Televizyon ve ekran bağımlılığı

İletişim teknolojilerindeki gelişmeler neticesinde internet tabanlı medya araçları giderek hayatın merkezine daha fazla yerleşiyor. Ama buna rağmen toplumun önemli bir kısmı dijital mecralardan ziyade klasik medya araçlarını takip etmeyi sürdürüyor. Bunların en başında da televizyon geliyor.

DİJİTAL platformların sayısı her geçen gün artsa da yapılan araştırmalar televizyonun en fazla takip edilen medya aracı olduğunu gösteriyor. Ayrıca yine bu araştırmalar, insanların çok çok büyük bir kısmının tek bilgi kaynağının televizyon olduğuna da vurgu yapıyor. 

Peki, onlarca dijital platforma, onlarca sosyal medya platformuna rağmen insanların çok büyük bir kısmı neden TV izlemeye devam ediyor, hiç düşündünüz mü?

Her şeyden önce, insanları ekranlara bağlayacak, başta eğlence olmak üzere komedi, dram, spor, müzikal ve realite şovlar televizyonların vazgeçilmez yapımları arasında bulunuyor. İkincisi, son dönemlerde artan dijital yahut internet tabanlı platformlar ücrete tâbi iken televizyon izlemek insanlar için maliyetli değil.  

Hâl böyle olmasına rağmen, sokaktan herhangi birini çevirip TV hakkındaki görüşlerini sorsanız, azımsanmayacak sayıda insan TV izlemenin zararlı olduğunu, pek TV seyretmediğini, daha çok didaktik yönü olan programları takip ettiğini dile getirecektir. Sosyal medyaya baktığınızda ise en çok reyting alan dizilerin ve gündüz programlarının zararlarına değinen milyonlarca paylaşım görürsünüz. Yani görünürde insanların TV izlemeye karşı oldukları görünür. Ama durum hiç de öyle değildir.

Zekâ gelişimini olumsuz etkiliyor 

Yapılan araştırmalara göre TV izleme süreleri yaş arttıkça artıyor. Çocuklarda bu oran günde 2 saat iken 60 yaş üstünde bu oran 8-9 saate kadar çıkabiliyor. Uzmanlar çok fazla TV izlemeyi önermiyorlar. Özellikle 2 yaşından küçük çocukların hiç TV izlememeleri gerektiğini söylüyorlar. 

Norveç ve ABD’de yapılan uzun süreli araştırmalar, çocukların zekâ gelişiminde TV izlemenin olumsuz etkiler oluşturduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlar, çocukların televizyon seyrettiklerinde insanlar ve çevre ile irtibatlarının ve bunun yanında keşif yeteneklerinin azaldığını, buna mukabilse bunun zihinsel gelişime olumsuz yansıyacağını dile getiriyorlar. 

İleri yaşlarda da bilinçli tüketim yok

İleri yaşlardaki insanların TV seyrederken daha bilinçli olma ihtimali her ne kadar yüksek olsa da bilinçli medya okuryazarlığı hemen hemen hiç olmadığından, medya içerikleri, içerik üreticilerinin kontrolünde ve onların yönlendirmesiyle tüketiliyor. 

Ayrıca yapılan araştırmalar günde 4 saatten fazla TV seyreden insanların hareketsiz yaşamdan dolayı obezite riskiyle karşı karşıya kaldıklarına vurgu yapıyor. 

Şiddet ve cinsellik, düşünce ve davranışları şekillendiriyor

TV içeriklerinin temeli şiddet ve cinsellik üzerine kuruluyor. Bu da yoğun TV izleyen insanlarda bu iki dürtünün düşünce ve davranışlarına etkisini artırıyor. Çok fazla televizyon izleyenlerde agresif davranışlar daha fazla görülüyor. 

Yapılan araştırmalarda, bir gencin 18 yaşına kadar televizyonda yüz binlerce şiddet eylemi gördüğünü ortaya koyuyor. Bu da özellikle gençleri şiddete yönlendiriyor ve insanların saldırgan davranışlar sergilemelerine yol açıyor.  

Ayrıca çocukluk ve gençlik dönemlerinde yüzbinlerce cinsel çağrışımlı içerik, bu içeriklere maruz kalan gençleri bilinçsiz cinsel tüketimlere yönlendiriyor. Çünkü cinselliğe maruz kalan beyinde cinsel uyarımlar artıyor. Bu da cinsellik temelli tüketimleri artırıyor.

