Terörün gölgesinden münevver yarınlara

“Terörsüz Türkiye”, terör örgütleriyle varılan bir dostluk anlaşması değildir. Bu, Türk-Kürt kardeşliğini perdeleyip özde Türkiye’nin geleceğini kana ve yokluğa boyamak isteyen birtakım devletleri, masada ve sahada alt edip onların uzantısı olan terör oluşumlarının kendilerini lağvetme yoluyla ortadan kaldıran bir Devlet dehasıdır. Bu, “Devlet Aklı”yla terör örgütlerine emredilmiştir, besleyicileri masada mağlup olan silahlı pespayeler de bu emre uymak durumunda kalmıştır.

TÜRKİYE Yüzyılı’nda “Terörsüz Türkiye” vizyonu adım adım hayata geçirildi. Sürecin hemen biraz öncesine bakarsak, hem sınır içinde hem de sınıra yakın bölgelerde etkisiz hâle getirilen teröristler ve Suriye’deki tiran rejiminin devrilmesiyle, PKK ve eşgüdümlü alternatif terör oluşumlarının beli bükülmüş, terör eylemleri son yıllarda bitme noktasına gelmişti. 

Çözüme giden yolda hain tuzaklarla ülkenin istikrarını sekteye uğratmaya çalışan bu örgütler, ABD’nin ve İsrail’in desteğiyle farklı coğrafyalarda uzun yıllar kendilerini güncel tuttular. Hem örgütün eylem koordinatlarına hem de hedeflenen kaotik projelere göre farklı alt katmanlardan oluşan PKK ve türevleri, silah bırakmaya bugüne kadar pek de yanaşmamıştı. Ağır kayıplar verildiği dönemlerde ya da diplomasinin baskısını omuzlarında hissettikleri vetirelerde sürdürülebilir çatışma ortamını sağlayacak desteği göremediklerinden, silahsızlanma ve eylemsizleşme yolunda daha yakın bir pozisyon tuttukları olmuştu; fakat bu tam bir teslimiyet ve kendini fesih ile nihayetlenecek menzile bir türlü varamamıştı.

Bugün ne oldu da terör örgütü fesih kararı aldı?

Peki bugün ne oldu?

“Bir terör örgütünün kendini feshetme motivasyonu ne olabilir?” sorusu üzerine biraz düşünmek, fesih kararını aktive eden potansiyel dinamiği okumayı da sağlayacaktır kanısındayım.

Karşıt argümanlarla varılan mevkii küçümsemeye, karalamaya ya da Devlet iradesine acziyet atfetmeye çalışanların bu problematik üzerine çok kafa yormadığı ya da yorgun zihinlerinin bu denklemi çözümlemeye kâfi gelmediği aşikâr. Ekseri tümdengelim ile vakıaları bileşiğini ayrıştırmaya çalışan kalemim bu defa daha sarih ve tutarlı bir yol izlemek adına tümevarım yöntemini kullanacak.

“Bugün ne oldu da terör örgütü fesih kararı aldı?” sorusunu cevaplamadan evvel terör kavramının ve ona hab edilen yoksunluk ekinin tefsirine değinmek, yorgun zihinlerin bilgi taşıyan hücrelerini uyarabilir umudundayım. 

Terör, korku sindirme, yıldırma, can alma, mala kastetme, yakma-yıkma gibi eylemlerle toplumsal bir çöküş hedefleyen örgütsel bir eylemdir. Bu kavram herhangi bir eke ihtiyaç duymadan kendi başına negatiftir, olumsuzdur, menfidir. Meselâ “refah” kelimesini olumsuz yapmak için zıt anlamlı başka bir kelimeye ya da ana kelimemize eklenecek bir yoksunluk ekine ihtiyacımız var. Eğer refah huzuru temsil ediyorsa, “huzursuzluk”, maddî olgunluğu ifade etmek amacıyla sarf ediliyorsa “fakirlik” ve “yoksulluk” her türlü sıkıntıdan beri olmaya adanmış bir lügatse “sıkıntı” gibi kelimeleri, olumlu bir meale denk düşen “refah” kelimesini olumsuz yapma yolunda zıt anlamlılar başlığında sıralamamız mümkün. 

Gelelim terör kelimesine… Yapısında, mealinde, izdüşümünde zaten olumsuzluk barındıran bir kelimeyi olumsuz yapmaya hacet yoktur. Bir olumsuzluk, bir yoksunluk ekiyle iliklendiğinde, ortaya çıkan bu yeni mana OLUMLU, İYİCİL ve HAYIRLI olacaktır.

