Tam saha pres

Yüreklerinde azıcık insanlık kalan her birey hangi dine, hangi millete mensup olursa olsun Gazze için çabalamak, kederlenmek, gözyaşı dökmek durumundadır. Zaten Gazze meselesi siyâsî, dinî ya da diplomatik bir meseleden çıkalı çok oldu. Bu dâvâ gerçek mânâda insanlık meselesine dönüştü. Bu dâvâya sahip çıkan her kim varsa selam olsun…

ZAMAN tanıklığında yaşanmış asırlar geride silinmez izler bırakıp gitti. Yok, sayılması imkânsız olan bu izler içinde ve iyi ile kötü arasında sıkışıp kaldık. Haklarında tartışmaların devam ettiği nice meselede çoğu kez ortak noktada buluşamadık. Ayrılıkçı fikirler, karşıt fikirler, benzer fikirler derken birçok mesele günümüzde belki de gelecekte de tartışılmaya devam edecek. Meselelerin yaşandığı zaman, durum, şartlar ve kişilerin olaylara bakış açılarıyla ilgili olarak ele alınması günümüzde zor olduğu için ortak noktada buluşabilmek biraz zorlaşmaktadır.

M. S. 1094 yılında başlayan ve yaklaşık üç asır süren Haçlı Seferleri tarihsel pencerede her daim ilgimi çekmiştir. Hakkında çeşitli çalışmaları irdeleyerek temelden genele yaşananları biraz olsun araştırma fırsatı buldum. Elbette bu kanlı dönemin ardından ortaya çıkan sonuçlar arasında, günümüze değin süren ve dinler arasında kan davasına dönüşen sonucu tartışmasız en büyüğüdür. Bu seferlerin ardından kurulan gizli örgütler, tarikatlar ve oluşumlar olduğu bilinen gerçeklerdendir. Bu oluşumlar arkalarında bazı kanlı olaylarla birlikte belli dönemlerde bölgesel ve küresel manada kendinden söz ettirmiş hatta bazı zamanlar söz yani güç sahibi olmuşlardır.

O dönemde temelleri atılan ve asırlarca devam eden örgütlerin kullandığı bazı semboller, işaretler incelendiğinde tuhaftır Siyonizm’e ait sembol ve işaretlerle benzerlik gösterdiğine şahit oluyoruz. Bu günlerde ortada olan savaş sürecine bakıldığında Siyonizm ile Haçlı zihniyetinin yine ortak çizgide buluştuğu, ortak yol haritasında ilerledikleri görülmektedir. Bu durum ortaya akıl karıştırıcı sorular çıkarıyor. Siyonizm ile Haçlı zihniyetinin ortaklığı mı var, varsa eğer ne zamandan beri mevcut? I. Haçlı Seferi’nde katledilen Yahudi sayısını dikkate aldığımızda o dönemde olmayan bu durum sonraları nasıl oldu da ortaya çıktı? İşte bu noktada Siyonizm’in gelişimi ve Avrupa’da yükselişi akabinde bir terör devletinin kuruluşu sürecinde Siyonistlere ağabeyi olanların aslında onlar tarafından ele geçirilmeleri sonucu mecburiyetler gereği mi Siyonizm’e destek oldukları tartışılır bir hâle dönüştü. İngiltere ve ABD başta olmak üzere en başından beri destek veren ülkelerin zaman çizelgelerinde Siyonistlerle bağlantıları veya ekonomik gelişimlerine Siyonizm katkısı sonucu verilen destekler bir yana, bugün yaşananlarda anlaşılması zor olan katliamcı terör devletine sonsuz desteğin devam etmesi, meselenin sadece ekonomik olmadığı kanısını bende uyandırıyor. Bir vakitler Yahudi sürgünü ve katliamı yapan Almanya’nın bile bugün koşulsuz destek verdiğini görmek ne yazık ki beni destekler durumdadır.

ABD Başkanı ve ABD diplomasisinin adeta katil devlete teslim olmuşluğunu anlamak ise imkânsızdır. Filistin’i devlet olarak tanımayı düşünen ülkelere diplomatik baskı kurulmaya çalışılması belki anlaşılabilir lakin bu baskıyı doğrudan ABD Başkanının üstlenmesi açıklanamaz bir durumdur. Gazze için planladıkları sözüm ona “Gayrimenkul Cenneti” fikirlerinin hedefine ulaşamayacağı zaten gün gibi ortadadır. Toplumsal desteğin olmadığı fikirlerin yaşaması, malumunuz mümkün değildir. Kaldı ki Gazze hâlen daha Kassam Tugayı tarafından kahramanca savunulmakta ve soykırımcı terör devletinin kara operasyonları hiç de istedikleri gibi gitmemektedir. Düştükleri pusularda öldürülen aşağılık mahlûkları için iğrenç toplumları ihtimaldir ki daha çok ağlayacak. Mahkûmlara tecavüz hakkı için gösteri yapan insan müsveddelerine verilen mühlet artık bitmek zorunda. Daha fazlasına sabredilmemeli. Yüce Kur’ân’da geçen “Bozgunculuk çıkaracaklar” ifadesinin karşılığını bugünlerde görüyoruz.

