Toprak ve su

İnsanı bütün gereksiz ve zararlı maddelerden damıtmanın en geçerli ve tesirli yolu, nedamet ve bu güzide hissedişin ardına kenetlenmiş bir tövbedir. Bu yolla bütün zararlı karışımları damıtabilir ve yaradılışımızdaki toprak-su birlikteliğinin faydalı karışımını elde edebiliriz. Çünkü bütün günahlar toprağa karışmış zift gibi zararlı ve suya karışmış zehir gibi öldürücüdür.

TOPRAK ve su… İki hayatî madde… Ve insan bu iki maddeden var edildi, sonra ruhla yüceltildi.

“Gerçek şu ki, Biz insanı çamurdan alınmış bir özden yaratıyoruz; sonra onu sağlam bir korunakta nutfe hâline getiriyoruz. Ardından nutfeyi (döllenmiş yumurta) alakaya (rahimde asılıp beslenen embriyo) çeviriyor, alakayı şekilsiz et (görünümünde) yapıyor, bu etten kemikler yaratıyor, daha sonra da kemiklere adale giydiriyoruz; nihayet onu bambaşka bir varlık hâlinde inşâ ediyoruz. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah çok yücedir.” (Mü’minun, 12-14)

Bütün bu biyolojik oluşum süreci, toprak ve su karışımının özünden alındığı ayrıntısına değin, Âdem’in yaratılışından insanın anne karnındaki oluşumuna kadar safha safha Kur’ân’da anlatılmış.

Sadece bugün, organizmamızın yüzde 70’inin su, geri kalanının ise organik yani katı maddelerden oluştuğu bilimsel saptamasına da bakıldığında bu hakikati aklen de sindirmek mümkün. Ve pek tabiî, insanın ana rahminde yani “sağlam bir korunakta” oluşum merhalesinin Kur’ân’daki sıralamasına bugün çeşitli görüntüleme yöntemleri ve mikroskobik incelemeler neticesinde erişilebiliyor olması hayli mühim.

Toprağı meydana getiren bütün mineraller, organik ve inorganik maddeler, toprağın vücudundan gözlemle ayrıştırılabilir. Bu nedenle toprak, heterojen bir karışım. Su ise, içindeki her bir karışıma rağmen aynı oranda dağılım gösterdiğinden ve tek bir yapı olarak gözlemlendiğinden, homojen karışımlar makulesinde kabul ediliyor. Ve insan heterojen ve homojen iki ana maddenin birleşiminden var oluyor. İşte tam burada tekrar mezkûr ayetlere dönüyoruz. “Çamurdan alınmış öz” ifadesi, yeniden aklı tefekküre ve mütalâaya davet ediyor. Toprağın içinde nasıl farklı oranlarda ve farklı özellikler gösteren maddeler olduğu biliniyorsa, insanın ve yaratıldığı toprağın da içindeki özden seçilmiş olduğu anlamı birbiriyle bütünleşiyor. Esasen Kur’ân’daki bütün yaratılış evresi, bilim ilerledikçe gözleme de yer verecek bir düzleme oturuyor. Tabiî iman için bilimsel bir ispata gerek olmasa da, emekleyerek ve yüzyıllar boyu birbirine deney ve gözlem halkalarını ekleyerek birtakım neticelere varabilen bilim dünyasının yüzyıllar önce nüzul olan ayetlere henüz yetişebiliyor oluşu, dile getirilmesi ve üzerine düşünülmesi gereken bir letafet.

Yaratılışın derinlerinde daha nice sırlı ve fevkalâde bilgiler, henüz bilimin yetişemediği gizler ve deneye, gözleme konu olmuş muhteşem bir sistem var. Topraktan ve sudan yaratıldığımız hakikati, artık bilimsel bir saptama olarak da kaçışsız bir inancı kalplere ilikliyor. Önce sağlam korunakta var edilişimiz, çeşitli ayetlerde topraktan ve sonra bir damla sudan halk edilişimiz ve sırasıyla et, kemik ve kas sisteminin teşkilatlanması gibi Kur’ânî bilgiler, tek bir harfi bile inkâr edilemeyecek, sıralamasında bile tezatla karşılaşılamayacak kadar bilimsel bağlamda da gözler önüne serilmiş durumda.

