Taşranın iktidarı: AK Parti

“Recep Tayyip Erdoğan” ismi öyle büyük bir güç ki, AK Parti’de yapılan yanlışların dahi üzerini örtebileceği ve yine kendisinin bu yanlışları ortadan kaldıracağı inancını yaşatıyor.

AK Parti tabanında son aylarda en çok seslendirilen cümle, “Fabrika ayarlarına dönülmeli” oluyor. AK Parti’nin öncelikle aslına dönmesi gerektiği ve de millî ve yerli kadrolarla “Türkiye Yüzyılı” hedefine ulaşacağı fikri ortak bir görüş olarak ortaya çıkıyor. Yani AK Parti’nin kayıp hazinesini yeniden keşfetmesi gerektiği, bunu da ancak Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yapabileceği görüşü hâkim. Artık tam zamanı! Meselenin yarını yok…


Bu dâvâ Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın omuzlarında yükselmişse omuzlardan düşmemeli ve elde edilen kazanımlar kaybedilmemelidir. Yeni bakan atamaları ve mevcut bazı bakanların iktidara yakın seçmen tarafında ciddî karşılık bulmalarının sebebi, milletin bu şahıslarda kendilerini görmesindendir. Yıllardır her seçim Cumhurbaşkanımıza kazandıran unsur, milletin onun şahsında kendisini görmesidir. Evden, aileden, akrabadan birinin devlet başkanı olduğu yönündeki hissiyat, Cumhurbaşkanımızın milletin kalbinden düşmemesini sağlamıştır. Yani Recep Tayyip Erdoğan’ın varlığı, AK Parti’nin varlığının teminatıdır. Bu kadar açık ve net… 


“Recep Tayyip Erdoğan” ismi öyle büyük bir güç ki, AK Parti’de yapılan yanlışların dahi üzerini örtebileceği ve yine kendisinin bu yanlışları ortadan kaldıracağı inancını yaşatıyor. 


Sosyal medyada biraz dolaşınca, AK Parti seçmeninin iktidardan istekleri ile karşılaşıyorsunuz. Yani sokak raporuna dikkat edilmeli. Tabanın ne istediği göz ardı edilmemeli. Ne istiyor taban? Taciz, tecavüz ve çocuk istismarcılarının idam edilmesini, tekrar suç işleyenlerin bir daha cezaevinden çıkmamasını, sokakların çetelerden  temizlenmesini, cezasızlık algısının kaldırılmasını, İslâm’a ve Peygamberimize küfredenlerin ciddî cezalar almasını, 6284 sayılı sözde Kadını Koruma Kanunu’nun kaldırılmasını, Tiktok’un kapatılmasını, zinanın tekrar suç sayılmasını, emekli aylıklarında iyileştirmeyi, teröristlerle pazarlık yapılmamasını, sokak köpeklerinin ve onlara tapanların toplatılmasını, çakarlı araçların tamamen yasaklanmasını, “Beyanı esastır” maddesinin delile dayanmasını, erkeğin kusuru ölçüsünde ceza almasını, nafakada hapis cezasının kusur oranına göre belirlenmesini, eğitimde müfredatın millî ve manevî değerlere uygun hâle getirilmesini, vergi dilimleriyle vatandaşın gelirine çökülmemesini, yeterince verimli olmayıp sadece isimleri olan üniversitelerin kapatılmasını ve Filistin gibi insanlık dâvâsı hâline gelen zulümler hakkında kafaların kuma gömülmemesini… 


Evet, AK Parti tabanı bunları istiyor. Bu isteklerde haksız mı? Hayır! Daha güzel yarınlar; mutlu, huzurlu, millî ve manevî duyguların hâkim olduğu Türkiye için olmazsa olmaz şartlar bunlar. Fakat sırça köşklerde yaşayanlar, toplumla bağını kopartmış yöneticiler, makamların yükselttikleri, kibir dağlarında iktidar sürüp para dağlarında semirenler bu kolay ve çözümü mümkün sorunları göremiyor ve çözemiyorlar.


