Tayvan’a yaklaşmak (3)

Hani bizim ezberimizde teknoparklar üniversitelerin bünyesinde ya, ITRI’da bu yörünge tersine işliyor. Science Parklar, ürün ve proje hususunda kendi eğitim kurumlarını kendi bünyelerinde kuruyor ve eğittiğini doğrudan kendi bünyesine alıyor. Yani her çocuğu, her genci bir devlet memurluğu kazansın düşüncesiyle ille de üniversite okumakla yükümlü kılmıyor. ITRI, Tayvan’ın eğitim modeli olarak dünyada görülmeyen ancak son bölümde aktaracağımız Tayvan mucizesini çizen kalem.

“TÜRKİYE-Tayvan: Fırsatlar ve Sınamalar” başlıklı çalıştayda edindiğim izlenimler üzerinden Türkiye ile Tayvan arasındaki ilişkilere “Tayvan’a Yaklaşmak” adlı diziyle devam ediyorum…

Söz konusu çalıştayın ikinci oturumunda söz alan Ufuk Üniversitesi İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Celaleddin Sencer İmer Hocayı dinleme imkânı bulduk.

Sencer İmer Hocamın gerçekleştirdiği sunumu dinlemek, sadece Tayvan ile Türkiye’nin iyi ilişkiler kurması gerektiği düşüncesini bende daha da geliştirmedi; zira makale dizisine ismini veren “Tayvan’a yaklaşmak” ifadesinin metaforunu da Sayın Sencer İmer çizdi.

İmer sunumunda, ancak Tayvan’a yaklaşmanın Çin’e yaklaşmak olduğunu ve tarihten bugüne tüm çözümsüzlükleri çözüme ulaştıracak çözümün de buradan geçtiğini ifade ederek önemli bir ufuk çizgisi yakalamamızı sağladı.

Hatırlayanlar olacaktır, daha evvel Kültür Ajanda dergimiz için hazırladığım bir dosyayla tarihî eserlerin varlıklarının, taşınmalarının, hatta kaçırılma ve tahrip edilmelerinin insanlık sosyolojisi için ne denli mühim olduğunu anlatmış, tarihî esere sahip olmanın şimdiyi ve geleceği dizayn ettiğini vurgulamış, hatta tarihî eser taşınımında niçin çok yüksek bedellerin konuşulduğunun altını çizmiştim. Sencer İmer Hocamın “Tayvan’a yaklaşmak” ifadesine gelinceye aktardığı en önemli profil, tarihin de en önemli karakterlerinden olan Mareşal Çan Kay-şek’ti.

Çan Kay-şek, Çin İç Savaşı’nda milliyetçi Çinlilerin lideriydi. Ve en büyük korkusu, SSCB etkisindeki komünist Çinlilerin Çin kültür ve medeniyetini topyekûn tahrip etmesiydi. Bugünkü en bariz hâlde Doğu Türkistan’da yaşanan Uygur asimilasyonu gösteriyor ki, Çan Key-şek haklı çıkmıştır. Turfan’dan Kaşgar’a camileri yıkan ve din düşmanlığı ile İslâm’a savaş açan ÇHC yönetimi, ideolojik baskılarla Çin anakarasındaki tüm inançlara karşı kendi savaş stratejisini izlemiştir, izlemektedir.

Çan Key-şek, Çin anakarasından Tayvan adasına çekildiği süreçte çok mühim bir işe imza atarak, Çin tarihini yani müzelerden somut olmayan kültür varlıkları verilerine değin kıymetli tarihî eşya ve belgeleri Tayvan’a taşımış ve Tayvan’da kurduğu Çin Cumhuriyeti Devleti’ni bu kök varlık temeline dayandırmış.

Sencer İmer Hoca, 1971’de Birleşmiş Milletler’den ayrılıkla beraber Çan Kay-şek’i bu temelin üzerine inşâ edilen en önemli katman olarak ismi kısaca “ITRI” (meşhur sanatkârımız Buhurîzade Mustafa “Itrî” ile karıştırmayalım) olan Industrial Technology Research Institute’yi kuran özel şahsiyet olarak aktardı. Bu sırada Çan Kay-şek ile Mustafa Kemal Atatürk’ü hem birer kurucu lider, hem birer mareşal olarak birbirine benzeten Sencer İmer Hoca, kaba bir hesapla Gazi Mustafa Kemal’in yaptığı atılımların, hayatını kaybetmemesi söz konusu olsaydı tıpkı Çan Kay-şek ile aynı oranda başarılar getireceğini ve Türkiye ekonomisinin aynı hızda büyüyeceğini öne sürdü.