Haçlı zihniyetine dönecek olursak, o dönem bu fikir halk kitleleri tarafından tartışmasız bir şekilde desteklenmiş, bu destek, o günkü soyluları, derebeylerini ve asilleri harekete geçirmek zorunda bırakmıştır. Halkın desteği olmasaydı bu seferler başlamayabilirdi. Tarihsel olarak bakıldığında Papa koltuğuna oturamayan Urban’ın ortaya attığı ve kendi ihtiraslarını gerçekleştirmek için kitleleri yola çıkardığı gerçeği bambaşka bir meseledir. Lakin halk desteği, nihayetinde koca devletleri harekete geçirmiş, nice kralı kutsal dedikleri seferler için yola düşürmüştür.

Bugün ise rüzgâr tersinden esiyor. Haçlı zihniyetinin Siyonizm’e tartışmasız verdiği desteğe rağmen halk Gazze’nin ve Filistin’in yanında. Asırlar evvel Müslümanları katlederek, sözüm ona kutsal mabetlerini özgürleştirmek için yola düşenler bugün bu topraklarda yaşayan Müslümanlar için yola düşüyor. Yalnızca bu cümle için bile oturup saatlerce düşünsek hatta utansak az! Koca İslâm âleminin oturup izlediği bir dönemde bir avuç mücahidi ve Gazze’de hayatta kalmaya çalışan insanları korumak için Batı’dan yola düşen halk kitlelerinin oluşu bize yeter de artar bile. Yola çıkanlar için ne kadar minnet duysak az gelir lakin asıl sorun, bu yola önce bizim çıkmamız gerekliğidir.

Orada her gün ve her saat bombalar altında hayattan kopan yüzlerce insanın oluşu, resmî rakamlara göre her gün 28 çocuğun katlediliyor olması yeterli değil mi? Şimdi yurtlarından sürgün edilmek üzere kara harekâtı başlatan katil devlet adım adım Gazze’nin nefeslerini tüketiyor. Bir vakitler yani abluka altında olmasına rağmen bir vakitler şehir olan Gazze şimdi dümdüz olmuş durumda. Ne bina ne mabet ne okul ne hastane ne de yaşanacak bir kamp kalmış. Bozgunculuk çıkaran Siyonizm başaramayacak ama acı üstüne acı eklendikçe biriken sinir tüm dünyada patlama noktasına ulaştı. Ne olursa olsun, Gazze yine Gazzelilerin olmak zorundadır, çünkü Gazze sadece bir şehir değil, bizim sınırımız ve hem tarihî hem de dinî olarak sorumluluğumuzdur.

Bugün yaşananlar son nefesini vermek üzere olan Gazze için bir umut oldu. Bu umudun bir yanında Batılı “insan kalan” insanların olması, güneşin yeniden doğacağına olan inancımı artırıyor. Yönetimler ne yaparsa yapsınlar halkların desteği olmadan sonsuza dek yıkım yapamazlar. Ve Batı’dan yola düşen insanlar, şehirlerin her yanında gösteri yapan halk kitleleri bunun en iyi ispatıdır. Avrupa’da yakın zamanda yaşanacak seçimlerde halk mevcut yönetimlere gerekli dersi verecektir. Diğer yandan o umudun diğer yanında, beklenildiği üzere yine bizim oluşumuz inşallah dualarımızın kabul olduğuna dalalettir.

Deniz yoluyla yola düşen Sumud Filosu’nun Gazze’ye yaklaştığı zamanda Türkiye ve Mısır ordularının ortak tatbikat kararı, bugüne kadar Gazze konusunda alınmış en büyük askerî adımdır. Ülkemin ve Mısır’ın böylesi önemli bir zamanda ortak tatbikat kararı aslında “Tam saha pres” sözüyle veya “Tüm gücümüzle sahadayız” ifadesiyle anlatılabilir. Geri dönüşü olmayan bir yola girildi. Bu yazı yayınlandığında neler yaşanacak bilmiyorum ama inşallah Akdeniz kaderin döneceği yer olacak. İhtimaldir ki Ay Yıldızlı bayrakların gölgesinde Gazze’ye giren Sumud Filosu ile delinen abluka akabinde katil terör devletinin baskılara dayanamayarak işgale son vermesiyle neticelenmiş olur. Gazze ve Kudüs artık Ay Yıldızlı tankların, İHA ve SİHA’ların, Akıncıların ama en önemlisi Mehmetçiğin koruması altında olmalıdır. Aksi hâlde ne akan kan, ne Orta Doğu’dan kaybolan huzurun geri gelmesi mümkün görünmüyor.

Son günlerde atılan diplomatik ve askerî adımların terör devletinde büyük paniğe neden olduğunu görmek ve bu katil devletin uluslararası arenada ciddi bir yalnızlığa mahkûm edilmesi umut vericidir. Çeşitli ülkelerin parlamentolarına vekillerince Filistin bayrağı renkleriyle girilerek yaşananların protesto edilmesini görmek, aslında halkın sesine cevap verilmeye başlanıldığının göstergesidir. Yüreklerinde azıcık insanlık kalan her birey hangi dine, hangi millete mensup olursa olsun Gazze için çabalamak, kederlenmek, gözyaşı dökmek durumundadır. Zaten Gazze meselesi siyâsî, dinî ya da diplomatik bir meseleden çıkalı çok oldu. Bu dâvâ gerçek mânâda insanlık meselesine dönüştü. Bu dâvâya sahip çıkan her kim varsa selam olsun…