Ancak bir de bakıyorsunuz, bir İçişleri Bakanı atanıyor ve ortalıkta müthiş bir sevinç oluşuyor. Hafız bir şahsiyet… Gelişiyle yüreklerde geleceğe dair umutlar yeşeriyor. Aslında bu sevincin sebebi basit: İçişleri Bakanı’nın alâmet-i fârikası, taşralı olması. (Ali Yerlikaya da öyleydi aslında. Ama toplumda bu kadar ilgi uyandırmamıştı.) Kalplere sevgiyi veren Rabbim, yeni Bakanımız için cömert davranıyor ve bu da Sayın Bakanımızın sorumluluğunu artırıyor. Artık karşı tarafın farklı takip ettiği bir bakan olarak hata yapma lüksü yok. Çünkü en ufak hatasında atılacak başlık belli: “Hafız bakan … yaptı!”


Merkezde kuruluş, taşrada kökleniş


Sevgili dostlar, değişim çoğu zaman merkezde konuşulur, taşrada gerçeğe dönüşür. Devletin ömrü, taşranın dirayeti kadar uzundur. Her ülkenin İçişleri Bakanı, zihnen ve ruhen ve de tabiî ki fiziken taşralı olmalıdır. Çünkü, “Taşranın temsiliyeti bir devlette İçişleri Bakanlığınca yapılır” der büyüklerimiz.


İlâveten Millî Eğitim Bakanlığı’nın taşralı bir ufukla bezenmesi gerekiyor. Taşra devletin sınırı değil, milletin direncidir. Tabiri caizse, bir devletin ve milletin akciğeridir taşra. Bu iki bakanlık taşralı olmalıdır. Ayrıca taşralı bakan taşralı kalmalı ki büyük şehrin kirli kanı akciğerden temizlensin.


Derler ki, “Devlet merkezde kurulur, taşrada kökleşir”. Eğer bu iki bakanlık taşralık ile hükümran olmasaydı, köylüleri çoktan öldürmüşlerdi. Nuri Pakdil, “Taşra, ruhun korunabildiği son sığınaktır” der. Kendisini bu milletin tarih köklerine ait hissetmeyenler, tabiî ki elleri ceplerinde gezer ve kendi devletini değil, ABD yahut başka bir emperyal devleti muktedir görür, onlara sığınır. Bunu sön dönemde Özgür Özel’in CHP’sinde sıkça görmedik mi? Yabancı ülkelere gidip “Bize sahip çıkmıyorsunuz” serzenişini duymadık mı?


AK Parti dâvâsının geleceği Türk milletinin geleceği için çok önemlidir. Çünkü son 24 yılda elde edilen ve “Hayâldi, gerçek oldu” denilen kazanımların devamı için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yüküne omuz vermek tarihî bir sorumluluktur. Kişisel ihtiraslara, kişisel kavgalara, kişisel hesaplara bu dâvânın harcayacak vakti ve takati yoktur. Aksi hâlde bütün kazanımlarının yok oluşuyla “Keşke” demenin hiçbir anlamı kalmaz. Öyle ya, tarihimiz nice dersle dolu. Sultan Abdülhamid’i ihanetlerle tahttan indiren hainlerin pişmanlık dolu serzenişleri hiçbir işe yaramadı.


10 Şubat 1918 günü Büyük Sultan ahirete irtihal ederken, savaşın ağır yaralarının halkın vicdanında açtığı gedikler giderek büyüyor ve her geçen gün cephelerden gelen kayıp haberleri, açlık, sefalet ve yokluk dalgaları kabardıkça kabarıyordu. O gün Ahmet Rasim’in ciğerinden kopup satırına düşen şu mısralar, bir devrin ibret aynası gibi 

gözümüzü kamaştırmaktadır: 


“Sen değil, naaşın hükümdar olsa elyâkdır bize./ Dönsün etsin taht-ı Osmaniye tabutun cülus.” (Sen fazla gelirsin, şu tabutunu hükümdar yapıp tabutunu tahta çıkaralım. Tabutun bile daha iyi yönetir devleti.)

 

Zira o, adeta dağılan tesbihin imamesiydi...


Atamalar ve beklentiler


Yeni atamalardaki sevinç gösteriyor ki, bu ülkenin tertemiz milliyetçi muhafazakâr çocuklarının, devşirmeleri kenara alıp vazife başına geçme zamanı geldi. Bu kutlu dâvâyı tekrar muzaffer etmek için mücadele vakti geldi çünkü. Tekrar dirilmek için yenilenme vakti geldi. Muhtaç olduğumuz kadrolar için seferberlik vakti gelip çattı. 


