SURİYE, tarih boyunca çok sayıda uygarlıkların, değişik dinlerin beşiği olan, jeo-stratejik öneme sahip bölgenin adıdır. Bu bölge, sosyal, kültürel ve mezhepsel açıdan oldukça çeşitli bir yapıya sahiptir, bundan dolayı Doğu Akdeniz’in kilit ülkesidir. Günümüzde Suriye denilince akla iç savaş, farklı güçlerin boy gösterdiği karmaşık çatışmalar arenası geliyor. Suriye’nin, günümüzde yaşadığı krizlerin sebeplerini anlamak için tarihini iyi bilmek gerekir
Göç veren, savaş yaşayan Suriye nüfusu, tahminlere göre günümüzde yaklaşık 23 milyondur. Suriye nüfusunu, değişik din ve mezhepler oluşturur. Nüfusun yüzde 70’i Sünni Müslüman, yüzde 15’i Nusayri (Alevi), yüzde10’u Hıristiyan, az bir kısmı Dürzi, İsmaili ve diğer azınlıklar oluşturmaktadır. Her ülkede olduğu gibi bu azınlıkları, dış güçler kendi çıkarları için kullanmaktadır. Tarihin değişik zamanlarında da Suriye üzerinden azınlıkların kışkırtıcı unsur olarak kullanıldığı görülmüştür.
Bu topraklar, hep acının, hüznün, zulmün merkezi olmuştur
Bugünkü Suriye’yi anlamak için tarihten günümüze kısa bir yolculuk yapalım…
Kadim geçmişe sahip Suriye, tarih boyunca Akkadlar, Asurlular, Babilliler, Persler ve Romalılar gibi birçok uygarlığın hâkimiyetine girmiştir. İslâm öncesi dönemde Bizans İmparatorluğu’nun vassalı Gassânîler’in egemenliğinde olan bölge, ticaret amacıyla Mekke’den gelen Kureyş kervanları ile İslâm’ı tanımıştır. Peygamberimiz (sav), Basra ziyareti esnasında bu topraklara ayak basmış, bu bölge İslâm’la şereflenmiştir. 636 Yermük Savaşı ile İslâm orduları bölgeyi Bizans’tan almış, Emevîler Dımaşk’ı başkent yaparak Suriye’yi İslâm dünyasının merkezi hâline getirmiştir. Ardından Abbâsîler, Selçuklular ve Eyyûbîler bölgede hâkimiyetlik kurmuş, bu topraklar, değişik din ve mezheplere vatan olduğu için ve coğrafî önemine binaen hep acının, hüznün, zulmün merkezi olmuştur. Haçlı Seferleri sırasında ciddi yıkımlar yaşanmıştır. Memluklar ve İslâm orduları 1260 Ayn Calut Savaşı ile Moğolları durdurup Suriye’yi egemenlikleri altına almışlardı. Daha sonra 1516 yılında, Osmanlı ordusunun zaferi ile sonuçlanan Mercidabık Savaşı ile bu bölge Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı buraya “Bilâdü’ş-Şam” demiş, Şam merkezli bölgeyi vilayeti olarak yönetmiştir. Bu yüzden, Suriye bir Osmanlı toprağıdır, Suriye kadim bir İslâm toprağıdır.
1516 yılından 1918’e kadar Osmanlı hâkimiyeti döneminde Suriye, gelişmiş ve huzurlu bir bölge olmuştur. Suriye, 1799’un Mart ayına denk gelen Fransız işgali tehlikesini, yaşlı ama iman gücü ile nice gençlere taş çıkartan bilge komutan Cezzâr Ahmed Paşa’nın başarılı savunmasıyla atlatmıştır. Ancak 19. yüzyılda Avrupalı güçlerin bu topraklara göz dikmesi ile kan ve kaos artmış, Avrupalı güçlerin güdümü ile 1860 Dürzî-Maruni çatışmaları bölgede büyük tahribata yol açmıştır. Fransa, İngiltere ve Rusya, Suriye üzerinde adeta pasta paylaşım savaşları yapmıştır. 1856 Islahat Fermanı’nın gayrimüslimlere fazla hak vermesi Müslüman olmayan azınlıkları cesaretlendirmiş, yaşadıkları coğrafyayı İngiltere, Fransa ve Rusya desteği ile kaos ortamına çevirmişlerdir. Avrupa’nın bölgedeki Hıristiyanları desteklemesi, onların daha cesur davranmalarına, hainliklerini aymazca yapmalarına yol açmıştır. Böylece, Fransızların desteğini alan Mârûnîler ile İngilizler tarafından desteklenen Dürzîler arasında 1860 Mayıs’ında büyük kanlı çatışmalar olmuştur.