İzleme alışkanlıkları eğitim, zekâ ve okuma alışkanlıklarını nasıl etkiliyor?

İletişim teknolojilerindeki gelişmeler neticesinde internet tabanlı medya araçları giderek hayatın merkezine daha fazla yerleşiyor. Ama buna rağmen toplumun önemli bir kısmı dijital mecralardan ziyade klasik medya araçlarını takip etmeyi sürdürüyor. Bunların en başında da televizyon geliyor.

Televizyon yayınlarını takip eden kitle içerisinde TV yayınlarından en fazla etkilenen kitle ise hiç şüphesiz gelişim çağında olan çocuklar. İyi bir medya okuryazarı olmayan ebeveynler genellikle çocukların izlediği yayınları kontrol etmiyorlar. Yani çocuklara yönelik bir içerik filtrelemesi yapmıyorlar. Bunun sonucunda da çocuklar TV yayınlarının zararlı etkilerinden korunamıyorlar.

Eğitici programlar IQ ve derslerdeki başarıyı seviyesini yükseltiyor

Yapılan araştırmalar, eğitici programları seyreden çocukların gelişigüzel yayınları seyreden çocuklara göre derslerinde daha başarılı olduklarını ortaya koyuyor. Örneğin ABD’de yapılan bir araştırmada, çocuklar için yapılan eğitici yayınları izleyen çocuklar ile bu yayınları takip etmeyen ve daha az takip eden çocukların derslerindeki başarı durumları karşılaştırılmış ve eğitici programları izleyen çocukların derslerinde daha başarılı oldukları sonucuna ulaşılmış. 

Yine araştırmalara göre eğitici olmayan dizi ve benzeri programları izleyen çocuk ve gençlerin IQ seviyelerinde gerilemeler olduğu ortaya konuluyor. Örneğin Norveç’te yapılan bir araştırmada, okuma alışkanlıkları gelişmiş Norveç halkının IQ seviyelerinin okuma alışkanlıklarını devam ettirdiği sürece yükseldiği tespit ediliyor. Fakat bir noktadan sonra IQ seviyesinde düşmeler başladığını gözlemleyen araştırmacılar, özellikle 1980 öncesi doğumluların sınavlarda daha başarılı olduklarını ve IQ seviyelerinin 1980 sonrası doğumlulara göre birkaç puan fazla olduğunu tespit ediyorlar. 

Bunun sebepleri üzerine eğilen araştırmacılar, sınavlardaki başarı ve IQ seviyelerindeki düşüşün okuma oranlarındaki düşüşe bağlı olduğu sonucuna varıyorlar. Okuma alışkanlıklarındaki düşüşünse 1981’den sonra Norveç’te başlayan kablolu yayınlar olduğu sonucuna ulaşılıyor. Araştırmacılar, ilk önce kablolu ağ yapısına ilişkin verileri analiz ediyor, daha sonra sınava giren gençlerin yaşını göz önünde bulundurarak değişik veriler ışığında gençlerin kablolu yayınlara ne kadar yıl maruz kaldıklarını hesaplıyorlar. Daha sonra kablolu yayınlara maruz kalanlar ile kalmayanların sonuçlarını karşılaştırarak 10 yıl kablolu yayınlara maruz kalanların IQ seviyelerinde birkaç puan gerileme olduğunu tespit ediyorlar.

Eğlence programlarının etkileri neler?

Benzer bir araştırma da İtalya’da yapılıyor. Araştırmacılar, bir dönemin fenomen siyasetçilerinden Silvio Berlusconi’nin sahibi olduğu medya grubu ile devlet televizyonunu izleyenleri karşılaştırıyor. Sonuç, Norveç’teki gibi çıkıyor. Neredeyse tamamı dizi ve eğlence programlarından oluşan ve Berlusconi’nin sahibi olduğu medya grubunun yayınlarına maruz kalan çocukların IQ seviyelerinin, emsallerine göre 3-4 puan geri olduğu sonucuna varılıyor. 

Bu konuda dünyanın diğer bölgelerinde yapılan araştırmalar da hemen hemen benzer sonuçları ortaya koyuyorlar. Yani kablolu yayınları, dolayısıyla dizileri takip etmeye başlayan çocuklar ve gençler, okuma alışkanlıklarını terk etmeye başlıyorlar. Bu da sınavlardaki başarı ve IQ seviyelerine negatif olarak yansıyor.