Yaratılışın muhteşem kurgusunda toprağın ve suyun ehemmiyeti aklın şüphelerini dindirip sonsuz bir serinliğe kavuştuğunda, yolun bundan sonrasını farklı bir perspektiften yürüyebiliriz. Madem sudan ve topraktan müteşekkiliz, o hâlde bu hakikatin sırlı kapılarını aralamalı.

Karineye satır aralarında temas etmiştim. İki şifremiz var: Homojen ve heterojen.

İçtiğimiz suyun ve tuzlu suyun homojen olduğunu söyler kimya. Suyu çeşitli ayrıştırma yöntemleri ile saf suya dönüştürmek ya da tuzlu suyu damıtma ile içme suyuna çevirmek mümkün. Toprak da bir karışım ama su gibi tek bir yapı sergilemiyor. İçindeki maddeler homojen (türdeş) bir dağılım sergilemiyor. Bu nedenle toprağı teşkil eden tüm karışımlar, onu ayrışık yani heterojen (çoktürlü) bir niteliğe terfi ettiriyor. O hâlde yine tabiattan insana geçiş yaparsak, insanın bazı maddelerden ayrıştırılması sürecine biraz metaforik ama çokça mânâ yüklü bir pencereden göz atabiliriz.

Doğduğu anda insan, gereken bütün besini, vitaminleri, elementleri, mineralleri toprak ve su birlikteliğinden elde ediyor. Ve insan yaşlandıkça vücuttaki su miktarı azalıp yavaş yavaş toprağa doğru meylediyor. Fakat bu gidişte organizmaya istenmeyen karışımlar da dâhil olabiliyor. Tıpkı vücudumuzun çeşitli mikroplara, radyasyon ve benzeri etkilerle hücresel bozulmalara, birtakım fazlalıklara ve eksikliklere bağlı olarak hastalanması gibi anlam bozulmalarına da maruz kalabiliyor. Gerçek verim ve canlılığı sağlayan niteliğe erişmesi için toprağı ve suyu atık maddelerden temizlemek/ayrıştırmak gerektiği gibi, mânâmızın da bazen çözülmeye, damıtılmaya ve ayrıştırılmaya ihtiyacı var. Suyu içilebilir ve toprağa hayat verir nitelikte tutmak için tamamen arınmış, saf bir hâlde kullanamayacağımız gibi, çeşitli sıvı, katı ve gaz maddelerle birlikte de organizmaya dâhil edemeyiz. Ancak içindeki elementler ve çeşitli mineralle birlikte ve sonradan hiçbir farklı madde eklenmemiş hâliyle su, hayat verebilir. Toprak da kendi tabiî karışımında barındırdığı maddelerle birlikte hayata katkı sağlayabilir. Onu bütün karışımlardan ayırmaya kalkmak ya da tabiî yolla toprağın vücuduna karışmayan, sonradan eklenen ve aksi tesir edecek maddelerle bir araya getirmek, tabiata can veren niteliğini yerle bir eder. Buradan hareketle, yaradılışımızda var olan hasletleri kaybetmek ya da olmaması gereken hâlleri varlığa dâhil etmek de böyle bir bozulmaya yol açar. İşte insan, toprak ve su mahiyetinin gerektirdiği gibi olabilmek için zaman zaman çeşitli ayrıştırma yöntemlerine başvurmak durumunda.

İnsanı bütün gereksiz ve zararlı maddelerden damıtmanın en geçerli ve tesirli yolu, nedamet ve bu güzide hissedişin ardına kenetlenmiş bir tövbedir. Bu yolla bütün zararlı karışımları damıtabilir ve yaradılışımızdaki toprak-su birlikteliğinin faydalı karışımını elde edebiliriz. Çünkü bütün günahlar toprağa karışmış zift gibi zararlı ve suya karışmış zehir gibi öldürücüdür.

Kendimizi menfi maddelerden arındırıp yaradılışımızdaki gerçek oranlara yaklaşabilmenin yolu ise, ancak tövbeyle, varlığı bu istenmeyen suni karışımlardan ayrıştırmak olacaktır. Gerçek bir nedamet ve yakarışla Rabbinden mağfiret dilemek, günah ve haram gibi suni maddelerle kirlenmiş anlamımızı temizlemek, özünü kaybetmiş suyun ve toprağın geri kazanımıdır. İnsanın anlamca geri kazanımı bir tövbeye bakar.