Bir ülkenin terörsüz bir döneme geçişinde hangi akıl Devlet’e ve paydaşlarına acziyet atfedebilir?

Hadi birlikte deneyelim: Terör, yıkım ve bela getiren eylemlerse, “TERÖRSÜZ”lük ne demek olabilir? 

Terörsüz ülke, terörsüz şehir, terörsüz coğrafya, terörsüz millet, terörsüz kıta, terörsüz dünya… Bütün bu sıfat tamlamaları size olumlu mu geldi, olumsuz mu? Aklı ve vicdanı devreye soktuğumuz bir düşünme ve karar verme eyleminde terörsüz sıfatına getirilebilecek bütün isimler, olumlu, müspet, hayırlı bir sonuca işaret eder. Öyleyse terörsüz demek çok şey demektir. Birkaç tane sıralayalım: Refah, huzur, istikrar, ekonomik büyüme, kardeşlik, güven, birlik, özgürlük, bağımsızlık, güç, iktidar, aydınlık, felah, barış, umut vb… Aslında tam buraya bir sonsuzluk işareti kondurduğumu varsayabilirsiniz.

Demek oluyor ki, terörsüzlük, küçümsenebilecek, karalanabilecek, yok sayılabilecek ya da arzu edilmeyecek bir vasat olamaz. Bunu ancak, ülkenin tüm bu müspet kazanımlardan ayrıştırılması ihanetine bel bağlayanlar değersiz bir slogan olarak niteleyebilirdi. Peki, bir ülkenin terörsüz bir döneme geçişinde hangi akıl Devlet’e ve paydaşlarına acziyet atfedebilir?

Biraz da bunun üzerine düşünelim…

Yok, öyle büyük laflar etmeyeceğim, harcım da değil zaten. Ben çok basit ve düşük rakımda soruların içinde gizlenen cevaplara dikkat çekeceğim. 

Meselâ diyeceğim ki kıymetli okur, bir terör örgütü hayal et; amacı, yapısal kurgusu, hedefi ve görünmeyen kurucu odakları istediğin şekilde belirle. Hemen ardından da bir ülke kur zihninde ve sınırları, dili, inancı, kültürü ile kabataslak bir tasvirle zihnine yaz. Şimdi bu terör örgütünün tasavvurundaki ülke içinde ne amaçla varlık sürdürdüğünü sorsam, ülkenin kalkınması ve muasır bir tekamüle kavuşması için dersen, aklî melekelerin sorgulanabilir. 

Bu kısa ve etkili düş kurma eyleminde ilk aklına geleni ben söyleyeyim: Bir ülke içine sızdırılmış terör örgütü o ülkenin tüm gelişim ve büyüme segmentlerini yerle bir etme güdüsüyle hareket eden negatif bir oluşumdur, değil mi? Ve pek tabii hiçbir terör örgütü, yerden biten bir ot misali yerleşik bulunduğu coğrafyada kendiliğinden mahsul veren bir ürün değildir. Hepsi bir aparattır ve çağımızda sıklıkla vekalet savaşlarında son derece ergonomik bir yapıdadır. Büyükbaşların, bilhassa Orta Doğu olarak adlandırdıkları bölgedeki verimli yeraltı kaynaklarıyla semirme güdüsüne hizmet eder. Bir yandan da terörizm, ülkeleri İslâmsızlaştırma, ülküleri değersizleştirme, birliklerin bağlayıcı halkalarını koparıp güçsüzleştirme projelerinin kanlı elidir. 

Ama bir dakika! Yoksa sana bugüne kadar terör ve İslâm kavramlarını bağdaşık bir tasvirle mi yutturdular. O hâlde hemen uyan! Zira Batı masallarında derin uykulara dalmışsın. Seni uyandıracak çok fazla veri var elimde ama mevzumuz şimdilik bu değil. O yüzden hiç unutma ki terörizm, ekseri İslâm’a ve Müslümanlara karşı projelendirilir. 


Bize düşen, terör örgütlerini geçersiz kılan ve onların hamilerini masada alt eden gücün Devlet’te sürdürülebilir olması için sonsuz bir destektir. “Tam Bağımsız Türkiye” yolunda Devlet üzerine düşeni yapmakta, o hâlde biz de birliği aksatacak bütün verimsiz ve absürt karalama kampanyalarına karşı uyanık olmak zorundayız.