Bunun için milleti kucaklayan teşkilat adamları, toplumun değerleriyle çatışmayan ve hizmet için yarışan vekiller, yanlışa yanlış ve doğruya doğru diyen fedakârlar lâzım. Toplumda ve teşkilatlarda kaybolan adalet duygusunu tekrar tesis edecek serdengeçtiler lâzım. O nedenle, tarihe nizam veren bu milletin evlâdı olarak, “Ben de millîyim, ben de vatanımı ve bayrağımı seviyorum” diyorsan, durduğun yerden, yaptığın tercihlerden, aldığın kararlardan emin olmak, boynunun borcu.


Ben yok, biz var. Bu büyük dâvâda, bir dünya liderinin yüküne omuz verip değerini bilenler, vefalı olanlar, sadakat duygusunu kalbinde yaşatanlar, her gün gözlerini açarken ya da uykuya dalarken duasında “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı acaba bir gün yakından görüp elinden öpme imkânım olur mu?” umuduyla yaşayanlar, “Ya nasip!” deyip yükünün ne kadar ağır olduğunu hissedenler, milletin derdiyle dertlenenler, hüznüyle hüzünlenenler, sevinciyle sevinenler, mutluluğuyla mutlu olanlar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yolunda koşulsuz yürüyenler, onun yüküne omuz vermenin tarihî sorumluluğunu bilenler ön saflarda yerlerini almalıdır. 


Bu ülkenin tüm yükünü omuzlarına alıp nice badire atlatan, nice zorluğa göğüs geren, nice ihanete karşı duran, bu ümmet için pes etmeyen, ümmetin umudu olan ve olmaya devam eden, yatırım yapmadığı şehir kalmayan, hizmet etmediği bir vatandaş olmayan, uğraşıp çabalayarak bu aziz millete en iyi hizmeti sunmaya devam eden, devletin milleti için var olduğunu öğrenmemize vesile olan; 27 Nisan E-Muhtırasına karşı dikilen, 2007 Krizi’nden ve darbeden kaçmayan, araç içinde suikasta uğrayan, 7 Şubat MİT Kumpası ile karşılaşan, 17/25 Aralık’ta FETÖ kumpaslarına maruz bırakılan, Gezi Olayları ile devrilmek istenen, 7 Haziran 2015 Seçimleri sonrası tırmandırılan kanlı terör eylemleri ile karşılaşan, 15 Temmuz hain darbe girişimine maruz bırakılan ve bütün bunlara karşı milletiyle tarihî bir mücadele ortaya koyarak dimdik ayakta kalan bir  Cumhurbaşkanımız var. Allah sağlıklı uzun ömürler versin kendisine. Bugün onun yükünü omuzlamak, bu vatanın her evlâdının görevidir. Onun dışında hiç kimse vazgeçilmez değildir!


Ülke yanarken saçını tarayanlar uzak olsun. Yenilenme yerine eskileri toplayarak gelecek tesis edilmez. Milyonlarca üyemiz var; partimizin kademelerini defalarca yenileyecek, daha aktif ve sokağa daha yakın siyaset üretecek güçlü bir gençliğimiz ve inanmış kadrolarımız mevcut. 


AK Parti’yle dertlenen herkesin yapması gereken bir özeleştiri var. Bu özeleştiri, millete karşı sorumluluğumuzdur. Bunu yapabilecek gücümüz ve tecrübemiz var. Bütün yükü Recep Tayyip Erdoğan’ın omuzlarına yükleyerek sonuç almak mümkün değil. Bir an evvel özümüze dönerek, toplumla, seçmenle aramızdaki duvarları yıkıp yeniden zihinsel bir değişim ve dönüşüme gitmeliyiz.


Erdoğan sadece lider değil, bir kader


Recep Tayyip Erdoğan, sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Cumhurbaşkanı değil, daha fazlasıdır. Gördük, görüyoruz. Yaşıyoruz. Biz “Dünya Lideri” dediğimizde bazıları gülüyordu. Gelinen nokta bunu açıkça gösterdi. Bugün dünyanın gözünün içine baktığı, yaşananlar karşısında “Acaba Türkiye, acaba Erdoğan ne diyecek?” diye beklenen bir Cumhurbaşkanına sahibiz. 