Tayvan’da bir süre misafir öğretim üyesi olarak dersler veren 2005’te öğrencilerini Tayvan’la tanıştırdığını aktaran Sencer İmer Hoca, Tayvan’ı mutlaka tanımak gerektiğini, Tayvan’ı tanımanınsa ITRI’yı tanımaktan geçtiğini belirtti.


ITRI, 1973’te 5 bin bilim insanının katılımıyla özel statüye sahip bir kamu kurumu olarak kurulmuş. Sencer Hoca bu kuruluşu ifade ederken şu kısa cümleyi kuruyor: “Dünyada ITRI’nın benzeri başka tek bir kuruluş yok!”

Bizim son yıllarda “teknopark” olarak ezberlediğimiz kurumların ITRI ile Tayvan’da “Science Park” tanımı üzerine kurulduğunu öğreniyoruz. Yıl, 1973! Tekrar edelim…

Science Parklar Tayvan’da yurt sathına yayılmış ve en önemli özelliklerinden biri şu ki, her biri birbirine doğrudan raylı ulaşım ağıyla bağlı. Yani ihtiyaç olunan ürün yahut hizmete bu Science Parklar arasında hiç yorulmadan geçiş yaparak ulaşabilirsiniz.

Hani bizim ezberimizde teknoparklar üniversitelerin bünyesinde ya, ITRI’da bu yörünge tersine işliyor. Science Parklar, ürün ve proje hususunda kendi eğitim kurumlarını kendi bünyelerinde kuruyor ve eğittiğini doğrudan kendi bünyesine alıyor. Yani her çocuğu, her genci bir devlet memurluğu kazansın düşüncesiyle ille de üniversite okumakla yükümlü kılmıyor. ITRI, Tayvan’ın eğitim modeli olarak dünyada görülmeyen ancak son bölümde aktaracağımız Tayvan mucizesini çizen kalem.

Bu noktada Sencer Hocayı dinlediğim sırada edindiğim izlenime göre ITRI’nın en önemli özelliği, girişimci yetiştirmesi. Evet, girişimci! Tayvan, her yıl kendi yerli ve millî ürünleri için binlerce “babayiğit” yetiştiriyor. Bu kelimeyi hatırladık mı? Evet, en son TOGG için aradığımızı ancak Sayın Cumhurbaşkanı’nın bütün imkânlarla önlerini açıp motive etmesiyle bulabildik o babayiğitleri.

ITRI’nın bu babayiğitleri sayesinde Tayvan, üretimini Vietnam’a, Singapur’a, Hindistan’a ve sıkı durun, kendisiyle hasım olan Çin Halk Cumhuriyeti’ne taşıyarak üretim rekorları kırmış bir ülke. Çin Halk Cumhuriyeti’nin üretim anlamında know-how edindiği kaynaklardan biri Tayvan. Ve bu kaynağın cevheri ITRI!

Dünyada üretilen her şeyin taklidini yapmasıyla ün kazanan ÇHC’nin Tayvan’ın takım tezgâhlarının elektronik aksamlarını kopyalayamadığını, bunun için Tayvan’a mahkûm olduğunu ifade etsem?

ITRI ile işbirliği yapmamız şart! Hem de şapşart!

ITRI’yı kurduran Çan Kay-şek, Tayvan’ı teknolojinin üzerine oturtarak kendi modelini ortaya koymuş ve enerji problemi yaşayacağı muhakkak ada ülkesini doğrudan nükleer enerji ile tanıştırmış. Bugün Tayvan, nükleer enerjiyi bir kenara bırakırken, yenilenebilir enerji üretiminin proje pazarlayıcısı olarak dünyada ilk sıralarda yerini alıyor.

Tayvan’ı okumak

ITRI hakkında gelecekte geniş çaplı bir dosya hazırlamak üzere bu konuyu burada noktalıyor ve Sencer Hocanın sunumundaki diğer özel noktalara geliyorum…

Sencer İmer Hoca, Türkiye ile Tayvan arasındaki ilişkilere siyâsî başlıklar yerine öncelikle ekonomik başlıklar üzerinden bakmak gerektiğini özellikle vurguladı. Bu vurgu sırasında verdiği THY’nin İstanbul’dan Taipei’ye direkt sefer başlatması örneği, “Çin ne der?” endişesinin sonlandığı noktayı açıkça gösteriyordu. Bu noktada Sencer Hoca, Hariciyemizi endişeyle düşünmeyi terk ederek Tayvan’la doğrudan ve sık bir bağ kurmaya davet ediyor, bunu yapan ABD’yi ve Avrupa ülkelerini emsal olarak gösteriyor.

Ve Sencer Hoca, sunumunu dosyamızın başlığını vererek bitiriyor: “Çinlileri kızdırmak diye bir şey yok! Tayvan’a yaklaşmak, Çin’e yaklaşmak için fırsattır!”

(Son bölümde görüşmek üzere…)