Tılsımlı mısraları kim yazmış, kime yazmış?

Kim yazmış, kime yazmış gibi sorular önemli ama ne yazdığı da en az onlar kadar önemli. Bendeniz çorbaya doğru giderken, siz tahmin edin bakalım bu şiir kime yazılmış olabilir? Zira muhatabının ismini zikretmemiş ve başlık da kullanılmamış. Tahminlerinizi bir kâğıda yazıp şişe içine tıkıştırın ve öyle gönderin. Belli ki zarfları yırtıp atan birileri var etrafta.

ÜÇ günlük bir yolculuk dönüşü, işyerimdeki masanın üzerinde, yokluğumda gelen birkaç kitap ve dergi arasında, padişah fermanı gibi dürülmüş bir kâğıt buldum. 


Sararmış, solmuş, kenarları kıvrılmış, üstündeki yazının mürekkebi eskimiş. 


Zarf yok, mazruf ortada. 


“Kim getirdi, kim bıraktı, gören duyan yok mu, neden zarfsız?” gibi sorulara cevap aramayı sonraya bırakarak okumayı tercih ettim. 


Dürülü kâğıdı açınca, zarif bir yazıyla yazılmış mısralar çıktı karşıma.

Meydanda toplanan ahalinin önünde, fermanı iki eliyle tutup açtıktan sonra okumaya başlayan münadi gibi hissettim kendimi. Her ne kadar kimse dinlemiyor ve içimden okuyor olsam da, görüntü o idi. 


İkişer mısralardan ibaret beyitlerle bakıştık. 


Gözleri olan ve bakabilen tek bendim elbette. Kâğıdın ve üstündeki harflerin bana bakacak gözleri yoktu. Fakat o güzel yazıların da bana baktığını hissettim bir an. 


Sanki o mısraları yazan kişi, oraya bir tılsım bırakmış da gitmişti. 


Bir nefeste okudum. 

*


“Söyle, kim büyüttü böyle bîperva seni

Kim getirdi cesaretle aday gösterdi


Kim şişirdi, kim alkışladı, kim şımarttı

Dün gibi aklımızdadır, aylardan marttı


Her şey çok güzel olacaktı, kandı millet

Hiçbir şey güzel olmadı, çöktü bir illet


Kendi cukkanı düşündün, şehri unuttun

Köküne kibrit suyu döktün de kuruttun


Gözünü en yükseğe diktin çalışmadın

Kirlettin şehri, senin de kirlendi adın


Rüşvet irtikap tek yöntem oldu yerleşti

Bak, yakın adamların itirafı seçti


Uzun yatacaksın, yanların ağrımasın

Kurtarmaz seni beslediğin yandaş basın”

*


İmza yok, isim yok, cisim hak getire. 


Bu kâğıdı getirip bırakanı gören yok. Yazan kimdir bilen yok. Getiren ile yazan aynı kişi midir, tahmin yürütmek bile gereksiz bir meraka işaret. 


O mısraların kime yazdığını tahmin etmekte zorlandım. O kadar garip bir hâl içine gark oldum. “Gark gurk” diye sesler duymaya başladım. 


Meğer açlıktan kaynaklanmaktaymış. Yemek vakti geçtiğini bile fark etmemişim. 


Zihin bir yere takılınca, başka konularda da tökezlemekten kaçınamıyor. Ne kadar basit, ne kadar sıradan olursa olsun. 


Başka zaman olsa, bu mısraların kime yazıldığını hemen anlar, hattâ az daha gayret etsem, üsluptan yazanı bile tahmin edebilirdim. Tam bilemesem bile tahmin etmek az şey midir? 


En baştaki mısranın Nedim’den aparma olduğu, elbette ilk anda fark ediliyor da sonrası onun üslubundan uzak. 


Hem zaten Nedim hangi zaman gemisine binip de gelecek? Ayrıca Nedim yazsa aruzla yazardı, heceyle değil. 


Efrasiyab’ın çizimleri ve açıklamalarıyla Sefine-i Tayy-i Zaman’ı inşa eden, ciddi uğraşlarla yakıtını temin eden ve o zaman gemisiyle yolculuğa çıkan Kahraman Gündüz’e danışmak gerekecek. Belki o biliyordur. Yahut en azından bir tahmin yürütebilir. Ben tahmini emekletemiyordum bile. 


“Neyse” deyip bir kenara oturmak ve bir tas çorbayla açlığa son vermek en iyisi. 


Kahraman’ın gemisi bildiğim kadarıyla yalnızca geçmiş tarihe gidip, çıkış yer ve zamanına geri gelebiliyordu. İleri bir tarihe gidemiyordu. 

İlk karşılaşmada danışmak şart oldu. Belki de “Bu olsa olsa, Efra Siyapma’nın işidir. Şayet Ubor Metenga değilse...” diyecek. 


Kim yazmış, kime yazmış gibi sorular önemli ama ne yazdığı da en az onlar kadar önemli. 


Bendeniz çorbaya doğru giderken, siz tahmin edin bakalım bu şiir kime yazılmış olabilir? Zira muhatabının ismini zikretmemiş ve başlık da kullanılmamış. Tahminlerinizi bir kâğıda yazıp şişe içine tıkıştırın ve öyle gönderin. Belli ki zarfları yırtıp atan birileri var etrafta. 

*


Not: Kahraman Gündüz’ün kitabı “Sefine-i Tayy-i Zaman” Haber Ajanda Yayınları arasından çıktı. Okumanızı şiddetsiz, efendice tavsiye ederim. Sayfalar arasında yakından tanıdığınız simalara rastlayacaksınız. Tarihten hoşlanan ve bugünkü siyasî hadiseleri kafaya takan, çarpıklıklardan ve gaydırı gubbak tiplerden rahatsız olanlar için harika bir eser. Macera içinde macera… Heyecanlı kovalamacalar da cabası. Yazarımızla tarih içinde dolaşmak, antik bir gemiyle zaman yolculuğu yapmak isteyenler için biçilmiş kaftan değilse de basılmış kitap. Noksansız 400 sayfa. Üstelik beğenme garantili.