Suriye’nin bugünkü karmaşık durumu, yalnızca son 10-15 yılın değil, çok daha uzun bir tarihsel sürecin ve dış müdahalelerin sonucudur. Mezhep farklılıkları, kolonyal miras, otoriter yönetim biçimleri ve bölgesel/ küresel güçlerin çıkarları, Suriye’yi içinden çıkılması zor bir krize sürüklemiştir.
Suriye’nin Osmanlıya küsmesinde, bizden kopuşunda Cemal Paşa’nın etkisi büyüktür
1. Dünya Savaşı sonrası sömürgeci güçler, kendi aralarında çeşitli emelleri ve bu toprakları sömürme hayalleri için gizli açık pek çok antlaşma yapmışlardır. Bunlardan en önemlisi 1916 yılında yapılan Sykes-Picot Anlaşması’dır. Bu sinsi anlaşma ile Suriye, Fransa’ya bırakılacaktır. Şerif Hüseyin’i McMahon Anlaşması ile kandıran Batılı sömürge güçleri önce Ürdün, Suriye gibi ülkeleri Şerif Hüseyin’in oğulları arasında paylaştırmış, daha sonra onların da elinden alarak tam sömürge ülkesi yapmıştır. 1920’de Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ın da yönetimine son veren Fransızlar, etnik-mezhepsel farklılıkları derinleştirmek için bölgeyi Nusayrî, Dürzî ve diğer idarî bölgelere ayırmıştır. Bölüp parçalara ayırarak, güçlü direniş olmaması ve kolay sömürülmesi için ellerinden geleni yapmışlardır.
I. Dünya Savaşı sırasında Bahriye Nâzırlığı’na ve Dördüncü Ordu Kumandanlığı’na tayin edilen Cemal Paşa, dış mihraklarla dirsek teması kurmuş, Kanal Harekâtı’nda başarısız olmuş, Arap milliyetçiliğini bahane ederek bölge halkına büyük zulümler yaşatmıştır. Onlarca Suriyeli Arap vatandaşımızı, Arap milliyetçiliği bahanesi ile dış güçlere şirin gözükmek adına astırmıştır. Suriye’nin Osmanlıya küsmesinde, bizden kopuşunda Cemal Paşa’nın etkisi büyüktür.
Suriye’nin makus tarihi, “pandül sarkacı” gibi Suriye’yi bir batıya bir doğuya yöneltmiştir. Fransa sömürüsü olan Suriye, 1946’da bağımsızlığını ilan etmiş, 1958’de Mısır ile birleşerek Birleşik Arap Cumhuriyeti’ne entegre olmuş ve bu birlik 1961’de sona ermiştir.
Bu topraklardan ne sömürge güçleri ne Avrupa ne Rusya ne İsrail vaz geçmemişlerdir. 1967 yılına gelindiğinde Lübnan iç savaşından etkilenmiş ve İsrail ile ilişkiler sürekli gergin kalmıştır. Golan Tepeleri 1967’de İsrail tarafından işgal edilmiştir.
1950’li yıllarda başta Mısır ve Irak olmak üzere diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Suriye’de Pan-Arabizm ideolojileri etkili olmuştur. Siyâsî partilerden Hâlid Bektaş’ın liderliğindeki Komünist Partisi ile Mişel Eflâk (Michel Eflak) ve Selâhaddin el-Bîtâr tarafından kurulan sosyalist Baas Partisi giderek güçlenmiş, güçlenen Baas Partisi 1963’te darbeyle yönetime el koymuştur. Daha sonra 1970 yılında Hafız Esed askerî darbeyle iktidarı ele geçirip devlet başkanı olmasıyla otoriter bir yönetim kurmuştur. Nusayrî azınlığın hâkimiyeti altında bir baskı rejimi Suriye’yi ele geçirmiştir. Otuz yıla yakın sürede Hafız Esed döneminde otoriter rejim uygulanmış, siyasal muhalefet şiddetle bastırılmıştır. Hatta 1982 yılında Müslüman Kardeşler’in başlattığı “Hama Kalkışması” büyük bir katliamla sonuçlanmış, baba Esed, Hama’yı yerle bir etmiş, yüzlerce insanı kadın çocuk demeden bombalamıştır, zulümde zirve yapmıştır. 2000 yılında Hafız Esed’in ölümünün ardından yerine oğlu Beşşar Esed geçmiştir. Oğul Esed, ilk başta reform vaat etse de uygulamada babasının baskıcı rejimini devam ettirmiştir. Siyasal muhalefetin bastırılması, medya sansürü ve yolsuzluk iddiaları Beşşar Esed döneminin önemli başlıkları olmuştur.
