Tramp deveyi görmeden paçayı sıvadı

Görüşme mekânı olarak İstanbul’u ilk telaffuz eden kişi Putin oldu. Geçen hafta gecenin bir buçuğunda çok önemli bir basın toplantısı yaparak duyurdu. Görüşmeler için İstanbul’un seçilmesi yalnızca bizim için değil, bütün dünya için anlamlı. Barış kavramına Türkiye’den, Türkiye’de de İstanbul’dan daha fazla yakışan başka bir yer bulunamaz. Almanya değil, Fransa, İngiltere değil, ille de Türkiye.

BİR devlet başkanının, seçildikten sonra ilk hangi ülkeye gittiği mühim bir konudur şüphesiz. 


Tramp önceki gibi bu sefer de ilk olarak Suudi Arabistan’a gitti ve karşılığında 1 trilyon dolar aldı. Milyon değil, milyar değil, trilyon. 1’in yanında on iki tane sıfır var. Tren katarı gibi. 


(Biz kırk küsur yıldır terör belasına 2 trilyon dolar harcadık. TL’ye çevirecek olsak, ülkemizde yaşayan büyük küçük herkese birer milyon lira düşer. Tersten söylersek, her birimiz terör uğruna birer milyon lira kaybettik demektir. Bunu da bir parantez içinde belirtmiş olalım.)


O kadar parayı herhangi bir Afrika ülkesi -mesela Burkina Faso- verseydi, Tramp, kalabalık bir ekiple koşa koşa oraya giderdi ve hiç tereddütsüz cumhurbaşkanını ne kadar çok sevdiğini en az yirmi kere söylerdi. 


Yanında götürdüğü büyük şirketlerin ensesi kalın yöneticileri yüzlerce anlaşma yapar, ceplerinde yüklü çeklerle dönerlerdi. 


Yerel gösterileri kocaman bir gülüşle izler, hoplayıp zıplayanlar karşısında el çırpardı. 


Yine de her ikram edileni içmezdi. Suudi Arabistan’da kahveyi içmediği gibi. 


“Kamyonlar dolusu para verip sonra da beni temize havale etmeye mi çalışıyorlar?”düşüncesine kapılırdı. Kulağını mermi sıyırmış adam ne de olsa. 


O ihtimal Suudi ülkesinde de aklından yüksek hızlı tren gibi geçmiş olmalı ki getirilen fincanı kenara bıraktı. 


Gelen kahveyi rahatça içen Dışişleri Bakanı Marko Rubyo’ya da hayretle baktı. 


O bakışın tercümesini şöyle yapmak mümkün: 


“Valla cesur adamsın Marko. Ben o riski göze alamam. Ne olduğu belli değil. Bu konuda önceden bana bilgi verilmedi zaten. Bir yudum bile denemem. Sen içiyorsan iç, yarasın. Bir süre sonra iki seksen uzanırsan, yerine başka birini bulur, senin koltuğuna oturturum. Fakat benim başıma öyle bir iş gelirse, yerime kimseyi bulamazlar. Var mı benim gibisi? Kim yerimi doldurabilir? Ben bir taneyim. Benzerim bile yok. Bütün dünya aransa bir Danıld Tramp daha bulunamaz.” 


Haksız da sayılmaz. Adam bir bakışıyla on beş yirmi cümle söyleyebiliyor. 


Dünyanın her yerinde farklı gelenekler bulunur. Gidenlere iklim, bitki, hayvan türleri de, âdetler de değişik gelir. 


Tramp, Suudi Arabistan ziyaretinde deve görmüş. Çok beğenmiş. Daha önce hiç öyle güzel deve görmediğini söyledi. 


Belli ki daha önce herhangi bir deve görmemiş olmayı kendine yakıştıramadı. 


İlk gördüğü devenin o olması, hayatta gördüğü en güzel deve olması gerçeğini değiştirmez. 


Asya’ya gitseydi, iki hörgüçlüsünü görürdü. 


Tramp kendi ülkesindeyken, daha yola çıkmadan yani deveyi görmeden paçayı sıvadı. 


İstanbul’a geleceğini, Putin’le orada buluşmak istediğini, Erdoğan’ın harika bir ev sahibi olacağını söyledi. 


Rusya ile Ukrayna arasındaki barış görüşmelerinde parsayı toplamak, “Ben yaptım, ben başardım, savaşan tarafları ben barıştırdım” demek niyetinde. 


Deveyi görmeden paçayı sıvayan bir diğer kişi de Zelenski. Deyimin aslında deve değil dere olması durumu değiştirmiyor.


Zelo, İstanbul’da Putin’i bekleyeceğini beyan etti. Ne var ki Putin onu muhatap almıyor. Dışişleri bakanını bile göndermiyor. Tramp ile Zelenski istediği kadar çağırsın. 


Bir heyet geldi ve ilk görüşmeler neticesi anlaşma sağlanırsa, o zaman Putin imza atmak için lütfen gelebilir. O gelirse Tramp da uçağın burnunu İstanbul’a çevirecek. 


Görüşme mekânı olarak İstanbul’u ilk telaffuz eden kişi Putin oldu. Geçen hafta gecenin bir buçuğunda çok önemli bir basın toplantısı yaparak duyurdu. 


Görüşmeler için İstanbul’un seçilmesi yalnızca bizim için değil, bütün dünya için anlamlı. Barış kavramına Türkiye’den, Türkiye’de de İstanbul’dan daha fazla yakışan başka bir yer bulunamaz. 


Almanya değil, Fransa, İngiltere değil, ille de Türkiye. 


Üzülmesinler, Yunanistan’ın adı bile geçmez. Adı geçmeyecek olan tek ülke orası değil. Geride iki yüz civarında ülke var.