BU yazımızda, bundan 96 yıl önce, 17 Kasım 1924
tarihinde CHP iktidarı tarafından kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası konusunu
sizlerle paylaşacağız…
Bilindiği üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet
partileri, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile Serbest Lâik Fırka’dır. Bu iki
parti de kurulduklarından kısa bir süre sonra irticaya destek verdikleri
gerekçesiyle kapatılmış veya kapattırılmıştır. Tek parti dönemlerinden beri
süregelen ve kamuoyunda bilinçaltına yerleştirilen klâsik yaftalama ile
bakıldığında, irticaya alet olan bu iki parti, tabiî olarak yok edilmeyi de hak
etmişlerdir.
Kamuoyu bilincine yerleştirilen ve lise ile fakülte ders
kitaplarında ısrarla işlenen bu tez, bilimsel bir temele dayanmamaktadır. Her
iki partinin kurulduğu döneme ait kaynaklara inildiğinde, birinci şâhitlerin
ağzından olaylar dinlenildiğinde, gerçeğin hiç de oluşturulan imajdaki gibi
olmadığı apaçık ortaya çıkmaktadır.
17 Kasım 1924 yılında yani Cumhuriyet’in ilânından yaklaşık
bir yıl sonra kurulan TCF ile ilgili o günün basını tarafından oluşturulan imaj,
sadece irtica bağlantısı değildir. İttihad-Terakki namına çalışmak ve radikal
sosyalist olmak, daha kurulduğu ilk günlerde TCF için hâkim ideoloji tarafından
seçilen iki farklı yakıştırmadır. Fırka büyüyüp gelişmeye başlayınca, daha
önceki yakıştırmalar terk edilerek irtica desteği gündeme getirilir.
Cumhuriyet başyazarı ve Halk Fırkası mebusu Yunus Nadi de
aynı kanaattedir: “Bu hâliyle
Terakkiperver Fırka’nın bugün efkâr-ı umumiye mahzarında irtica ile maznun
mevkiinde bulunduğunu saklamaya imkân yoktur.”
Dönemin hâkim ideolojisi ve ideologları tarafından ısrarla
irticaya destek fikri işlense de, TCF’nin kurucuları olan ve birçoğu Kuvay-ı
Milliye komutanı bulunan şahıslar böyle düşünmemektedirler. Günlük gazetelere
verilen beyanatlar başta olmak üzere, kurucuların yaptıkları tüm açıklamalar,
partinin liberal görüşe sahip Cumhuriyetçilerce teşkil edildiğini açıkça göstermektedir.
Kurucuların bu muhtevâyı içeren beyanatlarına kısaca göz atmak
yeterli olacaktır.
1 Kasım 1923’te Vatan ve Tevhid-i Efkâr gazetelerinde
Cumhuriyet’in ilânına ilişkin Rauf Bey ile yapılan röportaja yer verilir. Rauf Bey, kendisinin Cumhuriyetçi bir
hükûmet şeklinden yana olduğunu söylemektedir.
Rauf Paşa, yeni bir parti kurmak gâyesiyle Halk Fırkası’ndan
ayrılırken, Fırka Riyâsetine çektiği istifa dilekçesinde de benzeri ifadeler
kullanmıştır: “Cumhuriyeti idarenin teyid
ve takviyesine çalışmak üzere fırkadan ayrıldığımı arz ederim.”
Kuruculardan Kâzım Karabekir ise, kendisine yöneltilen
Cumhuriyet hakkındaki düşüncelerini yorumlarken, “Öteden beri şöyle düşünürüm: Şahsî veya zümrevî saltanat, milletlerin
daima bais-i felâketi olmuştur. Memleketimizin bu hâle düşmesinin hakikî sebebi,
hâkimiyet-i milliyenin mevcût olmamasıdır” demiştir.
Karabekir Paşa, 24 Şubat 1924 günü Meclis’te yaptığı konuşmada,
dinin siyâsete alet edilmesiyle ilgili kanaatini de açıklamıştır: “Efendiler, dini alet ittihaz ederek mevcûdiyeti
tehlikeye koyanlar şayan-ı lânettir. Bu hareket, hıyanet-i vataniyyedir.”
Partinin İkinci Başkanı Dr. Adnan Adıvar’ın da Cumhuriyet
ile ilgili görüşleri farklı değildir. O da Halk Fırkası’ndan istifa dilekçesine
Cumhuriyet’i muvaffak etmek istediğini yazar: “Bundan böyle irade-i cumhuriyetin memlekette tam ve kâmil
muvaffakiyetini temin için çalışmak emelinde bulunduğumu arz eylerim.”
1 Aralık 1924 tarihli İstiklâl Gazetesi’nde de yine TCF’nin
kurucularından birinin görüşleri yer alır. Kurucu, gazete muhabirinin
sorularına şu cevapları verir: “Biz ne
saltanatçıyız, ne de Hilâfetçi. Bu iki müessesenin memlekete ika ettiği büyük
ve elim fenalıklar hepimizin hatırındadır. Aramızda saltanatçılıkla itham
edilebilecek tek bir fert yoktur. Yalnız size şunu işaret edeyim ki, saltanat
yalnız hanedanlar tarafından değil, şahısların tahakküm ve istibdatları ile de
teessüs edebilir. Biz saltanatın aleyhinde bulunduğumuz gibi, Meksika’daki gibi
bir cumhuriyet de istemiyoruz. Bizim istediğimiz, milletin irade ve arzusunu hâkim
kılan, onun emeli dairesinde hareket eden bir cumhuriyettir.”
Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, yeni fırkanın kurucuları
liberal bir cumhuriyet arzulamaktadırlar. Bu cümleden olarak, dönemin
muhafazakâr görüş sahibi mebusları ve Meclis dışı fertler, TCF’ye karşı bir
yakınlık duymazlar. Nitekim bu gerçek, o günün gazete haberlerine de yansır: “Mensub-u ilmiyeden bulunan mebuslar bu yeni
fırkaya girmeyecekler, kendi aralarında bir muhafazakâr fırka tesisine
çalışacaklar veyahut da Meclis’te müstakil kalmayı tercih edeceklerdir.”
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurucuları yeni bir partiyi
hangi ihtiyaçtan dolayı kurduklarını yine muhtelif gazetelere yaptıkları
açıklamalarla izah ederler: “Halk Fırkası
erkânı tamamıyla hükûmetin taraftarı, binaenaleyh inhisar tâlibidir. Bu yüzden
hükûmete karşı tam bir murakabe tatbiki imkânı bulunmuyordu. İşlerin çoğu Meclis’in
nazar-ı tetkikinden kaçıyordu. Başımızda hükûmetin tahakkümü vardı. Tenkid hoşa
gitmiyordu. Daima öne sürülen ‘Cumhuriyet’ sözü, tehlike dakikalarında silah
gibi kullanılıyordu.”
Şeyh
Said İsyanı ve kapanmaya giden yol
17 Kasım 1924 günü yani TCF’nin kuruluşundan yaklaşık üç ay
sonra, 14 Şubat 1924’te Bingöl’ün Genç ilçesinde Şeyh Said İsyanı patlak verir.
Bu isyanın çıkışıyla birlikte TCF’nin isyancılarla irtibatlandırılarak
kapatılma süreci başlar ve iki sosyal vakıanın etki ve tepkileri at başı olarak
birbirini izler.
Şeyh Said İsyanı’nı bir propaganda malzemesi olarak
değerlendiren Halk Partililer, olayın bir irtica hareketi olduğundan bahisle, icap ederse inkılâbın sesinin bütün Türkiye’de
hâkim ve mutlak olarak çınlayacağından bahsederler.
Terakkiperverler de mevcût isyandan, özelde partileriyle
irtibatlandırılması, genelde ülkeye zarar vermesi bakımından rahatsızdırlar. Nitekim ilk Meclis içtimaında isyancılara
karşı uygulanacak şedit tedâbire müzaharete karar vermişlerdir.
Yakın tarihin ilk muhalefet fırkasına lâik görüş ve ideoloji
mensuplarınca yöneltilen en temel eleştiri, programında yer alan, “Fırka, efkâr ve itikad-ı diniyyeye hürmetkârdır”
ifadesiydi şüphesiz. Öncelikle şu gerçeğin altını çizmek gerekir ki, fırkanın
58 maddelik programının sadece iki maddesi dinî hususları ihtiva etmekte olup,
bu iki maddeyi (hattâ bir maddeyi) öne çıkarıp bir fırkayı mahkûm etmek, tarihî
bir vebâl teşkil etmektedir.
Sunulan bunca bilgiyi genel bir değerlendirmeye tâbi tutacak
olursak, TCF, ortaya koymaya çalıştığımız süreç içerisinde Cumhuriyet’in ilk
yılının karışık döneminde, bir anlamda Mustafa Kemal’i frenlemek isteyen ılımlı
yenilikçilerin oluşturdukları siyasal harekettir.
ABD’nin ilk Türkiye Büyükelçisi John Grew, TCF olayına o
günkü gözlemlerine dayanan ilginç bir yorum getirir: “Cumhuriyet’in ilk
günlerinde geçimsizlik çıkaran grubun muhafazakâr olduğu kabul edilmişse de
aslında bunlar, Gazi’nin çevresinde toplanan ve ilerici olduklarını söyleyen
birçoklarından daha muhafazakâr değildirler. O zamanki başlıca politik sorun, parlamento rejimi ve diktatörlük
tartışmasıydı.”
TCF ile ilgili Türk dilinde yazılmış ilk bilimsel çalışmayı
yapan Nevin Yurtsever Ateş, sonsöz mâhiyetinde yaptığı değerlendirmede,
gerçeği, karalamayla oluşturulan imajdan ayırt eder: “Cumhuriyet düşmanı dinci
unsurların TCF’ye sızmak istedikleri doğru olabilir. Ancak kurucu yönetici
düzeyinde böyle bir özendirme söz konusu değildir. Unutmamak gerekir ki, o
dönemde devletin resmî dininin İslâm olduğu, anayasasında yazılıdır.
Ne var ki, bütün bu tespitlere ve sosyal gerçeklere rağmen
TCF, dönemin hâkim siyâsî konjonktürüne kurban edilmiş, gelişen günlük olaylar,
verilen hükmün haklılığını gösterme çabasında birer malzeme olarak
kullanılmıştır.”