Bu hain oluşumların muhakkak bir besleyicileri, koordine edicileri ve kurucuları var

O hâlde devam edelim… Tam bulunduğumuz satıra kadar biriktirdiklerimizi hatırlıyor musunuz? Meselâ en başta terörün kendi başına olumsuz bir kavram olduğunu konuştuk ve sadece mantık süreçlerini süjeye dâhil ederek “terörsüz” sıfatının, içinde sayısız olumlu anlam barındıran bir kazanım olduğu kanısına vardık. Terör örgütlerinin amacının daima kültürel, millî, dinî ve coğrafî bir hedef belirlediğini, daima bir aparat olduğunu ve illâki bu aparatı kendi menfaatine kullanan bir ya da birden fazla kurucu ve besleyici odak olduğunu keşfettik. Yani bu hain oluşumlar, tek başlarına kendiliğinden peydah olan tanımsız varlıklar değiller. Muhakkak bir besleyicileri, koordine edicileri ve kurucuları var. Bu kurucular, ellerindeki kumandalar vasıtasıyla arzu ettikleri amaca, direkt müdahale imkânı olmadığı mevki ve vaziyetlerde, vekaleten can alma ve yıkma eylemlerine kurguladıkları ergonomik aparatlar olan terör örgütlerini devreye sokarlar. 

Buraya kadar da her şey tamam… Sıklıkla bir ülkeye sızdırdıkları terör örgütü mensuplarının elinde silah bulunur. Ama bu denklem her zaman için geçerli değildir. Bazen bir devlet makamına takiye ile monte edilebilirler, bazen bir belediye kurumunun içinde yine ülkenin bekasını sekteye uğratma yolundaki hedefleri silahla değil, yetki ile gerçekleştirebilirler. Bazen bir öğretmen kisvesine bürünebilirler, bazen de doktor önlüğü giyip can kurtarıyormuş gibi yapıp can alabilirler. Fakat her hâlükârda hizmet ettikleri bir odak vardır ve bu odak bir ülkeye direkt savaş açacak güce ve delile sahip olmadığından, o ülkenin gelişimini bu yollarla en aza indirmek üzere bir yol izler. Bazen amaçları ülke topraklarında petrolü, doğalgazı içebilmektir, bazen de İslâm’ın yayılması önünde durabilecekleri ütopyasında dinî ve millî birlikleri alaşağı etmektir. Ama her zaman için değişmez tek muta, terör örgütlerinin monte edildiği coğrafyada kan dökme, ekonomiyi çökertme, ülkenin gerilmesi yönünde çeşitli görünür ya da gizli eylemleri hayata geçirme amacıyla tesis edildikleri gerçeğidir. 

Devlet’i, PKK’dan ricacı konumuna düşürüp, PKK terör örgütünü de merhametli bir yapıymış gibi akıllara yedirmeye çalışıyorlar

Bütün bu bilgiler ışında iki cevapsız soruyu senkron bir şekilde cevaba kavuşturalım: Bir terör örgütünün silah bırakması, kendini feshetmesi devletin acziyetini gösterebilir mi? Bugün ne oldu da terör örgütü kendini feshetme kararı aldı?

Bu iki soru, güncel tartışmaların (bilinçli ya da bilinçsiz), “terörsüzlük” müspet sıfatını oraya buraya çekiştirip olumsuzluk atfetmeye çalışanların üzerinde durduğu iki garip merak. 

Mademki bir terör örgütünün ilâki bir kurucusu ve besleyicisi var, o hâlde bu terör örgütüne “Silah bırak” demenin etkisi olabilir mi? 

Biraz saçma gelmiyor mu kulağa? Seni yıkmak, berbat etmek için motive edilmiş yasa dışı bir yapılanma, rica ya da buyruk ile senden gelen talimatlara uyuyor. Evet, garip ama gerçek! Peki, bu bir rica ise, bu Devlet’in acziyetini mi gösterir? Evet… Peki, bu bir rica mı? HAYIR! O hâlde bu Devlet’in acziyeti olamaz. Bu bir buyruksa, bu, Devlet’in acziyetini gösterir mi? Hayır! Peki bu bir buyruk mu? EVET!

Devlet’i, PKK’dan ricacı konumuna düşürüp, PKK terör örgütünü de merhametli bir yapıymış gibi akıllara yedirmeye çalışıyorlar. Sanki PKK Türkiye’yi bölmek üzereyken bir anda Devlet büyüklerimiz yakarış dolu bir ricada bulundu ve (binlerce canımıza kıyan) bu örgüt, bir anda Devlet’in ricasına merhametle karşılık verip kendini feshetme kararı aldı!

