Süslü sofralardan arındırılmış tefekkür yüklü zamanlar

Gelin, tefekkür ayı olan Ramazan’da gerçek ziyafeti süslü iftar ve sahur sofraları ile değil, tefekkür ederek yapalım. Midemizi değil, izan, irfan ve düşünce dünyamızı doyuralım! Doyuralım ki, zerredeki Cebrail ile buluşabilelim.

HER zerre bir Cebrail, yeter ki sen okumasını bil!

“Olsa istîdâd-ı ârif kabil-i idrâk-i vahy

Emr-i Hakk irsâline her zerredir bir Cebrail!”

***

Fuzulî’ye ait bu satırlarından ilham alarak, yıllar önce notlarım arasına, “Her zerre bir Cebrail, yeter ki sen okumasını bil!” diye yazmıştım.

Eğer okumasını bilirsek, her zerrede Allah-u Teâlâ’dan bir haber vardır. Ya da bir başka ifadeyle her zerre, aslında bize Allah-u Teâlâ’dan bir haber getirir. Tıpkı Cebrail (as) gibi…

Zerrede Cebrail’i görebilmek için tefekkürde derinleşmek gerekir. Aksi hâlde insan, zerrenin suretine takılıp kalır.

Özü itibariyle bir tefekkür işi olan bu meselede kişi tefekkür ettiği şeye yoğunlaştıkça, artık o kişiye ilham gelmeye başlar. Yani mütefekkir, tefekkür eden kişi, suretin ötesinde var olanlara dair izler bulmaya başlar.

Elbette tefekkürde derinleşebilmek için bazı gereklilikler vardır. İnsandaki akıl ve mantık yetisinin çalışması için insandaki şehvet, iştah ve öfke gibi başka yetilerin kontrol altına alınması gerekir. Ya da başka bir ifadeyle, bu güdülerin akıl ve mantık yetisinin kontrolünde olması gerekir. Çünkü şehvet ve iştah, kendi dışındaki bütün hissiyatı felç eder. Aklı, mantığı ve vicdanı da sığlaştırır. İzan, irfan ve tefekkür dünyamızı ise çoraklaştırır.

Öfke ise hem aklımızı, hem de izan, irfan ve tefekkür dünyamızı karadelikler gibi yutar. Böyle bir durumda insan ne zerredeki Cebrail’e nazar edebilir, ne de o zerrelere nakşedilmiş Cebrail’in getirdiğinden haberdar olabilir. İştah, şehvet ve öfkemizin zimamı akıl ve vicdanımızın elinde olduğunda, izan, irfan ve tefekkür dünyamız her zerrede Cebrail’e nazar ederek suretin prangalarından kurtulur ve görünenin ötesinde var olan engin denizlerine, okyanuslarına yelken açar.

Ramazan tefekkür ayı olduğundan, tefekkür yetisinin harekete geçmesi için oruç tutarken öfke, iştah ve şehvet arzusunun tutulması gerekir. Fakat tefekkürün sürekliliğini -en azından Ramazan boyunca sürekliliğini- sağlamak için oruçlu olunmayan iftar ve imsak arasındaki vakitlerde de iştah, şehvet ve öfkeyi besleyecek şeylerden de olabildiğince uzak durmak icap eder. Bunun için de süslü sahur ve iftar sofralarından uzak durmak, sahur ve iftar sofralarını olabildiğince sade hâle getirmek gerekir.

Aksi hâlde iştah, şehvet ve öfkemizi oruç yoluyla tuttuğumuz bu ayda, iftar ve sahurların süslü sofraları insanı tefekkürden alıkoyabilir.

O nedenle gelin, şehvet, iştah ve öfkemize gem vurma ibadetini yani orucu süslü sofralardan arınmış olarak tutalım.

Gelin, tefekkür ayı olan Ramazan’da gerçek ziyafeti süslü iftar ve sahur sofraları ile değil, tefekkür ederek yapalım.

Midemizi değil, izan, irfan ve düşünce dünyamızı doyuralım!

Doyuralım ki, zerredeki Cebrail ile buluşabilelim.     

Herkese tefekkür yüklü bir Ramazan diliyorum…