Kimin ne için savaştığı tam olarak anlaşılamayan, çok katmanlı bir iç savaş başlamıştır
2011’e gelindiğinde yeni sömürgeler oluşturmak isteyen emperyal güçlerin kışkırtması ile başlayan Arap Baharı, Suriye’de de ciddi bir toplumsal patlamaya sahne olmuştur. Tunus ve Mısır’daki halk ayaklanmaları, Suriye’de Dera kentinde başlayan öğrenci protestolarına ilham olmuş, Dera’da patlak veren Arap Baharı etkisiyle başlayan protestolarda Esed rejiminin göstericilere sert müdahalesi, olayların büyümesine yol açmış ve kısa sürede ülke çapında bir iç savaşa dönüşmüştür. Savaş, Sünniler, Şii gruplar, Nusayriler ve Dürziler arasında mezhepsel bir gerilime, Arap-Kürt hattında ise etnik ayrışmalara neden olmuştur. Türkiye’nin de desteklediği Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) gibi vatanını savunan grupların yanı sıra, Kürt grupları, ABD tarafından desteklenen PKK-YPG terör örgütleri, IŞİD/DEAŞ gibi dış güçlerin kontrolünde olan çeşitli yapılar ortaya çıkmış, kimin ne için savaştığı tam olarak anlaşılamayan, çok katmanlı bir iç savaş başlamıştır.
Dış mihrakların piyonu IŞİD, 2014 yılında Musul’u ele geçirerek hızla büyümüş, Suriye topraklarında geniş alanları kontrol etmiş, uluslararası güçlerin maşası hâline gelmiştir. YPG/PKK, kuzey Suriye’de özerk bölgeler oluşturmuştur. Karşılıklı çıkar ilişkileri, kirli pazarlıklara sebep olmuştur. Rusya 2015 yılından itibaren hava güçleriyle rejimi desteklerken, İran sahaya milis güçlerini sürmüş ve Esed’in iktidarda kalmasını sağlamlaştırmıştır. ABD, başlangıçta muhaliflere destek vermiş, ancak sonradan DEAŞ’la mücadeleyi bahane ederek bölgeye askerî müdahalede bulunmuştur.
ABD bölgede mezhep ayrılığı, ırkçılık ne varsa sahaya sürmüş, vitrinde IŞİD’le mücadeleyi bahane ederek bölgeye askerî yığınak yapmıştır. Rusya, İngiltere, İran ve Fransa da bölgedeki kaosun aktörleri olmuştur. Kimileri IŞİD’e silah verip arkasından operasyonlar düzenlemiş, ABD ise açıkça YPG ile işbirliği yapmıştır. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve El Nusra gibi grupların ortaya çıkmasıyla Suriye halkı kendi içinde, kendi evinin yan komşusuyla çatışmaya girmiş, iç savaş onlarca kadının, çocuğun canına mal olmuştur. Suriye, tam anlamıyla bir iç savaş ortamına sürüklenmiştir. DEAŞ gibi terör yapıları da bu ortamdan beslenmiş ve savaşı daha karmaşık hâle getirmiştir.
Suriye halkın yanında en büyük güç her zaman Türkiye olmuştur
Türkiye, sınır güvenliği ve mülteci politikası kapsamında Fırat Kalkanı (2016), Zeytin Dalı (2018) ve Barış Pınarı (2019) harekâtlarını gerçekleştirmiştir. Türkiye bölgedeki Müslüman halkın kıyımına göz yummamış, kendi sınırında tehdit oluşturan güçlere karşı Suriye halkı ile birlikte hareket etmiştir. Türkiye, mazlumun yanında olmuş, bir zamanlar Osmanlı toprağı olan, bir zamanlar kendi vilayetimiz olan Suriye’ye karşı kayıtsız kalmamış, askerî destek vererek bölgede söz sahibi olduğunu ispatlamıştır.