Benim size sorabileceğim tek bir soru var: Siz, komik misiniz? Ben vereyim cevabı: Oldukça komiksiniz…

Ya hu, komik misiniz? Çok başka şeyler de sorabilirdim, meselâ Devlet’in gücünü örtbas etmek mi istiyorsunuz, terör bitmesin diye hayâller mi kuruyorsunuz, terör örgütlerinin kuklacılarına mı hizmet ediyorsunuz gibisinden daha bir dolu soru kalıbı türetebilirim ama yapmıyorum. Neden mi? Çünkü iş oraya varmıyor. Zira bu kurulan denklem çok absürt. O nedenle benim size sorabileceğim tek bir soru var: Siz, komik misiniz? Ben vereyim cevabı: Oldukça komiksiniz…

Devlet rica etti, PKK merhamet etti, diye yutturmaya çalışıyorsunuz ama boş… 

O zaman “Ne oldu da terör örgütü kendini lağvetme kararını aldı?” sorusuna geçeyim de komediden realizme transfer olalım.

Üzüleceksiniz ama Türkiye, “Türkiye Yüzyılı” vizyonuyla, sınır içinde ve sınır ucunda, komşu ülkelerin sınırları dahlinde ve daha açıklanmayan pek çok coğrafyada terör örgütü PKK’nın, onun alt kümelerinin, farklı varyasyonlar, adlandırma ve yapısal değişimler ile kendini kamufle etmeye çalışan ve hem ülkemizi hem de yakın coğrafyayı istikrarsızlaştırma emrini büyükbaşlardan almış olan tüm terörist oluşumların kökünü kazıdı. Yeni Suriye’nin mihenk taşı olan Türk Devleti, bir yandan da diplomaside öyle büyük hamlelerle rakiplerini sıkıştırdı ki, terör besleyicilerinin aparatlarını tuttukları eli büktü. 

Devlet’in gücü ve bekası, ülkemizin ve milletimizin refahı anlamına gelir

Fakat karşımızda homojen olmayan, çeşitli ad ve yapılarla defalarca karşımıza çıkabilen ve son derece asimetrik bir düşman var. Terör örgütleri, ülkeler arası savaşlardaki normlara bağlı değildir. Tıpkı İsrail gibi… Onlar defalarca yok edilip defalarca yeni aparatlarla yıkıma ve yok etmeye resetlenebilirler. Terörsüz Türkiye, terör örgütleriyle varılan bir dostluk anlaşması değildir. Bu Türk-Kürt kardeşliğini perdeleyip özde Türkiye’nin geleceğini kana ve yokluğa boyamak isteyen birtakım devletleri, masada ve sahada alt edip onların uzantısı olan terör oluşumlarının kendilerini lağvetme yoluyla ortadan kaldıran bir Devlet dehasıdır. Bu, “Devlet Aklı”yla terör örgütlerine emredilmiştir, besleyicileri masada mağlup olan silahlı pespayeler de bu emre uymak durumunda kalmıştır. Elbette ne onların hamilerine ne de her türlü kıyıcı eylemi gerçekleştirebilecek kadar insanlıktan çıkmış örgüt üyelerinin sözüne güven olmaz. Tıpkı İsrail’e olmayacağı gibi… Fakat bu süreç, bir güç gösterisidir. Bir devlet terör örgütüne verdiği hasarla onları besleyenlerin desteğini çekmesi yönünde baskı yapar. Bu baskılar yüzünden ve sahadaki yenilgiler nedeniyle fesih kararı alan örgütler, güç odağının baskısı devam ettiği müddetçe çok isteseler de sözlerinden cayamazlar.

Bu da demek oluyor ki, Devlet’in gücü ve bekası, ülkemizin ve milletimizin refahı anlamına gelir. İstikrar, ekonomik büyüme, toplumsal refah, üretim gücü gibi bütün iyicil beklentiler de Devlet-Millet birliğini sarsılmaz bir yapıya kavuşturmakla mümkün olur. İşte bu vizyon, Devlet’in birer birer hayata geçirdiği revizyonlarla sadece bugünü değil, yarınları da kuşatan bir hedef olarak tam karşımızda durmaktadır. Bize düşen, terör örgütlerini geçersiz kılan ve onların hamilerini masada alt eden gücün Devlet’te sürdürülebilir olması için sonsuz bir destektir. “Tam Bağımsız Türkiye” yolunda Devlet üzerine düşeni yapmakta, o hâlde biz de birliği aksatacak bütün verimsiz ve absürt karalama kampanyalarına karşı uyanık olmak zorundayız. 

Evet, bugün bu oldu… Devletimiz uzun yıllardır terör örgütü mensuplarını ve teröristlerin inlerini yerle bir etti. Suriye’de de kukla rejimin devrilmesiyle bölgede oyun kurucu pozisyonuna kavuşan Devletimiz, terör tasarımcılarını da masada şah mat etti. Örgüte kendini lağvetmek dışında bir yol kalmadı…