünyanın hükümdarı gibi. Birlikte dünya barışını sağlayabileceğimizi hissettim. Savunma harcamalarımızı artırmak zorundayız. İki taraf için de faydalıysa gümrük vergileri uygulanmalıdır. 

ABD’nin ticarî açığını kapatmak istiyoruz. Baydın, Kuzey Kore ile hiç ilişki kurmadı. Saldırganlık sorunları var. Kaçırılan insanlar sorunu var. Başkan Tramp bu sorunu çözerse, bizi çok mutlu edecek.”

Basın toplantısında kapanışı Tramp yaptı. 

“Kuzey Kore Başkanı Kim’in beni seviyor olması önemli bir avantaj. Daha önce araya girip bir savaşı önledim” dedikten sonra gelen soru üzerine Elin Mask’ın konumuna dair açıklamada bulundu. 

Mask’a eğitimden Pentagon’a kadar her konuda erişim izni verdiğini söyledi. Ardından ülkeyle ve dünyanın bütünüyle ilgili sorunlara nasıl baktığına dair kilit noktaya işaret etti. 

 “Zekâ ile ilgili bir durum olduğunda, kendim gerçekleştireceğim elbette.”

Kendini herkesten zeki gördüğünü her fırsatta belirtmekten geri durmuyor. Velilere ve aklı başında insanlara göre bu hâl, arızanın belirtisi. 

İlgilenmeyenler için burada bahsettiklerimiz “sıkıcı konular” olabilir ama bu tür görüşmeler, bu tür açıklamalar iyidir. Tramp keşke hep böyle konuşsa, bu alanların sınırında kalsa. Varsın kendini herkesten akıllı, herkesten zeki görsün. Ziyanı yok. Fakat öyle değil. Maalesef çoğunlukla haddi aşıyor ve boyundan büyük laflar ediyor. 

“Ben gelince savaşlar bir gün içinde biter.” 

“Ukrayna ve Filistin savaşlarını 24 saatte bitiririm.” 

Bu sözler, seçim öncesi Tramp’ın ağzından çıktı. 

Hem de defalarca söyledi. Hatta seçimi kazanmasında bu açıklamaların önemli bir payı var. 

İnsanlar da zannetti ki Tramp çok güçlü, savaşa karşı, kan dökülmesini istemiyor, barıştan yana. 

Hiç alakası yok. Gerçek bambaşka. 

Kaç hafta geçti, tablo değişmedi. Henüz sarı kafanın dediğine yaklaşılmadı. 

Aksine, savaşlar şiddetlenme eğilimine girdi. İsrail’e fazlasıyla silah ve cephane gönderiyor. Görünen o ki devamı da gelecek gibi... 

Netanyahu’nun beklediğinden fazlasını sergiliyor Tramp. Umduğunun üzerinde destekle karşılaşan Neto, bütün dişlerini gösteriyorsa, dişçisinin reklâmını yapmak gibi bir maksat taşıdığını düşünemeyiz. Elbette zevkten, keyiften ötürü sırıtıyor. 

Bu durum nasıl izah edilebilir? 

A) Tramp, yalan söyledi. Çünkü o bir yalancı. 

B) “Bir gün içinde bitiririm dedim ama hangi gün olduğunu söylemedim. Elbet bir gün biter…” şeklinde savunma yapabilir. 

C) Henüz gelmediğini düşünüyor. 

D) ABD’de siyasetçiler her söylediğinin tersini yapar. 

Galiba “Sosisin ve siyasetin nasıl yapıldığını bilseniz, geceleri rahat uyuyamazsınız” diyen Bismark haklı.