Bu acımasız, gözü dönmüş sömürgeci Batı’nın fitnesiyle, “böl, parçala, yut” planı kapsamında bölgede yaklaşık 580.000 kişi çatışmalarda hayatını kaybetmiştir. 13 milyondan fazla insan ülke içinde yerinden edilmiştir. 7 milyona yakın kişi ülke dışına göç etmek zorunda kalmıştır. En fazla mülteciyi barındıran ülke Türkiye olmuştur, 7 milyonu aşkın kişi komşu ülkelere kaçmıştır. Sivillere yönelik varil bombaları, kimyasal silah kullanımı ve toplu katliamlar belgelenmiştir. Sednaya Hapishanesi’nde bulunan canlı insan presleyen makineler, dehşetin boyutunu gözler önüne sermiştir. Halep, Palmira gibi kadim şehirler tahrip olmuş, camiler, kiliseler ve çarşılar yok edilmiştir.
Suriye ekonomisi çökmüş durumdadır. Temel gıda ve sağlık hizmetlerine ulaşım zorlaşmıştır. İşsizlik ve yoksulluk had safhadadır. Suudi Arabistan, BAE gibi Arap ülkeleri Şam ile diplomatik ilişkileri yeniden kurmaya başlasa da, halkın yanında en büyük güç her zaman Türkiye olmuştur.
Hülasa, Suriye’nin bugünkü karmaşık durumu, yalnızca son 10-15 yılın değil, çok daha uzun bir tarihsel sürecin ve dış müdahalelerin sonucudur. Mezhep farklılıkları, kolonyal miras, otoriter yönetim biçimleri ve bölgesel/ küresel güçlerin çıkarları, Suriye’yi içinden çıkılması zor bir krize sürüklemiştir. Bu minvalde, Türkiye MİT tırları ile orada olmalıydı ve Amerika buna FETÖ kanalı ile engel olmak istemişti.
Hatta bütün bunlardan sonra, teyide muhtaç bilgi ile yazımıza son verelim: Türkiye’de Hatay Samandağ’da yaşayan Esed’in amcazadeleri, Türkiye’ye getirilen eski Özgür Suriye Ordusu’ndan yaralı askerlerin buradaki Esed akrabalarından olan hastane personeli tarafından öldürülme teşebbüslerini, istihbaratımızın engellediği söylentilerinin de hayali hikâye olmadığı zannı kuvvetlenmektedir.
Ez cümle, genelde dünyayı özelde Orta Doğu’yu (bize göre sınırlarımızı) Avrupa, sömürmek için her yola başvurmuş sivil katliamı, din savaşları ile kirli emeline ulaşmak için asırlardır dünyanın kanını emmiştir. Türkiye ise hep mazlumun, hep mağdurun yanında olmuştur. Türkiye, sınır ötesi harekâtları ve Suriye’deki başarılı hamleleri ile askerî, siyasî ve diplomatik rüştünü uluslararası arenada ispatlamıştır. Gelecek İslâm’ın olacaktır, Suriye İslâm’ın önemli kalesi olmaya devam edecek, elbet makûs tarihini/ talihini yenecektir. Zulüm ile âbâd olan Batak Batı yerle yeksan olacaktır, bu kaçınılmaz mukadder âtidir. Vesselam…
---------------------
KAYNAK
BBC News (2024), “Suriye İç Savaşı Kronolojisi”
Fawaz Gerges (2019), The New Middle East.
UNHCR Reports (2023)
Yezid Sayigh (2017), Carnegie Middle East Center
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) raporları
T.C. Dışişleri Bakanlığı, Suriye Bilgi Notları (2024)
Yezid Sayigh (2017), Carnegie Middle East Center
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) raporları
Gelvin, James L. (2016), The Modern Middle East: A History. Oxford University Press
Rogan, Eugene (2015), Arapların Gözünden Orta Doğu, İş Bankası Kültür Yayınları
İnalcık, Halil, Osmanlı ve Dünya (Seçme Makaleler), Kronik Kitap
Uluslararası Af Örgütü Raporları (2023)
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Suriye Kriz Raporları (2024)