Suriye’nin birlik ve beraberliğini sağlaması ve toprak bütünlüğünü koruması için en güçlü desteği kim verdi? Recep Tayyip Erdoğan!


Gazze’de kalıcı ateşkes için yürütülen çalışmalarda aktif bir şekilde yer alarak Filistinli kardeşlerimizi asla yalnız bırakmayacağımızı bir kez daha dünyaya kim duyurdu? Recep Tayyip Erdoğan!


Ukrayna-Rusya ve Somali-Etiyopya arasındaki sorunların çözüm adresi neden sebep Ankara oldu? Recep Tayyip Erdoğan!


Tüm bu süreçlerde ne Doğu’ya sırtımızı döndük, ne de Batı’dan koptuk. Bizim tek bir eksenimiz var, o da Türkiye ekseni. 2026’da Türkiye, uluslararası siyasetin anahtar ülkelerinden biri hâline gelecek. Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefiyle çıktığımız yolda kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz. Türkiye’siz bir Avrupa olamayacağı, artık güçlü bir şekilde seslendiriliyor. Ayrıca Türk Devletleri Teşkilatı ile entegrasyonumuzu derinleştiren, İslâm Dünyası’ndaki kardeşlik bağlarını güçlendiren ve mazlum coğrafyaların gür sesi olmayı sürdüren bir Türkiye gerçeği var. 


Yine daha düne kadar “hayâl” denilenin nasıl gerçeğe dönüştüğü, Erdoğan’ın azminin neticesi olarak savunma sanayimizin başarı öyküsüdür. “Savunma sanayiinde tam bağımsız Türkiye” hedefimize doğru yürüyoruz. Yıllarca parasıyla dahi verilmeyen teknolojileri bugün yerli ve millî imkânlarla en kaliteli şekilde üretip dost ve kardeş ülkelere ihraç eden bir Türkiye var. Attığımız adımlarla, savunma sanayii alanında yüzde 20’lerde olan yerlilik oranını yüzde 80 seviyesinin üzerine çıkarttık. Bu dirayetin arkasında Erdoğan ismi var.


Hava savunma sistemlerimiz, millî uçağımız, tankımız, İHA/SİHA sistemlerimiz, radar ve elektronik harp sistemlerimiz başta olmak üzere birçok savunma sanayii projemiz başarıyla ilerliyor. 


Enerjide geldiğimiz nokta gurur verici. Dışa bağımlılık, bağımsızlığımızın önündeki en büyük engeldi. Bir zamanlar terör örgütlerinin karargâh kurduğu Gabar’da bugün günlük petrol üretimimizi 70 bin varilden 81 bin varile yükselttik. Yurt içi ve yurt dışında günlük petrol üretimimiz 180 bin varile ulaştı. Karadeniz gazı ve Gabar petrolüyle yaktığımız meşale, inşallah 2026’da devasa bir hâle dönüşecek. Kim yapıyor bunları? Recep Tayyip Erdoğan! 


Ülkemizi nükleer enerji ile bir üst lige taşıyacak Akkuyu Nükleer Santralinde geri sayım sürüyor. Şaka değil, gerçek. Nükleer enerjiyi elektrik üretiminin yanında tıp, tarım, araştırma ve endüstriyel ısı gibi farklı alanlarda da kullanmayı plânlıyor Türkiye. Ülkemize ucuz, kaliteli ve kesintisiz enerji sağlamak için yüksek politika geliştiriyor ve stratejik hamlelerimize devam ediyoruz. Rusya’dan Hazar’a, Orta Doğu’dan Akdeniz’e kadar tüm enerji koridorlarının kesişim noktası olan ülkemizin enerji arz güvenliğini garanti altına almak için adımlar atmayı sürdürüyoruz. Kim yapıyor bunları? Recep Tayyip Erdoğan! 


O, devlet aklının rehberi. O, bir milletin umudu. O, mazlumların gür sesi. O, ümmetin gururu, dünyanın vicdanı. Rabbim, sağlık ve afiyetle uzun ömürler versin, kendisini başımızdan eksik etmesin! (Âmin.)